GÖZLEMEVİ

  • Önceki gün Türkiye; Diyarbakır’da Adana’da ve İstanbul’da barış için bir araya geldi. Kürt sorununa demokratik çözüm aradı. Dün de, tüm dünyada barış günü kutlandı


    Önceki gün Türkiye; Diyarbakır’da Adana’da ve İstanbul’da barış için bir araya geldi. Kürt sorununa demokratik çözüm aradı. Dün de, tüm dünyada barış günü kutlandı. Aydınlar, akademisyenler, siyasiler barış isteğinin hâlâ bir kesimin isteği gibi kabullenildiğini bir kez daha vurguladı. Kürt sorununa nasıl demokratik çözüm bulunurunu yeniden kurcaladı. Barış Meclisi adına İstanbul’da konuşan Aydın Çubukçu: “… önünde ya da sonunda barışı savunanlar kazanacaktır” diye haykırdı.
    Ben, tam iki gün “akıl indirdim”. Kürt sorunu giderek milliyetçiliğin kıskacına giriyordu. Nevruz kutlamalarından, Irak Savaşı üzerine tartışmalara, şiddet ve terörden demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü alanında yaşanılan sorunlara dek, fevkalade geniş bir yelpaze içinde toplum kaygılıydı. O halde, Kürt sorununu tartışmaya açmak, bu soruna demokratik çözüm önerileri üretmek “farzdı”. Şiddet ve terörün durması, Kürt sorununun ekseninde siyasal irade gösterilmesi, çözümün olmazsa olmaz önkoşuluydu. Ama bütün bunların gerisine giden çözüm yollarını da ne yapıp ne edip bulmalıydık.
    Önce Türkiye Kürtlüğünün, Türkiye’ye hiçbir zaman sorun olmadığını düşündüm. Türk diye tanımlananlarla Kürt diye tanımlananlar arasında hiçbir sorun yaşanmamış bu topraklarda. PKK terörü bir kırılmaya yol açıyor gibi göründüyse de, “derin Türklük” ile “derin Kürtlük” onca şamataya karşın kavgaya girişmemiş. Türkiye’nin Güneydoğusunda yirmi küsur yıldır “iç savaş” yaşanmaktayken kavgaya tutuşulmamış. Daha ne olsun? Sorunlara kuyular kazılmış, toprağa ateş basılmış. Gerilim, teröre kaynaklık etmiş etmesine de, bu gerilim Türklerle Kürtler arasında değil, siyasal alanlarda ortaya çıkmış ve de aha işte hepimiz hâlâ tanığız, çıkmakta.
    Çünkü, Kürt sorunu iki anlam taşımakta. “Kürtler etrafında oluşan sorun” ve “Kürtlerin sorunları.” Birincisi, yüzünü bize “terör” olarak göstermiş. İkincisini “Kürtlerin sorunları”yla beslemişiz. Beslemişiz beslemesine de, sorunların önemli bir kısmının “Türklerin sorunları” olarak kendini gösterdiğinin ayırtına varamamışız. Çözümün konuşup tartışmakta olduğunu anlamamışız ya da tartışmaya yanaşmamışız. Kürt sorununa demokratik, kapsamlı, uzun-dönemli ve kalıcı çözüm için ve bu bağlamda somut çözüm önerileri geliştirmek için, sorunu sosyal adalet alanına yerleştirerek tartışmamız gerektiğinin ayırtına varamamışız..
    Masanın öbür tarafına kurulup diyebilirim ki: “Tamam, tartışalım, tamam da söylenenlerin kimileri de doğru hani”. Nedir doğru olan? Çözüm için şiddet ve terörün en kısa zamanda koşulsuz olarak bitmesi gerekmekte. Demokratik reform sürecinin ivedilikle uygulamaya konulması gerekmekte. Sorunun uluslararası boyutunun da halledilmesi, Irak Savaşı sonrasının sivil savaşın, siyasi parçalanmanın, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması gibi çözüm engellerinin aşılması gerekmekte. Doğrudur, doğrular bunlar. Gel gelelim, daha demokratik, daha somut ve uygulanabilir açılım gereksinimlerine ne demeli? O halde, devleti ve siyasal hokkabazları demokratik reformların sürdürülmesi için zorlamalı, demokratik reformların bir an önce uygulamaya sokulması için çalışmalıyız.
    Ve tartışmalıyız.
    Şimdi: “İyi de ne konuşacağız, ne tartışacağız,” diyenleriniz olacak eminim, ben gene de geleceğini, çocuklarının geleceğini bu coğrafyada gören Kürt aydınlarının Kürt kimliği tartışmasını derhal başlatmalarını önereceğim. Kürt aydınları, Türkiye Kürtlüğünün sosyokültürel yapısını gözler önüne sermeli, kimdir Kürt bize tanıştırmalı diyeceğim. Kürtlük, Marmaris’te yaşayan asker eskisinin dediği gibi karda yürürken çıkan “kart-kurt” seslerinden oluşmuş bir kavram mıdır, yoksa Kürt de bu ülkenin diğer insanları ve insanlığın diğer bireyleri gibi olumlu ve olumsuz özellikleriyle, zafiyetleriyle, özlemleriyle, erdemleriyle “insanlar arasında bir insan” mıdır, anlamalıyız.
    Dinleyip anladıktan, anlatılanları algıladıktan sonra devlet odaklı bugünkü anayasayı ilga ederek yerine insan odaklı yeni bir anayasa yapmalıyız. Türkiye’de özgürlükçü, insan haklarına saygılı, ırkçılık karşıtı, çoğulcu, katılımcı, çok kültürlü, (gerçekten) laik, hukukun üstünlüğüne ve sosyal devlet ilkelerine bağlı çağdaş bir demokrasinin eksiksiz biçimde kurulup işletilmesini sağlamalıyız. Özerk yerinden yönetim sistemini benimsemeli, özerk bölgelerin kendi meclisleri tarafından yönetilmesine olanak tanıyan düzenlemeleri sağlamalıyız. Kürtlerin varlığını, dil, kültür ve anadilde eğitim haklarını tanıyacak anayasal ve yasal ortamları sağlamalıyız. Kürt sorununu paşalarla, kurmaylarla, silahlarla değil, siyaset ve hukukla çözmeliyiz. Önce sıkıntıları siyasal masaya yatırmalı, sonrasında hukuksal düzenlemelere başvurulmalıyız. Tüm kültürlerin olduğu gibi, Kürt kimliği, dili ve kültürünün, kamu yaşamının bütün alanlarına dahil olmasının önündeki yasal engelleri kaldırmalı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü eksiksiz sağlamalıyız. Derin yoksunluk ve yoksullukla gelen umutsuzluk kıskacının kırılması, bölgeler arası ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin aşılmasına yönelik yeni bir hamle başlatmalıyız. Ama her şeyden önce sorundan yararlananları, sorunları çözmek yerine sorundan rant çıkartan yerli-yabancı haydutları ortadan kaldırmalıyız.
    Bütüncül çözüm ise, antidemokratik seçim barajının indirilmesiyle başlayacak, yerel kalkınma planıyla sürecektir. Milletvekili genel seçiminde bölgesel düzeyde oy oranı yüzde elli civarında oy alan parti/partiler antidemokratik yüzde on ülke barajı nedeniyle parlamento dışında kalmaktayken soruna kolay kolay çözüm bulunamaz. Sivil toplumu güçlendirmeliyiz. Bugün, sivil toplum düzeyinde kadınlardan gençlik katmanlarına kadar, geniş bir düzeyde yaşanan ciddi bir siyasal temsil ve siyasal katılım eksikliği var. Avrupa Birliği herzesine uyum sürecinden yararlanmalı, AB’ye ayak uydurma koşullarından olan kültürel kimlik haklarıyla ilgili yapılacak demokratik reformları derhal uygulamaya koymalıyız. Bu durum, hiç kuşkum yok ki devletin Kürt sorununu yaşayan insanlara “haklar, özgürlükler ve sorumluluklar” temelinde yaklaşmasını sağlayacaktır. Çok kültürlü anayasal vatandaşlık kimliği ve konumunu böylece yaratmalı, anayasal vatandaşlık kimliğini yasal güvence altına almalıyız.
    Hiç kuşku duyulmasın ki; Kürt sorunu, karmaşık ve üçboyutlu sosyal adalet alanının içsel sorunudur.
    Kürt sorunu bir taraftan hem kişisel, hem de bölgesel düzeylerde yaşanan gelir, refah, eğitim, sağlık, ulaşım, temel gereksinimlerine sahip olma eksikliği, dağılım adaletsizliği sorunudur. Kürt sorunu, Rusya 10 bin askerle 69.700 kilometrekarelik Gürcistan’ı işgal ederken; on binlerce asker, son model uçak, helikopter, araç ve gereçle yirmi küsur yıldır bir avuç teröristle baş edemeyenlerin sorunudur.Kürt sorunu, esas olarak akan kanı durdurmayanların sorunudur.
    Kürt sorununun demokratik çözümü, çözüme düğüm atanların “sorunlarının(!)” çözümü sorunudur.
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net