Bir ekol şart ama...

Gidişata bakılırsa milli takım, bundan sonra da şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor


Fatih Terim, Estonya maçı öncesindeki basın toplantısında, “Avrupa Şampiyonası’nda yarı finale yükselmiş bir takım olarak artık bir ekol ve sistem sahibi olmalıyız. Sık sık sürpriz sonuçlar alan bir takım kimliğinden kurtulmalıyız” diye konuşmuştu. Tabii ki istikrarlı bir grafik tutturabilmek için futbolda bir ekol ya da sistem sahibi olmak çok önemli. Ama bundan önce futbolculara, futbolun bir takım oyunu olduğu gerçeğinin kavratılması ve de bu oyunun temel ilkelerinin öğretilmesi gerekmiyor mu? Takım oyunu becerilemeyip bunun üstüne bir de bu oyunun temel ilkeleri göz ardı edilince, Estonya gibi mütevazi bir takıma karşı bile puan yitirebiliyorsunuz. Sonra da gelsin ardından, “Top istemedi”, “Top bizi sevmedi”, “Şanssızdık” gibisinden zırvalar...
Milli takım, her şeye karşın Estonya’yı yenebilirdi ama bu, takım oyunundan uzak kalış gerçeğini değiştirmezdi. Özellikle bazı oyuncuların topu ayağında gereğinden fazla tutması, takım oyunu önündeki en büyük engel... Bireysel oyunun, kurtarıcı(!) beklentisinin ön plana çıktığı bir anlayışla, günümüzün futbol düzeyinde ağırlığını hissettirecek bir ekol oluşturabilmek mümkün olabilir mi?
Takım oyunu olmadan asla
Estonya, fizik gücü ve disiplinli mücadelesiyle rakibini oynatmamaya çalışan mütevazi bir takım. Oyunu genellikle kendi alanlarında kabul ediyorlar. Topu kaptıkları anda ise hızlı hücumla rakip savunmayı eksik ve dengesiz yakalayıp gol bulmaya çalışıyorlar. Estonya gibi özellikle kendi yarı alanında sürekli pres yapan, rakibin yüzünü döndürmeyen bir takıma karşı ancak olabildiğince hızlı ve seri paslaşmalarla sonuca gidilebilir. Hızlı ve seri paslaşmalar yapabildiğiniz ölçüde, kapalı savunmaların yerleşim dengesini ve kademesini bozup gol pozisyonu yaratabilirsiniz. Milli takım, ikinci yarının başında bunu kısmen yapıp etkili oldu. En çok gol pozisyonunu da o zaman buldu. Ama oyunun büyük kısmında milli takım futbolcuları topu ayaklarında gereğinden fazla tutup oyalanarak rakip savunmanın yerleşmesine, kapanmasına fırsat verdiler. Futbolda 1 saniyenin hatta bir anın bile büyük önemi var. 1 saniyelik gecikmeyle ayaktan çıkarılan top, çok şeyler yitirilmesine neden olabilir. Özellikle Arda, Kazım, Sabri ve sonradan oyuna giren Yusuf ilk planda hep bireysel oyuna yöneldiler. Ve çoğu zaman da topu kaptırdılar. Aurelio da hemen hemen hiç risk almadığı halde topu ayağından geç çıkarıyor. Oysa modern futbolda topu özellikle de rakip sahada, seri paslaşmalarla çevirebilmek çok önemli. Bir oyuncu daha top kendisine gelirken ne yapacağının kararını verebilmeli. Kuşkusuz oyuncular çalım denemesine de girişebilirler ama bunu kendileri ve takımları için en uygun zamanda yapmalılar. Oyuncular, bireysel yetenek ve yaratıcılığın, takım oyunundan kopmadan, takım oyunuyla uyumlu bir şekilde ortaya konduğu zaman verimli sonuçlar doğuracağını unutmamalı. Arda gibi karşısında 2-3 rakip varken sürekli olarak çalım denemesine girişen bir oyuncuyla takım oyunu oynamak kolay değil elbette...
Modern futbolda takım oyunu oynamayı beceremediğiniz sürece, bir ekol sahibi olmanız mümkün olmadığı gibi sürpriz sonuçlara açık kalmaktan da kurtulamazsınız. Gidişata bakılırsa, milli takım bundan sonra da şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor...
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net