krizin çanları kimin için çalıyor

Elektriğe, suya her gün zam yapılıyor. Bir tüp parası 50 YTL olmuş. Gün oluyor bir kibrit parasına ihtiyaç duyarak geçiyor günlerimiz. Ne yeşil kartımız ne de sigortamız var. Allah’ın bir kulu da gelip,aç mısınız, susuz musunuz demiyor.


Karşıyaka, adını Kentsel Dönüşüm Projesi ile yıkıma uğrayan (ve yıkımın devam edeceği) mahallelerden biri olması ile sıkça duyurmuş, Ankara’dan Denizli’ye girerken yolun sol yanındaki tepede kurulu bir mahalle. Kim bilir belki de şehre karşı duruşundan kaynaklı olarak verilen Karşıyaka ismiyle de uyuşur durumda. Kriz çanlarının giderek daha çok duyulduğu bugünlerde, bir taraftan kentsel dönüşüm denilerek evleri yıkılan, öbür taraftan sağlıkta reform denilerek sağlıksızlığa itilen ve parasız eğitim diyerek daha çok yolsuzluk ve paraların alındığı bir dönemde yaşamanın nice zorluklarını yakından görüyoruz Karşıyaka’da. Aklımızda ramazan ayı nedeniyle yapılan erzak yardımlarından faydalananların kalan on bir ay boyunca dayanmak zorunda kaldıkları yoksulluk çilesi var. Mahalleye girdiğimizde bile sessiz bir hüzün kaplıyor içimizi. Kime ne soracağımızı bilemiyoruz ilk önce.

Pazardan bir kilo pırasa alabiliyorlar
Sokağa, evlerinin önüne oturmuş iki kadının sohbetine ortak oluyoruz bir yerden. Dertlerini sıkıntılarını aktarmak, görmek istiyoruz. Anlatacakları belki de ülkenin bir çoğunun sessizce kendi içinde yaşadığı gerçekler. İkisinin okuduğu, üç çocuğuyla birlikte yaşayan Sultan hanımın evine düzenli olarak bir maaş uzun süredir pek girmiyor. Evin geçimini sağlayan en büyük oğlu çalıştığı Tümteks fabrikasının kapanmasının ardından yaklaşık dört aydır işsiz. Zaman zaman telefon ve televizyon tamiri yaparak birkaç aydır eline geçen birkaç kuruş ve işsizlik sigortasından aldığı maaşla evini geçindirmeye çalışan oğlunun yaptığı iş başvurularının çoğu cevapsız kalmış. İşten çıktıktan sonra 6 ay süreyle verilen işsizlik sigortasından alınan para ise her ay giderek azalmakta iken yakında bu süre dolarak tamamen kesilecek. Neredeyse 3 aydır pazar masraflarını yapamadıklarını söyleyen Sultan hanım, bu hafta yemek için evine sadece bir kilo pırasa ile yarım kilo ıspanak girdiğini belirtiyor. “Artık bütün hafta boyunca bunlar bizi bi şekilde doyuracak” diyen Sultan hanım krizin en çok onları etkileyeceğine, zenginin varlıklının hiç zararı olmayacağını düşünüyor. Parasız eğitim denmesine rağmen, nakil için istenen 25 YTL’yi bulamadığı için çocuklarından biri hâlâ daha okula başlayamamış Sultan hanımın. “Elektriğe, suya her gün zam yapılıyor. Bir tüp parası 50 YTL olmuş. Gün oluyor bir kibrit parasına ihtiyaç duyarak geçiyor günlerimiz. Ne yeşil kartımız ne de sigortamız var. Allah’ın bir kulu da gelip, aç mısınız, susuz musunuz demiyor” diyen Sultan hanım yaklaşan kış ayına karşın ne odun ne de kömür alamadıklarını belirtiyor. Sultan hanım tüm yaşananların AKP’nin başa gelmesiyle daha da arttığını söylerken, bir yandan okullarda parasız kitap dağıtırken diğer yandan şekerin, ekmeğin fiyatının kat be kat arttırılmış olmasına bir anlam veremediğini belirtiyor. Yanlarından ayrılırken “Ortalık böyle giderse çok kötü, umarım her şey değişir” diyor Sultan hanım.

Evlerle birlikte hayatlar da yıkılıyor
Kentsel dönüşümün yakında hedefi olacak olan ve dozerleriyle yıkımın çok yakın olduğu başka bir eve konuk oluyoruz bu kez. Kılıç ailesi de yaşamanın giderek artan zorluklarını ve göçün getirdiği sıkıntıları yakından yaşıyor. Türkiye’nin öbür ucu olan Ağrı’nın soğuk kışlarından kaçarak, iş bulma umudu getiriyor belki de Kılıç ailesini Denizli Karşıyaka’ya. Sohbetimize Ramazanın nasıl geçtiği konuşarak başlıyoruz. “Bazen iftarı yapacak yemeği zor bulduk. Çocuklarımı aç koymamak için, belediye başkan yardımcısından 50 YTL alıp, onları doyurabildim” diyen anne Altın Yıldız’ın çocuklarını en iyi şekilde doyurma, giydirme ve bakma özlemi sesindeki duygudan hissediliyor. En küçük oğlu Erkan Yıldız, doğum esnasında yaşanan bir hata nedeniyle sol kolunu kullanamıyor. Yaşı küçük olduğu için Erkan’ın kolunun düzelme umudunu taşıyan Kılıç ailesi, çocuklarının tedavisini yaptıracak yeterli parayı bir türlü bulamamış. Valilikten, vakıflara kadar pek çok yere başvuru yapan anne Altın Yıldız, kendisine her seferinde ‘Senin eşin sigortalı olduğu için yardımcı olamayız’ dendiğini belirtiyor. “Sigorta bu masrafı karşılamıyor, benim çocuğumun iyileşmesi için eşimden ayrılmam mı lazım?” diye soran Yıldız, çocuklarının yırtık ayakkabılarla gezmesinden, onları ısıtacak odunu kömürü alamamaktan yakınıyor. Daha önce ki kış yakacak olmadığı zaman kendi giysilerini sobada yakarak çocuklarını ısıttığını belirten Altın Yıldız, “Her oy zamanı olduğu gibi gelip bizi sevecekler. Yüzümüze gülerek yapacaklarını anlatacaklar. Bizden oy toplamamızı isteyecekler. Bizim onlara bir ihtiyacımız düştüğünde sen sigortalısın diyerek gönderecekler” diyor.
Yıkılacak olan evlerden ilki olan bu evde eskilere göre daha da zor bir kış geçeceğe benziyor. Altın Yıldız’ın eşi nakliyat işinde çalışıyor ve kış yaklaştığında işler giderek azalıyor. Gittiği günlerde para alabilen eşinin kazandığıyla ne çocuklarını giydirebildiğini ne de elektrik su faturalarını karşılayabildiklerini belirten Yıldız “Orta 3’e giden bir kızım var. Derslerinde çok başarılı. Kursa gidip sınavlara girmek istiyor ama bizim bunu karşılayacak gücümüz yok. O ne kadar başarılı olsa da imkanımız olmadığı için okuyamayacak. Erkan sakat ve küçük olduğu için ben de çalışamıyorum. Her yere gidip yardım istiyorum ama ne çare ki bir faydası yok” diyor. Ve yanlarından ayrılırken dertlerini yazacak olduğumuzdan dolayı “Allah sizden razı olsun, umarız bizi unutanlarda okuyarak yanımıza gelir” diyorlar.
Krizin getirilerini anlamak ve anlatmak için ille de iktisatçı ya da ekonomist olmaya gerek yok. Karşıyaka’da yakında yıkılacak olan bir evde anne olmak ya da kendi derdini unutarak çocukları için elinden geleni yapan bir baba olmak yeterli belki de.
Funda Canoğlu - Deniz İpek
www.evrensel.net