Tiksindiğim mesleğim ve eski umutlarım

Tiksindiğim mesleğim ve eski umutlarım

Biraz önce aşağıdaki fotoğrafı ve benzerlerini gördüm. Ne mi düşündüm? Aslında düşünebilecek kadar da kendime değilim... Yıl 1994 idi baraj şantiyeleri arasında kepçeler arasında ve dinamit sesleri altında henüz arkeoloji ikinci sınıf öğrencisiyken gece gündüz çalışıyordum, yanımda Filiz, Nesrin, H

Ar. Gör. Dr. Daniş Baykan


Biraz önce aşağıdaki fotoğrafı ve benzerlerini gördüm. Ne mi düşündüm? Aslında düşünebilecek kadar da kendime değilim... Yıl 1994 idi baraj şantiyeleri arasında kepçeler arasında ve dinamit sesleri altında henüz arkeoloji ikinci sınıf öğrencisiyken gece gündüz çalışıyordum, yanımda Filiz, Nesrin, Hikmet ve diğerleri... Biz orada kendimizce o alanı hatta arkeolojiyi belki de dünyayı kurtarıyorduk. gövde kendini göstermeye başladığında ben oradan uzakta gene heybetli bir barajın gölgesindeydim. Zeugma’da. nutku tutulmuş bir avuç insan bu sefer Anadolu’nun diğer ucunda kurtarıyorduk!!! Yıl 1999’u gösterdiğinde gene Allianoi’daydım, bu sefer gövdeden uzakta Paşa Ilıcası diye bilinen yer ve etrafı kazılıyordu. Umutlar umut üstüne binlerce eser müzeye teslim ediliyor, metrekarelerce ılıca mekanı açılıyordu. Saflık işte umutlandım... Bu değerler bir sulama göletinin setine feda edilmez diye düşündüm. Dedim ya saflık işte... Bu sefer 2001 yılı kazı sezonu haricinde kazıların durdurulduğu 2006 yılına kadar ordaydım, neden? Çünkü umut umut üstüne... Neden? Saflık işte... Her geçen yıl daha da ümitlendim kurtulacak diye...Bu sefer yanımdakilerden sayamıyorum çünkü yüzlerceydi belki umutların artmasında bu tablo da etkiliydi. Çünkü ideal olanın bir gün gerçekleşeceğine inanmamızı sağlayan bir başkanımız vardı Ahmet Yaraş.  Ne oldu cevap aşağıdaki fotoğraflarda... Ne oldu biliyor musunuz ben bazı şeyleri geç de olsa artık anladım...
* Benim gibi saf arkeologların umut beslemesi aptallık...
* Bu ülkeye kültür varlıkları gerekmiyor...
* İdealist olmak sadece acı verir
* İdealist olmamaksa ün, mevkii ve daha bir çok şey getirir
* Mesleki etik günümüzde gereksiz bir ayak bağıdır...
* Ülkeme faydalı olduğumu zannederken, tam tersine ...
Birçok arkeolog aslında benim gibi düşünmedi, orasının kurtulmasına gerek yoktu.... Onlar şimdi yüksek akademik statülerde bazılarının kazıları bile var...
Eee ne anladık bu işten.... İçim acıyor acımakla da kalmıyor kan ağlıyor aslında. Büyüklerimizin dediği gibi Allianoi diye bir yer yok. Zaten hiç de olmadı dimi? 5-10 yıllık bir rüyaydı benim için sonu kabusla biten ama kabustan hiç uyanamayacağım. Büyük çoğunluk içinse mutlu bir sonla biten 5-10 senelik bir kabus.
Var olmayan Allianoi’da aslında içimi en çok acıtan neydi biliyor musunuz? O kadar çok insan ve meslek grubu içinden bir tek arkeologlar sahip çıkmayıp uzaktan uzaktan ilgilenir gibi yaptılar. Bir tek arkeologlar “ee kazmasaydınız”, “eee çok kazdınız ama”, “aaa zaten baraj olacaktı neden yaygara yapıyorsunuz? Ama sizde hep reklam hep reklam, aman işte Ahmet kazıyor, ne yapalım bizim de kazımız var o da çok önemli, ne olacak orası su altında kalsa, bak ben de şurdayım burası daha önemli...” Ve daha birçoğunu benim etikten nasibini alamamış meslektaşlarım söyledi. Bunları kendi aralarında gizli kapılar ardında söylemekle kalmayıp hoca olanlardan derslerinde “ee orası da o kadar kazılmasaydı iyi olurdu üsten iki yüzey araştırması bir jeofizik yapsalardı daha iyiydi” diyebilen çürük zihniyetler de oldu.
Zamanla kirlenmek, zamanda kirlenmeye alışmak, yeri geldiğinde de kirletilmeyi beklemek varılabilecek en kötü son. Arkeologlar istenilen imzaları atarak istediklerine kavuşuyorlarsa, sustukları için rızklarının artacağını sanıyorlarsa ki ne yazık ki bunun böyle olduğunu öğrendik, sadece yazık diyebiliyorum... Sadece yazık... Mesleğime meslektaşıma öğrencilere ve yarınlara yazıkk...
Gerçek şu ki umut bana hayatımda ilk kez bu kadar acı verdi. artık umudum yok, olmayacak da... Ama insanoğlu işte umut etmeden de yaşanmaz ki en azından şunu umuyorum belki bir gün gene Ahmet Yaraş gibi birileri mesleki doğrular için direnir ve belki benim ve arkadaşlarım gibi bir avuç destekçi bulur. Umut işte fakirin ekmeği..

Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü

www.evrensel.net