GÜNDÖNÜMÜ

  • Başbakan’ın, “Krizi fırsata dönüştürebiliriz” derken sermayenin temsilcisi olarak konuştuğunu unutmayalım.


    Başbakan’ın, “Krizi fırsata dönüştürebiliriz” derken sermayenin temsilcisi olarak konuştuğunu unutmayalım. Başbakan aslında kriz gerekçesiyle emekçilerin dolaylı ve dolaysız vergileri ile oluşan kaynakların patronlara aktarılması ve işçilerin kazanılmış haklarının geri alınması, emek düşmanı politikaların hayata geçirilmesi için krizi bir fırsat olarak değerlendirmektedir.
    Kapitalizmin kaçınılmaz olarak ürettiği ekonomik kriz, kapitalist devletlerin halktan topladıkları kaynakları şirketlere ve bankalara aktarmalarına rağmen önlenemiyor.
    Kriz, bir yandan bazı şirketlerin/sermayenin el değiştirmesine sebep olurken, öte yandan patronlar krizin yükünü işçilere ve emekçi halka yıkmak için işçi çıkartma, işçilerin mücadele ile kazandıkları hakları ellerinden alma çabalarına girişmiş bulunuyorlar.
    Tam da bu noktada Bosch, Tofaş gibi fabrikalarda işçiler işten atılmakta, ücretsiz izne çıkarılmaktadır. Bu fabrikaları Renault ve diğerlerinin izleyeceği de bilinmektedir. MESS patronları Başbakan’ın söz ettiği kriz fırsatından yararlanarak işçilerin ücretlerinde enflasyonun yarısına bile karşılık gelmeyen yüzde 4.15’lik artış önerirken, ayrıca buna karşılık olarak fazla çalışma ücretinin yüzde 100’den yüzde 75’e düşürülmesini, denkleştirme ve telafi çalışması gibi esnek çalışma yöntemlerinin sözleşmeye konulmasını vb. istemektedir. Patronlar esneklik hükümlerini sözleşmeye yerleştirebilirlerse, rahatlıkla işçileri işten atabilecekler ve kalanları geceli gündüzlü fazla çalışma, denkleştirme ve telafi çalışması ile çalıştırarak tatlı kârlarını kat be kat artıracaklardır.
    Başta Birleşik Metal-İş üyesi işçiler olmak üzere tüm metal işçileri, dayatmaları kabul etmeyeceklerini ilan ederek eylemlere başladılar.
    Ne var ki Türk Metal’in örgütlü olduğu Bursa’daki fabrikalarda sendika yöneticileri, patronların oyunlarına destek olur nitelikte uygulamalara başladılar. İşçilerin birliğinin en önemli olduğu bu dönemde yasalarda yer almayan ücretsiz izin uygulamasına göz yuman Türk Metal yöneticileri ve işyeri temsilcileri, bu uygulamaya direnmek yerine, işçilerin ücretlerinin bir bölümünden vazgeçerek izinli sayılmalarını kabul etmektedir. Bu uygulama, işçiler arasında bölünmeye sebep olabilecek bir uygulamadır ve tehlikelidir. Türk Metal 1998 yılında da benzer bir tutum almış ve işçiler, toplu halde bu sendikadan istifa etmişlerdi. Elbette burada anlatılmak istenen, işçilerin sendikadan istifa etmesi gerektiği değildir. Sendikalar işçilerin mücadele örgütleridir. Ancak sendika yöneticileri ve temsilcileri, işçilerin hak ve çıkarlarını koruma ve mücadeleyi örgütleme konusunda görevlerini yapmazlarsa, hele patronlarla iş birliğine soyunurlarsa, işçiler gereken tepkiyi vermekten kaçınmayacaklar ve sınıf düşmanlarına nasıl davranılırsa öyle davranmaktan kaçınmayacaklardır. İşçi sınıfı tarihi bu örneklerle doludur.
    İşçilerin en önemli silahları örgütlü ve birleşmiş güçleridir. İşçilerin birliğinin önemini çok iyi bilen ve birliği engellemeye çalışan patronlar, bunun için kimi zaman polisi ve jandarmayı, kimi zaman da işbirlikçi, bürokrat sendika yöneticilerini devreye sokmaktadır. İşçiler bu düşman güçlere karşı sendika farkı gözetmeden mücadeleci sendikacılar, işçi önderleri ve elbette mücadele örgütleri olan sendikaları ile mücadele edeceklerdir. Emekçiler krizin yükünü üstlenmek, emperyalist-kapitalist sömürüye katlanmak istemiyorsa, ülkenin emperyalist ülkelerin kuklası haline getirilmesine, Boğazların savaş gemilerinin yol geçen hanına dönüştürülmesine, Türkiye’nin ABD ve diğer emperyalistlerin çıkarına komşularına saldırı üssü olarak kullanılmasına; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, barınma, insanca yaşama haklarına sahip çıkmak istiyorsa, birleşmek ve mücadele etmekten başka yol yok.
    Bu sorunların kaynağı emperyalist-kapitalist sömürü düzenidir. O nedenle mücadelenin nihai hedefi kapitalist sistemi yok etmek ve sömürünün olmadığı, insana yakışır bir düzen kurmak olmalıdır. Yoksa bugün korunabilse bile kazanılmış haklar ilk fırsatta geri alınabilirler. Bilinir ki işçilerin birliğini engellemek, oluştuğunda da parçalamak için ırkçı-milliyetçi kesimler; polisiyle, jandarmasıyla güvenlik güçleri; sağcısıyla solcusuyla sermaye partileri ve siyasetçileri, patronların emrine hazırdır.
    İşçilerin tek güvencesi ise sınıfın örgütlü gücü ve elbette sınıf partisidir.
    Yaşanan kriz, patronların saldırılarının artması için değil, sömürü düzeninin değiştirilmesi için bir fırsata dönüştürülmelidir.
    Hasan Hüseyin Evin
    www.evrensel.net