SAĞLICAK

  • Geçtiğimiz hafta önce TTB, DİSK, KESK ve TMMOB, ertesi gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı Taslağı” hakkında basın açıklaması yaptı.


    Geçtiğimiz hafta önce TTB, DİSK, KESK ve TMMOB, ertesi gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı Taslağı” hakkında basın açıklaması yaptı.
    İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda sendikalar ve meslek örgütlerince ilk kez geniş katılımlı basın açıklaması yapıldı ve açıklama adrese gitti. Panik halinde iş kazası ve meslek hastalıkları istatistiklerini ironi yaparcasına bir kez daha tekrar eden ve işçinin nasıl katledildiğini başka bir ülkeden bahsediyormuş gibi aktaran Çalışma Bakanı Faruk Çelik tarafından yapılan açıklamada bazı noktalar dikkat çekiciydi.
    Bakan Çelik, yasa tasarısının gerekçesini kendince ifade etti ve İş Kanunu’nun çeşitli maddelerinde bulunan iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerini bağımsız olarak yeniden oluşturduklarını söyledi. Bakan’ın yaptığı açıklamada “sosyal tarafların talep ve değerlendirmelerini taslağa yansıtmaya çalıştıklarını” iddia etti. Çelik ayrıca “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı Taslağı ile bütün çalışanların iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alındığını, sağlık ve güvenlik önlemleriyle ilgili çalışan sınırının kaldırıldığını” söyledi.
    Yasa Taslağı ile yapılmak istenen düzenlemeler Çelik’in söylediği gibi yeni değil. Bu düzenlemeler daha önce 2003 yılında “İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği” ile yapıldı. Danıştay yönetmeliği iptal ederek Tüzük hazırlanmasını istedi. Hazırlanan “İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü” de Danıştay tarafından uygun bulunmadı. Geçtiğimiz Mayıs ayında apar topar TBMM’den geçirilen “istihdam paketi” içerisindeki işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgili maddeler esas olarak işverenin istediği maddeler oldu. Ancak işverenlerce yetersiz bulunmuş olmalı ki daha ağır darbeler vuran yeni düzenlemelerle Taslak Meclis gündemine getirildi. Yapılan düzenlemeler söylendiği gibi “sağlık ve güvenlik önlemleriyle ilgili çalışan sınırının kaldırılmasını” değil esas olarak “işyerlerinin piyasa koşullarında dışarıdan sağlık ve güvenlik hizmeti” almasını öngörüyor.
    Şimdiye kadar yapılan düzenlemelerde görüş belirtildiği halde Bakanlık bildiğini okudu. Bakan “sosyal tarafların talep ve değerlendirmelerini taslağa yansıtmaya çalıştıklarını” söylüyor. Sendikalar ve meslek örgütlerinin basın açıklamasında; “Taslak ile getirilmek istenen düzenlemelere onay vermelerinin mümkün olmadığı” belirtilerek, karşı duruş gerekçeleriyle birlikte önerilerini sıraladılar. Bakalım dikkate alınacak mı?
    Taslak netleşmeden TTB, DİSK, KESK ve TMMOB tarafından yapılan açıklamayı doğru bulmadığını söyleyen Bakan “istihdam paketi” içerisindeki bazı maddelerin komisyonlarda dahi görüşülmeden doğrudan mecliste oylandığını unutmuş görünüyor.
    Bakan’ın basın açıklamasındaki ana mesaj “Yasa Tasarısı ile bütün çalışanların iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alındığı” iddiası oldu. Gerçekten tüm çalışanlar (kastedilen devlet memurlarıdır) yasa kapsamında “iş sağlığı ve güvenliği” hakkına sahip olacak mıydı? Devlet memurlarının haklarını düzenleyen 657 sayılı Kanun’un 188.maddesi “kaza ve mesleki hastalık” hallerini tanımlanmasına rağmen, sosyal sigorta yardımları konusunda bir düzenleme yapılmadığı için mağdur olanlar haklarını alamadılar. İşveren (yani devlet) prim ödemediğinden ya da genel bütçede karşılığı olmadığından devlet memurları iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hakkından yararlanamadı.
    5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSS) ilk kabul edildiğinde memurlar iş kazası ve meslek hastalığı kapsamına alındığından Devlet Memurları Kanunu’nun söz konusu 188.maddesi yürürlükten kaldırılmıştı. Anayasa Mahkemesi tarafından SSGSS’de iş kazası ve meslek hastalıkları primi memurlar yönünden iptal edildi. İptal kararı sonrasında SSGSS ikinci kez TBMM’ye geldiğinde birçok konuda bir şekilde kapsama alınan memurlar, iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamına alınmadı. Böylece durum tekrar eski haline döndü.
    SSGSS’ye göre; memurlar, yüzde 5’i GSS, yüzde 11’i malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası olmak üzere emekliliğe esas aylık tutar üzerinden yüzde 16 prim ödeyecek. Kurum tarafından ödenecek oran ise; yüzde 7.5 GSS, yüzde 12.5 malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası olmak üzere yüzde 20 olacak. Özet olarak tüm çalışanlar için ödenen iş kazası ve meslek hastalığı primi devlet memurlar adına ödenmeyecek. SSGSS devlet memurları için meslek hastalığı tanımı yapmazken, iş kazası yerine ‘vazife malullüğü’ tanımını yaptı. Yasaya göre; kamu çalışanı görevini yaparken kazaya uğrarsa ‘vazife malulü’ sayılıyor ve sürekli işgöremezlik geliri alabiliyor, kamu görevlisi askeri bir harekette malul duruma düşerse ‘harp malulü’ sayılıyor ve ek bir zam daha alıyor.
    Yeni düzenlemeye göre kamu çalışanları için vazife malullüğü ve ölüm aylığına karşılık olmak üzere kamu bütçesinden yüzde 5 ek prim ayrılacak. Bu kaynak; harpte fiilen ateş altında; harp bölgelerinde veya harbe hazırlık devresinde, barışta ve olağanüstü hallerde, yabancı ülkelere Türk Silahlı Kuvvetleri gönderilmesini gerektiren durumlarda kullanılacak.
    Celal Emiroğlu
    www.evrensel.net