YAŞADIKÇA

  • Anamalcı sistem yaşlanıp küreselleşerek son çırpınışlarını sürdürürken, ortaya çıkan bu krizden sonra her kafadan bir ses çıkmaya başladı.


    Anamalcı sistem yaşlanıp küreselleşerek son çırpınışlarını sürdürürken, ortaya çıkan bu krizden sonra her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Anamalcı sistemin savunucusu ve bağımlısı birtakım akademisyenler bile; “Acaba Marx haklı mıydı?” demeye başladılar. Fakat gene de gerçekleri çarpıtmaya devam edenlerin sayısı az değil.
    Yaşamakta olduğumuz bu kriz, öncelikle anamalcı sistemin yarattığı ve kaçınılmaz olan bir krizdir. Anamalın küreselleşmesinin yoksulluğu da küreselleştireceği bir gerçektir. Anamalcı sistemi savunanların da, öncelikle Marx’ın yapıtlarını okumaları gerekmektedir. Marx’ı ve Lenin’i bilmeyen anamalcı teorisyenler, anamalcı efendilerinin çıkarlarını da doğru düzgün savunamazlar.
    Bugün ülkemizde birçok üniversitede, ekonomi bölümünde öğretim üyesi olup da Marx’ı tanımayan o kadar çok kişi var ki, şaşarsınız! Bu zevat, Marx’ı ancak birtakım anamalcı teorisyenlerin, Marx’ı saptırdığı ya da çamur attığı “eserlerinden” tanımaktadırlar. Durum böyle olunca da doğal olarak çuvallamaktadırlar. Bir kısım “uyanıklar” ise Marx ile Lenin’i karşı karşıya getirerek kafa karıştırmak istemektedirler.
    Feodal sisteme göre daha ileri bir sistem olan anamalcı sistem, artık insanların gereksinimlerini karşılayamıyor. Onları mutlu edemiyor. Hem insani değerleri hem de doğayı bozuyor. Bu sistemde insanlar birer rakamlar dizisi olmaya başlamıştır. Onların duyguları, düşünceleri, insanca yaşama hakları ve özlemleri hiçbir şekilde önemsenmemektedir. Küreselleştikçe sıkışan, sıkıştıkça küreselleşen bir döngünün içerisine giren anamalcı sistemin, insanları mutlu etmesi mümkün değildir. Çünkü bilim ve teknikte gelinen nokta ile toplumların bu gelişimden yararlanmalarının düzeyi çok farklıdır. Bugün insanoğlunun ve insankızının geliştirdiği bilimsel ve teknolojik düzey, dünyadaki herkesin çok rahat bir şekilde yaşamasını sağlayabilecek aşamadadır. Yeter ki kaynaklar ve birikimler toplumcu bir anlayışla değerlendirilsin! Ama anamalcı sistemin böyle bir hedefinin olmaması, dünya halklarının varlık içinde yokluk çekmelerine neden olmaktadır.
    Bu zenginlik ve yoksulluk ya da “bu cennet ve bu cehennem” anamalcı sistemin eseridir. Anamalcılar için cennet olan bu dünya, geniş halk yığınları için cehennemin değişik kademeleri olarak sürmektedir. Oysa öznesine doğayı ve onun bir parçası olan insanı alan toplumcu bir dünya, herkes için gerçek bir “cennet” olacaktır.
    Anamalcı sistemin oluşturduğu “cennetler” de “cehennemler” de kademe kademedir. En zenginler “cennetin” en güzel katındayken, bu durum giderek aşağıya doğru inmektedir. Tersi durumda aynen bu şekilde işlemektedir. En fazla sömürülenler ve en düşük yaşam seviyesine tabi olanlar ise en geri kalan ülkelerin halklarıdır.
    Bizim ülkemiz, küresel sermayenin çöreklendiği bir ülke olmadığından ve gelir dağılımı çarpık olduğundan, küresel sermayeye bağımlı bir anamalcı sisteme sahiptir. O nedenle emekçiler üzerindeki sömürü daha fazladır. Bizim gibi ülkeler arasında rekabet oluşturan küresel emperyalistler; bizim gibi ülkeleri, ürünleri daha az kâr marjıyla üretmeye zorlamaktadırlar. Bu durum yeni teknolojileri kullanmayı da zorlamaktadır. Bir yandan teknoloji artırılırken diğer yandan da verimliliğin artırılması (az elemanla en çok işi çıkarma...) birçok emekçinin işsiz kalmasına neden olmaktadır.
    Yeni teknolojileri kullanan sektörlerin başında otomobil fabrikaları gelmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, küresel rekabet için gerekli olan girdilerden biri de ileri teknolojidir. Ama gözden kaçırılmaması gereken durum ise sadece teknolojinin yeniliğin yeterli olmamasıdır. Teknolojik yenilik kapitalist sermaye birikimi için gerekli olan ‘rekabette’ yeterli olsaydı, otomobil devleri üretimleri Avrupa’dan Doğu Avrupa ve Türkiye’ye kaydırmazlardı. Avrupa’da teknolojilerini yenilemekle yetinirlerdi.
    Şu anda otomobil fabrikaları bir yandan işçi atıp işçilerin maaşlarında kısıntıya giderken, diğer yandan tam gaz teknolojik dönüşüm çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu durum diğer sektörler için de geçerlidir. O nedenle, işlerine son verilen emekçilerin, kriz sonunda birçoğu tekrar işlerine dönemeyeceklerdir. Teknoloji ve içerideki köle koşullarında çalışan işçilerle üretim devam edecek...
    Emekçilerin ve emekten yana mücadele eden parti ve örgütlerin bu kriz durumunu çok iyi değerlendirmeleri ve emek cephesini sağlamlaştırmaları kaçınılmaz bir görevdir. Süreç, sınıfsal mücadelenin yükseltilmesi yönünde çok önemli fırsatlar sunmaktadır.
    Enver Şat
    www.evrensel.net