GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Toplumun üzerinden kara bulutlar eksilmiyor. Gün geçmiyor ki iktidardan ya da muhalefetten yeni bir kavganın kıvılcımları ortalığa saçılmasın.


    Toplumun üzerinden kara bulutlar eksilmiyor. Gün geçmiyor ki iktidardan ya da muhalefetten yeni bir kavganın kıvılcımları ortalığa saçılmasın. Hangi birinden başlamalı.Ermenistan’la yapılacak milli maç dolayısıyla kopartılan yaygaradan mı? Sosyal demokrat oldukları iddiasındaki ana muhalefet partisinin lideri Baykal’ın , Türk-Ermeni ilişkilerinde spor aracılığı ile de olsa atılacak olumlu bir adıma gösterdiği ham milliyetçilik kokan tepki biçiminden mi? Yolsuzlukların hakkından gelmek için uğraştığını söyleye gelen başbakan Erdoğan’ın, Almanya’da ülkemiz insanlarını ilgilendiren bir yolsuzluk davasından bunca sinirlenip yine medyaya yüklenmesinden mi?
    Yıllardır yazılarımda toplumu sıkıntıya sokan faktörlerin başında sermaye,siyaset ve medya üçlüsünün iç içe geçmiş ilişkilerinin bulunduğunu anlatmaya çalışırım. Bu tür ilişki yumağı içinde çıkarlar çatıştığında suçlu hemen belirlenir. Haberi gün ışığına çıkaran gazeteci. Almanya’da Türk insanını yakından ilgilendiren bir yolsuzluk davası açılır. İddianame yayınlanır. Muhabir haberleştirdiği için suçludur. Türkiye’de özel hayatın gizliliği ilkesini paspas eden “Tele kulak “ olayından halkın bilgi edinmesini gazeteci sağlar , haber büyük yankı bulur ve doğrulanır. Ama haberi toplumu ile paylaşan gazeteciler haklarında dava açılarak ödüllendirilir (!) Sermaye yoğun medya ,çatışmalara muhabir gönderir. Muhabir ,kameraman kadrolu mu sigortalı mı diye sormaz kimse. Polisten dayak yer, kurumu ilişki bozulmasın diye sahip çıkmaz. İktidarsa, ara sıra kayıkçı kavgası yapsa da sermayeyle et tırnak gibidir. Ayrılamazlar birbirinden. Emekçi takımı ile, muhabirle,kameramanla işi olmaz. Sendikalaşmayı, örgütlenmeyi ise hiç sevmez. Sonra günlerden bir gün siyaset,medya ,sermaye güçleri bir haber yüzünden kapışırlar toplumun önünde. Alabildiğine suçlarlar birbirini. İktidar öfkesini tehdit boyutuna ulaştırır. Suçlu mu ? elbette yine gazeteciler...
    Halkın tüm bu gelişmelerden ne denli etkilendiğini bilmek, anlayabilmek olası değil. Doğal gazdan sonra elektrik faturalarına da eklenecek zamların, bütçelerindeki kara delikleri büyüteceğinin ne kadar farkındalar bilemiyorum. İftar çadırları ülkedeki yoksulluğun ayrı bir göstergesi. Oysa garip bir suskunluk içinde halkım; televizyon dizilerini seyretmekten düşünmeye fırsat bulamıyor . 6/7 Eylül yıkımının yıl dönümüydü. Cumartesi günü bir avuç insan pankartları ile Galatasaray’da vakarlı bir protesto düzenlemişler. Etraflarında kalkanları ve başlıkları ile on misli polis. Cumartesi kalabalığı ise bir avuç protestocuyla ilgilenmek şöyle dursun olayın ne olduğunu anlamak için gayret bile göstermiyor. Evet, gerçekten 12 Eylül apolitik bir toplum yaratmak, toplumu sinikleştirmek adına büyük iş başarmış. Bir kez daha tanıklık ediyorum. Demokrasi mi? Daha bizim bir hayli uzağımızda. Sevdiğim bir yazarın, Antoıne de Saint Exupery’nin, insanlık üzerine yazdıklarından
    alıntıladığım satırlar çıkmıyor aklımdan. Özellikle de şu tümceleri :” ...İnsan olmak her şeyden sorumlu olduğunuzu bizzat hissetmek demektir. Sorumlu olmadığınız ve kınanmayacağınız kötülüklerden dolayı da utanç duymanız demektir...
    Koyacağınız her tuğlayla tüm dünyanın inşa edilmesine yardım ettiğinizi bilmeniz demektir. “
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net