EMEK DÜNYASI

  • Taraf gazetesi, liberalizmin gözü kara bir “taraf”ı olarak, “liberal solcu”ları, özellikle de dünün solcularını topluyor bünyesine.Çünkü Taraf, “sol”a, sosyalizme, kamuoyunda “solcu” olarak bilinenlerle saldırmanın odağı olarak organize oluyor.


    Taraf gazetesi, liberalizmin gözü kara bir “taraf”ı olarak, “liberal solcu”ları, özellikle de dünün solcularını topluyor bünyesine.
    Çünkü Taraf, “sol”a, sosyalizme, kamuoyunda “solcu” olarak bilinenlerle saldırmanın odağı olarak organize oluyor.
    Bugün bu saldırının, en kaba ve en pervasız iftiracılarından söz edeceğiz.
    Çünkü, ‘68’in 40. yıl etkinliklerinde, gençliğin yeniden ‘68 değerleri’ne yönelişinden öfkeye kapılmış olan liberaller takımı; bu tartışmaların hemen akabinde, “Sol neden Ergenekon davasını sahiplenmiyor?” gibi absürd bir tartışma başlattı. Sanki tek bir kişinin ya da grubun şahsında birleşmiş bir “sol” varmış gibi, “sol şunu niye yapıyor, niye yapmıyor” tartışması başlatarak bir kafa karışıklığı yarattılar. Ve bu karışıklık üstünden sola karşı bir “açık saldırı” başlattılar. Üstelik bu saldırı, solun, devrimci mücadelenin tarihine de götürüldü. Ergenekon’un aslında ‘68 Gençliği’nin milliyetçiliği ile birleştiğini, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının da Ergenekon’la aynı dünya görüşüne sahip olduğunu iddia eden, Rasim Ozan Kütahyalı(*) adlı, adı sanı duyulmamış bir kişinin, birdenbire Taraf’tan ‘68 devrimcilerine sövüp saymasına kimse anlam veremedi. Herhalde “Ebu Bevvam kompleksi”(**) var bu kişinin diye düşünüldü! Çünkü Taraf henüz yeni çıkıyordu ve ilk bakışta da statükoya, baskıcılığa karşı çıkıyor; özgürlüklerin, demokrasinin geliştirilmesini savunan, Kürtlerin haklarının inkarına karşı çıkan “sol bir gazete” sanılıyordu.
    SOLCULAR KATİLLERİN İŞBİRLİKÇİSİ İLAN EDİLDİ
    Ama öyle olmadı; saldırı aynı kişi üstünden “tepkilere yanıt” veriliyormuş gibi, üstelik karalamalara “ideolojik derinlik kazandırılarak” devam etti. Giderek saldırı; Marksizmi, sınıf mücadelesini, işçi sınıfı sosyalizmini savunanlara saldırı olarak sürdürüldü. Ve “sol” kavramının muğlaklığından da yararlanılarak, Birgün gazetesinde yıllarca ekonomi yazıları yazmış, lafta sosyalist (“Üçüncü Yol” savunucusu) bir “sol”cu olan, eski Birgün, yeni Taraf yazarı Cemil Ertem’in, Hrant Dink için Birgün’ün yazı işlerinden birisinin “Atın bu Ermeniyi, artık yazmasın!” dediğini iddia etmesiyle “sola” yönelik saldırı da yoğunlaştırıldı. Çünkü Cemil Ertem’i, bir yazısından sonra; Dink’ten sonra Agos’un yayın yönetmeni olan Etyen Mahçupyan, Birgün’ü hedef alan ama sadece bu lafı ettiği iddia edilen kişiyi, hatta sadece Birgün’ün yazı işleri heyetini de aşarak bütün solcuları, katillerin işbirlikçisi ilan etti.
    Mahçupyan yazısında, “Hrant’tan muhtemelen nefret eden, ölünce de ‘dostu’ kesilen, ‘arkadaşı’ olan bir sol. (...) Onların laiklikten hareketle muhafazakâr alerjisi yaşadıkları için darbeci olduklarını sanırken, şimdi ucu cinayete kadar giden kötülük şebekelerinin içinde doğal olarak yüzen yaratıklar olduklarını keşfediyoruz” diyordu. Yani, “tüm solcular darbeci, cinayet işleyen kötülük şebekeleri içinde yüzen yaratıklar”mış!
    Böyle saçma sapan, mantık yoksunu bir değerlendirme, mühendislik eğitimi almış, üstüne iktisat ihtisası yapmış bir kişiden beklenebilir mi? Eğer ki özel bir düşmanlığı, özel bir misyonu yoksa!
    Bu tartışmayı başlatan Cemil Ertem de bir iktisatçı, ama bir yazısının son paragrafında “İşte şimdilerde, küresel sermaye birikiminin gereği olarak bir iç temizliği yapan Türkiye’de sol da bir iç temizliği yapmak zorunda. Yoksa şimdi hayatta olmayan bir Ermeni aydın için ‘Artık atın bu Ermeniyi, yazmasın!’ diyen ‘solcuları’ daha çok üretir bu toplum” biçiminde bir ifade kullanmıştır. Cemil Ertem, bu paragrafı yazısını sonuna yerleştirirken, değerlendirmenin, iyi niyetle ya da safiyane duygularla, “bir gerçeği söylemiş olmayı” aşacağını bilecek bir eğitim almıştır. Tabii ki amaç, gerçeği söylemek değil de Taraf’ın sola karşı giriştiği saldırı kampanyasına bir provokasyonla katılıp, cephane sunmak değilse!
    ‘SOL’A FAŞİST BİR TARİH YAZILIYOR
    Bu son paragrafın hemen öncesinde Cemil Ertem, aslında, bu son paragrafı masum amaçlarla yazmadığını gösteren şeyler de söylüyordu: “... iktidar fetişizminin, doğal olarak, ırkçı bir ideolojik temele oturmasıdır. Örneğin 1946’da dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu şöyle diyor: ‘Halk Partisi milliyetçidir; yani Türktür, ben Türküm diyen adama Türk muamelesi, ben Türk değilim diyen adama da misafir muamelesi yapılır.’ Şimdi bunun ne demek olduğu açık. Peki, bu halis faşist ideolojiyi yalnız dönemin ve sonrasının faşistleri mi kabul edip gereğini yaptı; hayır, solun bir kısmı da buna büyük ölçüde yamandı.”
    Burada elbette, TKP’nin o yıllarda bu önlemleri desteklemesinden söz ediyor Ertem. Ama o gün bu önlemleri sadece “sol” destekmiş gibi yeniden gündeme getirmesi anlamlıdır. Üstelik de “halis faşist ideoloji’ye solun eklemlenmesi” değerlendirmesi yaparak bunları hatırlatmasının nedeni, son paragrafta Birgün üstünden sola saldırmak içindir. Böylece “sol”un geçmişini “halis faşist ideolojiler”le aynileştirmiş olmaktadır!
    Taraf’ın sola yönelik saldırı başlatmasından beri, çizdiği sol tablosuna bakarsak; sol bugün Ergenekoncuları savunmaktadır; “Atın bu Ermeniy,i artık yazmasın!” diyecek kadar ırkçı, şoven, katillerle işbirliği içindedir; dün ‘68’de milliyetçi ve Ergenekon’un bugünkü ırkçı, şoven tutumuyla ideolojik kardeşlik içindedir ve sol zaten 1940’larda da “halis faşistlerle aynı safta”dır!
    ‘SOL’A SALDIRININ MİLİTANLARI AHLAKİ BAKIMDAN DA SORUNLU!
    Kısacası Cemil Ertem ve diğer “liberal solcu”lar, kapitalizmin devlet müdahalecisi olanından nefret ediyor. Ama liberaline de hayran ve bu serbest rekabetçi kapitalizmle “üçüncü yol sosyalizmi” arasında da kopmaz bir bağ kuruyorlar.
    Burada sadece ideolojik farklılıklar söz konusu olsa, “kişinin görüşüdür” der ve ona göre eleştirirsiniz. Ama liberal solcularla tartışmayı provoke eden kişi olarak Cemil Ertem’in tutumu, sadece “ideolojik fark”la açıklanmaz. Çünkü şu soruların yanıtı açıktadır: Sola bu kadar düşman birisi, Birgün’de ekonomi yazmayı nasıl içine sindirmiştir? Daha yakıcı bir soru da var: Öyle anlaşılmaktadır ki Ertem, Birgün’ün yazı işlerindeki tartışmayı çok önceden beri bilmektedir. Ama bugüne kadar gizlemiştir ve tam da yeni gazetesinin “sola karşı karalama kampanyası” başlattığı bir zamanda ortaya atmıştır. Yani sorun sadece ideolojik olmaktan çok “ahlaki”dir de.
    Muhtemeldir ki Ahmet Altan, sorunun bu ahlaki yanını, “insan ruhunun hastalıklı yaradılışına” bağlar; ama bu hastalık sadece ruhsal mıdır, yoksa niyet ve planlarla mı ilgilidir; tartışılır.
    NEFRETİN TEMELİNDE EMPERYALİZME KARŞI OLUNMASI VAR!
    Elbette okuyucunun aklına; bunca açıklamalardan sonra bile kendilerini de sonuçta “solcu” sayan, sorsak “Ben de solcuyum” diyecek “bu kişilerin (çoğu zaten “üçüncü yol” sosyalizmcisi) sola saldırma nedeni nedir?” sorusu akla takılmaya devam eder. Sanırım şöyle bir açıklama bu soruyu önemli ölçüde karşılar:
    Bunların sola, sosyalizme asıl öfkeleri; küreselleşmeye karşı çıkılmasından gelmektedir. Bu yüzdendir ki küreselleşmeye karşı çıkanları milliyetçi, statükocu olarak suçlamaktadırlar. Solun özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya karşı çıkanlarına; işçi haklarını savunanlara tepki göstermektedirler. Çünkü onlara göre asıl devrimci olan, kapitalizmin gelişmesidir!
    MARKS’LA LENİN’İ KARŞI KARŞIYA GETİRME ÇABASI
    Liberal solcu takımı, görüşlerini zaman zaman Marks’a, Engels’e de dayandırarak, görüşlerinin solda itibar görmesine özen göstermektedirler. “Marks ve Engels haklıydı; ‘Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz’ diyerek enternasyonalist bir çağrı yapmışlardı. Ama Lenin, emperyalizm çağını bahane göstererek ulusların kaderlerini tayin hakkını gündeme getirdi; ‘Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları birleşin’ diyerek işin içine emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini getirerek sosyalizmin içine milliyetçiliği soktu. Bütün sonraki milliyetçi sosyalizm eğilimlerinin kaynağı Lenin’in bu sapmasıdır” iddiasındadırlar. Bu elbette kapitalizme karşı emperyalizme karşı mücadeleyi yasaklamak, bütün emperyalist ideologlar gibi emperyalizme, sömürgeciliğe, kapitalizme methiye dizme solculuğudur.
    ASIL STATÜKO NE, ONU KİM SAVUNUYOR?
    Statükoculuk konusuna gelince; asıl statükocu “liberal solcular”dır. Çünkü bugün dünyanın asıl statükosunu belirleyen, “sosyal devletçi” değil “serbest rekabetçi kapitalizm” ve küreselleşmeciliktir. Eğer bugün statükoya karşı çıkıp yeni bir düzen kurulacaksa, bunun yolu şu ya da bu ülkede, birkaç sosyal devlet kalıntılarına karşı savaşmaktan değil, küreselleşmenin yenilgiye uğratılmasından; dünyanın tekellerin yağmasından kurtulmasından geçmektedir. Yoksa; bir yandan statükoya karşı olmaktan, yeni düzenden söz edip öte yandan en büyük statükoyu savunmak, sadece kapitalizm hayranlığı değil, aynı zamanda ikiyüzlü bir yalancı pehlivanlıktır da. Liberallerin askere, bürokrasiye efelenmeleri de onları yalancı pehlivanlıktan kurtarmadığı gibi emperyalizm savunuculuğuna soyunmuş olmalarının üstünü örtemez.
    Rasim Ozan Kütahyalı, Cemil Ertem ve Etyen Mahçupyan gibi kişiler, küreselleşmeci büyük güçlerin silahşorluğunu yapmaktadırlar. Hele sola karşı giriştikleri ve gerçekte hiçbir dayanağı olmayan; solun en haklı olduğu noktalardan saldırmaları ise bunların gözü karalığının geldiği aşamanın ifadesidir. Yoksa haklılıklarının değil!

    (*) Bilinen tek marifeti ‘68 üstünden sola kara çalmak olan Kütahyalı, bu saldırıdaki performansından sonra olacak, Taraf’ın sürekli köşe yazarı oldu!
    (**) Ebu Bevvam, kimsenin pek ciddiye almadığı; sözüne, varlığına itibar edilmeyen bir kişidir. Ebu Bevvam, adını herkese duyurmak için gider, Zemzem kuyusuna işer! Tabii Müslüman halk gariban Ebu Bevvam’ı linç eder, ama namı da yürür, bugünlere kadar gelir! Hatta siyasette; medya, sanat dünyası vb. alanlarda onu izleyen pek çok figür ortaya çıkar!
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net