TÜYAP’ın arka sokağı

Kitap Fuarının arka çıkışında 5 YTL’ye kitap taşımayı bekleyen turuncu tulumlarıyla işçilerin çoğu, stantları hiç gezmemiş bile...


27. TÜYAP istanbul Kitap Fuarı, ‘68 tartışmaları, Marksist kitaplara gösterilen ilgi, kalabalık etkinlikleriyle geride kaldı. Standlar, paneller, imza günleri, resimler, sergiler, okurlar, çocuklar... Bunlar fuarın hep bildiğimiz gibi görünen yüzleri. Bu görünen yüzün dışında bir de turuncu kıyafetleriyle işin, fuarın en ağır işlerinden olan, taşımacılık ve temizlik işlerine bakan işçiler var.
TÜYAP katılımcılarının genellikle bir sigara, çay molası için geldiği arka çıkışlardan birinde bu turuncu kıyafetlilerle karşılaşıyorsunuz. Fuara bir de onların gözünden bakalım dedik, bir dokunduk ve hepsinden sadece parasızlığın derin ahını duyduk. Kimisi nasılsa kitap alamayacağı için standları hiç boşuna gezmemiş, kimisi sadece lisede okuyan çocuğuna, üniversiteye hazırlık kitapları aramış.
Yahya Öztürk, Kars Sarıkamışlı. Burada çalışan diğer işçiler gibi, özel bir şirketin elemanı. Daha önceki fuarlarda da çalışmış Öztürk. “Bu sene eskisi kadar kalabalık değil, önceki fuarlardaki kadar yorucu geçmiyor” diyor ve bunun sebebini de ekonomik krize bağlıyor Yahya Öztürk. “İnsanlar aç, kitaba para ayıramıyorlar” diyor. Aylık 700 YTL’ye çalışıyor. Gündüzleri burada, geceleri ise başka yerlerde ek iş yapmak zorunda, Kars’ta bulunan ailesine para gönderebilmek için. Şu ana kadar hiçbir kitap alamamış, kitap fuarından. “Kitap alacak param yok, alsam da okuyacak vakit yok” diyor. İki çocuğu var memlekette. Yaz sezonu geldiğinde tekrar memleketine dönecek. Burada temizlik ve taşıma işlerine bakıyorlar.
“Para mı var kitap alam...”
Yahya Öztürk’le kuzen olan Erdal Öztürk 28 yaşında. “Bekarım ama imkanım olsaydı 20 yaşında evlenirdim” oluyor ilk sözleri. 5 – 6 senedir İstanbul’da. Gündüzleri taşıma, fuar bitiminden sonra da fuarın temizlik işlerine bakıyor. “Çok yoruluyorum, ama çok yorulmadan da para kazanılmıyor. Yayınevleri kitaplarını bize taşıtsa iyi olur tabii ki” diyor. Artık insanların, kendi malzemelerini kendilerinin taşımasından şikayetçi. “Bize taşıtmıyorlar. Fuara bilmem kaç milyar para veriyorlar, bize gelince 5 YTL’yi sorun yapıyorlar. 5 YTL’yi duyunca adamların gözleri açılıyor hemen pazarlığa tutuşuyorlar” dedikten sonra ekliyor “Allaha şükür. Bunu bulamayan da var...”
“Hiç kitap aldın mı?” sorumuza da kendi şivesiyle “Yav dalga geçme, para mı var kitap alam? De get işine” diyor. “E zaten işimizdeyiz” lafımıza da basıyor yorgun kahkahasını. Yahya ve Erdal Öztürk’ün amcaları Kasım Öztürk, köyündeki borçlarını ödemek için İstanbul’a çalışmaya gelmiş. “Neyin borcudur bu?” sorumuzu önce “boşver” diye geçiştiriyor. Israrımız üzere tatlı sert yapıştırıyor cevabını: “Neyin borcu olacak, saman almıştım onun borcu. Borcumu ödedikten sonra hemen geri döneceğim, kalmayacağım burada”. “Ödeyemezsen ne olacak” sorumuza “Allah Kerim. Ödeyemezsek yine başka birilerinden borç alıp ödemeyi düşünüyorum” diyor, borcu borçla kapatmanın çaresizliğiyle. Fuar diyoruz, kitaplar diyoruz, “Kitaplar ilgimi çekiyor, ama...” diyor o “Ama...”dan sonra gelecek olan bildiğimiz cümleyle. “Adamın biri bana söz verdi, kitap verecek” diyor ve ekliyor “Benim için değil, lise son sınıftaki oğlum için. Üniversiteye hazırlık kitabı”. (İstanbul/EVRENSEL)
Nihat İlbeyoğlu
www.evrensel.net