KONUM

  • Cumhuriyet’in 85.yılı, Kürt sorunuyla ilgili tartışmaların gölgesinde geçti. Can Dündar’ın 29 Ekim’de gösterime giren ‘Mustafa’ filmi, M. Kemal’in filmin bir sahnesinde Kürt sorunu ile ilgili söyledikleri üzerinden tartışılıyor.


    Cumhuriyet’in 85.yılı, Kürt sorunuyla ilgili tartışmaların gölgesinde geçti. Can Dündar’ın 29 Ekim’de gösterime giren ‘Mustafa’ filmi, M. Kemal’in filmin bir sahnesinde Kürt sorunu ile ilgili söyledikleri üzerinden tartışılıyor. M. Kemal 16 Ocak 1923’te gazetecilerle yaptığı görüşmede, cumhuriyetin kuruluşundan sonra “Hangi sancağın halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk idare edeceklerdir” açıklamasını yapıyor. Aslında bu açıklamadan daha önce de Sivas Kongresi’nde Kürtlere serbestlikten söz edilmiş, Amasya protokolünde Anadolu, Türklerin ve Kürtlerin yurdu olarak tarif edilmişti. Sadece bu söylenenlere ve sonra yapılanlara bakarak, Kürt sorununun Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin asli bir unsuru olan Kürt halkının, Cumhuriyet rejiminin kuruluşundan sonra ulus-devlet politikaları nedeniyle inkar edilmesi sorunu olduğu ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet rejiminin 85 yıldır bu sorunla boğuşmasının nedeni budur. Kürt sorununu her fırsatta “dış güçlerin kışkırtması”, “bölücülük”, “geri kalmışlık” vb. ile açıklamaya çalışanlar bilmelidir ki, bu sorun bir halkın eşit haklara sahip olması sorunudur. Sorunun çözümü de, kuruluş sürecinde söylenen ama gereği yapılmayan adımların atılmasından geçmektedir.
    Mustafa filmi üzerinden tartışmalar sürerken, DTP, daha önce ilan etmiş olduğu ‘Demokratik Özerklik’ projesini Meclis gündemine taşıdı. Kürtlerin önemli bir kısmı tarafından benimsenen bu projeye ilk tepkiler, yukarıda belirttiğimiz gibi “memleketi bölüyorlar”, “ihanet” yaygaralarının koparılması oldu. Bu proje ülkeyi 20-25 bölgeye ayırıyor ve her bölgenin halkı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel yaşamın düzenlenmesi konusunda kararlar alabiliyor. Bu proje, dış güçlerin değil o bölgede yaşayan insanların gelecekleri ile ilgili kararlar alabilmesi anlayışına dayanıyor. Kürt sorununun çözümü bakımından önerilen ve aslında Cumhuriyet’in kurucuları tarafından da sorunu çözeceği görülen bir projenin tartışılması yerine, yaygara koparılıyor. Yaygara koparanların en başta halka güvenmedikleri ve ayrıca halkın yaşadığı acıların son bulmasını istemedikleri açıktır. Başbakan Erdoğan, ayakta olan Kürt halkının ne istediğine kulak vermek yerine tehditler savurmaktadır. Halkın iradesine dayanmaya “bölücülük” diyenler, acaba M. Kemal’i de bölücü ilan edecekler mi?
    Ergenekon davasında yeniden gündeme getirilen, 9 yıl Önce İmralı’da Öcalan’la yapılan görüşmeler, Aktütün Karakolu baskını üzerinden yapılan tartışmalar ve en son Mustafa filmi... Kürt sorunu bir vesileyle her gündeme getirildiğinde, artık mevcut politikaların iflas etmiş olduğu ve sorunun çözümünde kimlerin ayak dirediği bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. Kürt sorunu, laisizm ve emekçilerin yaşam ve örgütlenme koşulları bakımından ‘cumhur’a karşı bir baskı rejimi olarak şekillenerek bugüne gelen Cumhuriyet rejiminin demokratikleştirilmesinin, bugün ancak Kürt halk hareketi ile ülkedeki emek hareketinin birleşik mücadelesiyle mümkün olduğu görülmektedir. Bölge ve genel konferanslarını gerçekleştiren devrimci sınıf partisinin “halk iktidarı için demokratik birlik” şiarı, dönemin görevini tarif etmektedir.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net