ARASIRA

  • Normal zamanlarda herkes her konuda bir dizi düşünce ileri sürebilir. Bunlar üzerinden yapılan değerlendirmeler çoğu zaman yeterince somut ve açıklayıcı değildir


    Normal zamanlarda herkes her konuda bir dizi düşünce ileri sürebilir. Bunlar üzerinden yapılan değerlendirmeler çoğu zaman yeterince somut ve açıklayıcı değildir. Ancak bir toplumsal kesim kendi talepleri etrafında harekete geçince somut bir saflaşma olur. Önceki gün Ankara’da bir araya gelen ve taleplerini güçlü bir şekilde haykıran Alevilerin eylemi bunun bir kanıtıdır.
    Görünürde ‘laiklik’ meselesi AKP ile CHP arasındaki kapışmanın önemli nedeni gibi görünür. Oy aldığı tabana bakılınca, CHP bir Alevi partisi gibi de algılanabilir. Ama hayat ve mücadele kabulleri ve yargıları parçalamaya devam ediyor. Düne kadar ‘laiklik’ konusunda CHP ile AKP’nin aynı safta yer aldığı söylense (gerçek böyle olmasına karşın) bu inandırıcı ve ikna edici olmazdı. Oysa Alevi derneklerinin ilk kez bu kadar güçlü olarak gerçekleştirdikleri Ankara mitingi, gerçekten böyle olduğunu herkesin görebileceği duruma getirdi.
    CHP’nin merkezi tutumu bir yana, tek tek illerde de CHP’nin Alevilerin Ankara yürüyüşü ve mitingine ilgisizliği, CHP politikalarından etkilenen Alevilerin eyleme uzak duruşunu neyle açıklamak gerekir? Daha somut olarak söyleyecek olursak; CHP hiçbir ilde kurumsal olarak Ankara yürüyüşü ve mitingine katılmamış ve herhangi bir dayanışmada bulunmamıştır. Bununla da yetinmeyen CHP merkezi bu durumu DTP’nin mitingi desteklemesine bağlayarak, hem Türk-Kürt, Alevi-Sünni ayrışmasını kışkırtmak istemiş hem de kendince meşru(!) bir savunma alanı açmıştır.
    Yine diğer sol sosyalist parti ve örgütlerin Alevilerin haklı taleplerini destekleyerek mitinge katılımı, Alevilerin bütününü temsil eden bir eylem olmayışı gibi uyduruk gerekçeler eyleme katılmamanın mazeretleri olarak sıralanmıştır. Oysa işin özü, CHP Alevilerin ortaya koyduğu demokratik taleplere hem programatik olarak hem siyaseten karşıdır ve bundan dolayı bin dereden su getirerek mazeret aramaktadır.
    Cem Vakfı Başkanı İzettin Doğan da yüksek sesle bu eylemin taleplerine karşı çıkarken, bu yürüyüşün bütün Alevileri temsil etmediğini ileri sürüyordu. Oysa Alevilerin genel nüfus içindeki yeri başka bir şey, haklı taleplerin dile getirilmesi başka şeydir. Kendi talepleri için mücadele eden ve eyleme geçen kesimi desteklememenin hiçbir gerekçesi olamaz. Yüreği orada atan ve eyleme katılamayan yüz binlerce Alevi bir yana, Türkiye’nin dört bir yanından gelip Ankara’da birleşen yüz binin üzerindeki kitle tam da Alevileri ve onların taleplerini temsil etmektedir. Kaldı ki bu iradeyi sorgulayanların ve sudan gerekçeler ileri sürenlerin Alevilerin demokratik talepleri için yapılan eyleme destek vermek yerine diyanetten nemalanma ve devletle birleşme çabası içinde olduklarını biliyoruz. Ayrıca talepler uğruna, böyle bir kitleyi alana çıkarmayı da başarmış değillerdir.
    Ankara mitingine EMEP, DTP, ÖDP, SDP gibi emekten, demokrasi ve barıştan yana partiler ilerici ve demokrat güçler, KESK ve daha birçok sendikanın katılmış olması eylemin bir zaafı değil tersine kazanımıdır. İnançlar üzerindeki baskıların kaldırılmasını isteyen ve Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinde yer alan Alevilerin beraber hareket etmesi gereken güçler tam da bu güçlerdir. Çünkü eylem, talepleri ve içeriği ile demokrasi mücadelesinin gelişmesine hizmet etmektedir. Kaldı ki bugüne kadar ezilen çeşitli kesimlerin talepleri diğerini bastırmak ve bu kesimleri bölmek için kullanıldı. Türkiye’nin demokratikleşmesi çabasında sivrilmiş iki temel demokrasi talebinin (Kürt sorunu ve laiklik) bir araya gelmiş olması ezilenler açısından umut vericidir. Bu açıdan pratik olarak ortaya çıkan saflaşma doğru temelde gerçekleşmiş; bir tarafta gerçek bir laikliği, Kürt sorununda demokratik çözümü savunan ve bunu emekçilerin ekonomik talepleri ile birlikte ele alan emek barış ve demokrasi cephesi, diğer tarafta ise mevcut durumdan ve gidişattan yana olan düzen partileri ve onun temsilcileri…
    Peki bu düzen partilerini, (AKP, CHP, MHP ve diğerleri) ile Cem Vakfı’nı Alevilerin demokratik talepleri karşısında aynı safta buluşturan nedir? Evrensel okurları bu kesimlerin laiklik anlayışlarının aynı olduğunu bilmekteler ve defalarca da bu konuda yazı ve haberler okumuşlardır. Ancak ortaya çıkan pratik ayrışma daha da öğretici olmuştur. Geniş halk kesimlerini yeni durum üzerinden aydınlatmak daha da kolaylaşmıştır.
    Ankara mitinginde bir araya gelen Alevi emekçilerinin genel olarak demokratik talepleri özel olarak “Diyanetin kaldırılması”, “zorunlu din dersinin kaldırılması”, “Madımak’ın utanç müzesi yapılması” vb. sıraladıkları bu talepler, laik bir ülkede anlamsız olmaz mıydı? Ama bu düzen savunucuları cenahının laiklikten anladığı; “bir devlet dininin olduğu ve bütün insanların bu devlet dinine biat etmesi gerektiği” anlayışıdır.
    Düzen partileri arasında, esas olarak da CHP ve AKP arasında sürüyor görülen kayıkçı dövüşü ise bu devlet dininin hangi parti eliyle dayatılacağıdır. Herkes camiye gidecektir, veya herkes bir mezhebin inancı olan din dersini alacaktır. Bu zorunlu olacak. Buna bu partilerin bir itirazı yoktur. İtiraz edilen ve tartışılan camide imamın vaazının içeriğidir.
    Bugünün temel sorunu, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, tüm emekçileri demokratik ve halk için ekonomiyi öngören bir mücadele ve program etrafında kalıcı bir şekilde birleştirilmesidir. Bu gerçekleştirilemez ise bugün CHP’ye, Cem Vakfı’na rağmen Ankara’ya gelen Alevi yurttaşlarımızın yarın seçimde yeniden Alevileri hatırlayacak olan CHP’ye oy verebilir duruma gelmeleri şaşırtıcı olmayacaktır.
    Halil İmrek
    www.evrensel.net