DÖNÜŞÜM

  • Almanya’nın 145 yıllık* sosyal demokrat partisi SPD’de “iç çatışma” devam ediyor. SPD Genel Başkanı Kurt Beck, pazar günü parti meclisine istifasını açıkladı ve toplantıyı terk etti.


    Almanya’nın 145 yıllık* sosyal demokrat partisi SPD’de “iç çatışma” devam ediyor. SPD Genel Başkanı Kurt Beck, pazar günü parti meclisine istifasını açıkladı ve toplantıyı terk etti. Oysa parti meclis toplantısında Beck, SPD’nin önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerdeki başbakan adayını kamuoyuna tanıtacak ve böylece haftalardır süren, “Beck havluyu atacak mı?”, “Münterfering yeniden başkan olacak mı?” spekülasyonlarına son verecekti...
    Ama planlar Beck’in istediği gibi değil, Steinmeier/Müntefering ikilisinin istediği gibi oldu. SPD meclis toplantısı öncesinden basına sızdırılan haberlerde, “Başbakan adayına Beck değil adaylıkta ismi geçen Federal Dışişleri Bakanı ve SPD Başkan Vekili Frank W. Steinmeier’in kendisi karar verecek” denilerek, aslında Beck’in parti içinde sözü geçmediği izlenimi güçlendirildi. Hatta bazı ajanslar Beck istifasını açıklamadan, “Beck başkanlık koltuğundan çekilecek” haberlerini abonelerine geçip beş-on dakika sonra bunun doğru olmadığını ileri sürüp tekzip yayınladılar.
    Birkaç saat içinde yaşananların uzun elden planlandığı ortada. Bütün burjuva partilerde olduğu gibi SPD içinde de bu tür darbeler uzun elden planlanıyor ve devrilen şahıs, kamuoyu önüne çıkartılıp, kendi rızasıyla görevden ayrılmış pozlarına giriyordu. Parti de ona bugüne kadarki görevlerinden ötürü teşekkür ediyordu!
    Beck’in ayağının son derece hızlı ve aşağılayıcı bir şekilde kaydırılmasının nedeni ise SPD içindeki “sol” kanadın geçen hafta başında başlattığı inisiyatifti. “Sol” kanadın yayınladığı çağrı metninde çok fazla yeni şeyler söylenmese de SPD’nin ortak olduğu son üç dönemki hükümetin politikaları eleştiriliyor ve “sosyal devletin” yeniden inşa edilmesi talep ediliyordu. Diğer yandan ise Hessen eyaletinde SPD, Yeşiller ile azınlık hükümeti oluşturma ve bunu eyalet parlamentosuna yeni giren Sol Parti tarafından desteklenmesi için başlattığı girişimleri son aşamasına getirmişti. Yani Steinmeier/Müntefering ikilisinin fazla bekleyecek ve Beck’e “şerefli bir gidiş” olanağı sunmaya vakitleri kalmamıştı.
    “Bundan sonra SPD nasıl bir hat izleyecek” sorusuna yanıtları ararken, parti meclisi toplantısının ardından yapılan açıklamalara bakmak yeterli olacak. Geçici olarak parti başkanlığını devralan ve başbakan adayı olarak belirlenen Steinmeier, “SPD, seçim kampanyasını Alman ekonomisinin kardeşi olarak sürdürecek, ona karşı sürdürmeyecek” diyerek SPD’nin çizgisinin daha fazla sermayeye yakınlaşma olduğunu gösterdi. Partinin önde gelenleri tarafından yapılan açıklamalarda, “Almanya tarihinde emekçilerin haklarına karşı başlatılan en büyük saldırı” olarak anılan “Ajanda 2010 Reformları”ndan vazgeçilmeyeceği, parti içindeki bütün grupların artık Steinmeier’i hiçbir şart ileri sürmeden desteklemek zorunda oldukları belirtildi.
    “Sol” kanadın önde gelenleri ise yaptıkları açıklamalarda, “artık grup çatışmalarına son verip ileriye dönük politikalar yapalım” diyerek özü itibariyle sermaye yanlısı kanat karşısındaki yenilgisini kabullendi.
    Son birkaç gün içinde yaşananların somut anlamı şudur: SPD’ye hakim olan grup, sermaye yanlısı politikaların, emekçi haklarına fütursuzca saldırıların, kısaca CDU/CSU/SPD büyük koalisyon hükümetinin devamından yanadır. Görülmesi gereken önemli bir husus, Junge Welt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Arnold Schölzel’in de dikkat çektiği gibi, SPD içindeki bu darbenin gerçekte Alman sermayesi tarafından planlanıp uygulandığıdır!
    Alman sermayesinin bu tutumunun altında Doğu’da bütün eyaletlerde Batı’da dört eyalette parlamentolara girmeyi başaran ve kamuoyu yoklamalarında SPD ile Almanya genelinde neredeyse aynı oy oranına sahip görünen Sol Partinin kaydettiği başarılar bulunuyor.
    Bugünden belirtisi olmayan çok farklı bir gelişme olmazsa, Federal Parlamentoya oylarını en azından ikiye katlayarak girme ihtimali büyük olan Sol Parti, güç dengelerinin daha da bozulmasına ve büyük koalisyon hükümetinin yeniden kurulmasından başka alternatif kalmamasına neden olacak.
    Bu nedenle Alman sermayesi, işi şansa bırakmamak için SPD’ye bizzat müdahale ederek sermaye yanlısı bir başkan ve başbakan adayının seçilmesini sağladı.
    SPD artık ne “sosyal” ne de “demokrat” bir partidir. 1998’den bu yana sürdürdüğü emekçi düşmanı politikalarıyla sosyalliğin yerine sermaye yanlılığı belirleyici olmakta. Demokrasi konusunda da aynı şeyleri söylemek mümkün. SPD’nin başkanı en son olarak 1995 yılında, Lafontaine’nin Scharping’i eleştirdiği ve delegelere “Tercihinizi yapın” diye seslendiği parti kongresinde demokratik bir tarzda belirlenmişti. Ardından “seçilen” bütün SPD başkanları önce kamuoyuna, ardından genelde altı ay sonra parti kongresine başkan adayı olarak sunulmuştu.
    SPD’de yaşananların Sol Partinin güçlenmesine neden olacağı kesin. Ama Sol Parti güçlendikçe bugünden daha fazla sosyal demokrat mirası sahipleneceği de kesin.

    * SPD tarihi 23 Mayıs 1863’te Ferdinand Lasselle’nin öncülüğünde kurulan Genel Alman İşçi Derneği (ADAV) ve 7 Ağustos 1869 yılında August Bebel ve Wilhelm Liebknecht tarafından kurulan Sosyal-Demokrat İşçi Partisi (SDAP) ile başlıyor. 27 Mayıs 1875 yılında ADAV ve SDAP Gotha’da birleşerek Almanya Sosyalist İşçi Partisi SAP kuruldu. “Sosyalistler Yasası”nın çıkmasının ardından SAP adını 1890 yılında SPD-Almanya Sosyal Demokrat Partisi olarak değiştirmek zorunda kaldı. Partinin kuruluş yılı olarak 23 Mayıs 1863 temel alınıyor.
    Serdar Derventli
    www.evrensel.net