KONUM

  • Genelkurmay Başkanı olduktan sonra ilk ziyaretini Bölge’ye yapan Başbuğ’un ilk yabancı konuğu, ABD Genelkurmay Başkanı Mullen oldu. Mullen, yapılan görüşmelerde ülke egemenlerinin ve işbirlikçi şoven çevrelerin duygularını okşayan açıklamalar yaptı:


    Genelkurmay Başkanı olduktan sonra ilk ziyaretini Bölge’ye yapan Başbuğ’un ilk yabancı konuğu, ABD Genelkurmay Başkanı Mullen oldu. Mullen, yapılan görüşmelerde ülke egemenlerinin ve işbirlikçi şoven çevrelerin duygularını okşayan açıklamalar yaptı: PKK ile mücadelede iş birliğini sürdüreceklerini, sınır ötesi tezkere konusunda da kararı Türk hükümetinin vereceğini söyledi. Elbette Mullen’in verilen bu desteğin karşılığında ‘stratejik ortak’tan beklentileri de vardı: Türkiye, öncelikle Afganistan ve diğer sorunlu bölgelerde ABD’ye daha aktif destek vermeli; ama asıl önemlisi, NATO ülkesi olma yolunda ilerleyen “Gürcistan’a Rusya’nın yaptığı müdahale karşısında ve olası yeni işgallerin engellenmesi için” Karadeniz’deki ABD varlığının kalıcı olmasının önünün açılması. Özetle Mullen, PKK’ye karşı istihbarat ve tezkerenin uzatılması karşılığında Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında Afganistan’dan İran’a ve Kafkaslara kadar ABD müdahaleciliğine açık destek istemiştir.
    Genelkurmay Başkanı Başbuğ, daha önce ABD ile aralarındaki iş birliğini nitelemek için kullandığı “mükemmel” açıklamasını, geçen hafta burjuva medya temsilcileriyle yaptığı toplantıda da tekrar etti. Genelkurmay’ın ABD ile uyumunun AKP ile ilişkilerine de yansımış olduğu, daha doğrusu ABD’nin bu güçler arasındaki ilişkileri bölgesel çıkarları üzerinden dizayn ettiği biliniyor. Bu rahatlıkla Başbuğ, daha Bakanlar Kurulu kararı çıkmadan, 17 Ekim’de sona erecek tezkerenin 1 yıl daha uzatılması konusunda “hükümette hiçbir kararsızlık görmediklerini” söylemiştir. Tezkerenin uzatılması, hükümetin aldığı karar doğrultusunda 1 Ekim’de açılacak meclis’in öncelikli konularından biri olacak.
    Şubat ayında yapılan sınır ötesi kara operasyonundan sonra o dönem Genelkurmay Başkanı olan Büyükanıt, operasyonun başarısız olduğu yönündeki eleştiriler karşısında “bu tür operasyonlarda ancak sınırlı düzeyde sonuç alınabildiği”ni kabul etmek zorunda kalmıştı. Bugün sorunu çözmeyeceği görülmüş olmasına rağmen savaş tezkeresi neden uzatılmaktadır? Devletin bugüne kadar “örgüte katılımı engelleyemediğini” kabul eden Başbuğ, çözüm adına Kürt halkının ulusal demokratik mücadelesine karşı askeri ve siyasal alanda baskıların artırılmasını dayatmaktadır. Çözüm adına daha çok operasyon, daha çok çatışma ve daha çok ölümün dayatılmasının bu ülkede yaşayan halklara yeni acılar yaşatmak anlamına geleceği açıktır. Bu politika ancak, varlığını savaş ve şiddet üzerinden sürdüren güçlerin çıkarınadır. ABD Genelkurmay Başkanı Mullen’in ülke egemenleriyle yaptığı görüşmelerden sonraki açıklamaları, ülke egemenlerinin emperyalist bölge stratejisine bağlanması karşılığında onlara Kürt sorunu konusunda destek verildiğini, başka bir değişle ABD’nin Kürt sorununu egemenleri kendi politikalarına yedeklemek için kullandığını göstermektedir.
    Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un girişimleri ve ABD’nin hazırlığını yaptığı hamleler, AKP Hükümeti’nin tezkerenin uzatılması yönündeki kararının bugün var olan durumun devamından öte bir anlam taşıdığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ekim ayında meclis’e gelecek tezkereye karşı mücadelenin, sadece savaş ve operasyonlara karşı değil, aynı zamanda Bölge’deki her türlü melanetin kaynağı olan emperyalizmin bölge stratejisine karşı da bir mücadele olacağı bilinmelidir. Bu bakımdan tezkereye karşı mücadelenin, demokrasi ve halk güçleri tarafından halkların eşitliğine dayalı bağımsız demokratik bir ülke kurma mücadelesinin bir adımı olarak değerlendirilmesi önem kazanmaktadır.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net