GERÇEK

  • Eylül ayı resmi verilerine göre imalat sanayinde yüzde 6’yı aşan bir daralma, tüm diğer başlıca sektörlerde ise (sadece enerjide yüzde 1’i aşan bir büyüme var) yüzde 2-6 arasında küçülme var. Rakamlar, Türkiye’de ekonominin bir resesyona (durgunluğa) doğru hızla ilerlediğini işaret etmektedir


    Eylül ayı resmi verilerine göre imalat sanayinde yüzde 6’yı aşan bir daralma, tüm diğer başlıca sektörlerde ise (sadece enerjide yüzde 1’i aşan bir büyüme var) yüzde 2-6 arasında küçülme var. Rakamlar, Türkiye’de ekonominin bir resesyona (durgunluğa) doğru hızla ilerlediğini işaret etmektedir.
    Bu gelişmeler, elbette ki patronlar ve hükümet cephesinde “yeni önlemleri” gündeme getirecektir. Bu “yeni önlemler”in ne ve nasıl olacağı da, eğer ki emek cephesinden bir müdahale olmazsa bellidir: Daha çok işçinin sokağa atılması, ücretlerde sıfır zam ya da ücretleri bugün olduğundan daha aza indirme (bu fiilen metal sektöründe yaşanıyor), esnek çalışma uygulamaları, emekçilerin birikmiş fonlarını yağmalama!..
    Açıktır ki sermaye saldırılarının en önemli dayanaklarından birisi de, gündemde olan TİS görüşmelerinde işçileri taleplerinden caydırmak, TİS’lerin kriz baskısıyla patronların istediği gibi sonuçlandırılmasıdır. Metal işkolundaki görüşmelerin seyri (ve bugün geldiği aşamaya bakıldığında) dikkate alındığında, krizin en hararetli anında yeniden masaya oturularak bir sonuç alınmak isteneceğini göstermektedir. Eğer metalde patronlar istedikleri sonucu alırlarsa, kamu işyerlerindeki 300 binden fazla işçi ve Telekom, PETKİM, TÜPRAŞ gibi işyerlerinde sendikalar, metal işkolunda patronlar tarafından belirlenen kriterler doğrultusunda sözleşme imzalamak zorunda kalacaklardır. Bu yüzden metal TİS’leri, krizin yüküne karşı mücadelede de önceki sözleşmelerle kıyaslanamayacak ölçüde önemli bir mevzi haline gelmiştir.
    Ne dünya ve Türkiye ekonomisinin ne de sendikal hareketin olağan koşullarda seyretmediğini bu köşenin okurları biliyorlar: Bu yüzden de TİS süreçlerinin de olağan koşullardan geçmesi beklenmez. Ve bu yüzden de metal işkolundaki TİS görüşmeleri, sadece metal işçileri için değil sınıf için, hatta tüm emekçiler için kritik bir mevzi haline gelmiştir.
    Birleşik Metal-İş, uzunca bir zamandan beri bu doğrultuda açıklamalar ve çağrılar yapıyor; üyelerini bilgilendirme toplantıları düzenliyor, her cuma günü üyeleriyle protestolar gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz hafta sonunda İstanbul Türk-İş’e, İstanbul Şubeler Platformu Birleşik Metal-İş’e bir ziyaret gerçekleştirerek; bundan böyle eylemlerin ortaklaştırılmasını konuştular. Ama açıktır ki bütün bu olup bitenler, diğer sendikalar ve emek güçlerinin çeşitli örgütleri için yeterince uyarıcı, sarsıcı ve onları hareketlendirici olmaktan uzaktır. Açıktır ki, daha yüksek sesli ve Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın belirttiği gibi bir “mücadele stratejisi oluşturmak”, onun etrafında mümkün olan tüm sendikaların birleşmesi, tüm emek örgütlerinin ve örgütsüz işyerlerinde, çeşitli emekçi semtlerinde ortaya çıkmaya başlayan zamlara karşı platformların da bu birliğe katılmasını kapsayan bir girişime ihtiyaç vardır. Ve bu birlik sendikalarla, emekle ilgili her talebin de sahibi ve muhatabı olduğunu ilan etmelidir. Bugün, her gün pek çok işkolunda, çok sayıda eylem yapılmaktadır.
    Ama bu eylemler kendi başlarına kaldığı için bir güç oluşturmak yerine birer birer patronlar tarafından yenilgiye uğratılmaktadır.
    Bunu için bile hızla birleşmeye, patronlar karşısında ortak bir mücadele hattına ihtiyaç vardır. Emek güçlerinin böyle bir güç odağı etrafında birleştirilmesi için çok zaman da yoktur.
    Sürecin hızla ilerleyişi bu konudaki her gecikmenin emekçiler aleyhine olduğunu göstermektedir. Çünkü patronlar ve hükümetleri, kendi mevzilerini çok ileride kurmuşlardır; sendikalar ve emek cephesi, kendi mevzisini hızla oluşturmak durumundadır.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net