NOT

  • Bir televizyon programında, Başbakan’ın son açıklamasıyla yeniden gündeme oturan “Ya sev, ya terket” anlayışı tartışılıyor. Söz tabii ki Kürt sorununa geliyor.


    Bir televizyon programında, Başbakan’ın son açıklamasıyla yeniden gündeme oturan “Ya sev, ya terket” anlayışı tartışılıyor. Söz tabii ki Kürt sorununa geliyor. Ünlü İstiklal Mahkemeleri’nin ünlü yargıcı Kılıç Ali’nin çok “sevimli” oğlu Altemur Kılıç, barışmış, diyalogmuş, hepsinin “fantezi” olduğunu söylüyor. Kendisine yönelik, “Bu anlayışla mı sorunu çözeceğiz” eleştirisine ise, “hayır efendim, bu anlayışla çözmeyeceğiz, bu anlayışsızlıkla çözeceğiz” yanıtını yapıştırıyor.
    Ne açık sözlülük, ne samimiyet değil mi...
    Anlayışsızlıkla sorunu çözmek!...
    Kocamış kurt Altemur Kılıç’a bunları söyleten, zamanında “tavuk gibi adam keserek” memleketin istiklalini garantiye alan o mahkemelerin, o babanın ruhudur.
    Ve o ruh, geçip gitmiş bir maziye dair değildir.
    Hiç de öyle olmadı zaten.
    Bugün de işbaşında...
    Devletin, iktidarın derin ruhu ve ideolojisidir!
    Paşasının Başbakanı’nın “tek millet demeyen çeksin gitsin” sözlerinden sonra, “hem Paşasının ve hem de Başbakanı’nın Bakanı”nın tartışılan açıklaması da işte bu derin ruh ve ideolojinin dışa vurumudur:
    “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydik? Bu mübadelenin ne kadar önemli olduğunu size hangi kelimelerle anlatsam bilmiyorum, ama eski dengelere bakarsanız, bunun önemi çok açık ortaya çıkacaktır. Bugün dahi Güneydoğu’da verilen mücadelede bu ‘nation builading’de (ulus oluşturma sürecinde), özellikle tehcir sebebiyle kendilerini mağdur sayanların katkısını reddedemeyiz. O halde (Türkiye’nin) gerçekten çağdaş, medeni ve aydınlanmış insanların ülkesi olabilmesinde Cumhuriyet’in başlangıcındaki prensipler çok önemliydi.” !
    Bu sözleriyle öyle pot mot kırmış değil Savunma Bakanı Vecdi Gönül.
    O, aslında hiç de ‘derin’ olmayan bir gerçeği, “tek ulus-milli devlet” sürecinin iç yüzünü ikrar etmiş oluyor.
    Bilinen ve ama resmi ağızlarca çok da ifade edilmeyen o malum gerçeği...
    “Bizim anlayışımız kültür milliyetçiliğidir, kapsayıcıdır” palavrasının ifşasıdır bu.
    “Tek millet” için tehcir ve mübadelenin tepe tepe kullanıldığının, hiç de kapsayıcı olunmadığının, tam tersine, alabildiğine dışlayıcı olunduğunun kabulü...
    Ve bu, öyle özeleştirel de değil, övünç duyulan, sahiplenilen bir ‘kabul’dür.
    Nitekim, Vecdi Gönül de, adettendir ya, sonradan yaptığı o “sözlerine açıklık getirme” açıklamasında, “Ben o sözleri, bugünkü Türkiye’yi o günkü o kararlara borçlu olduğumuzu anlatmak için söyledim” diyor.
    Evet, sorun da bu ya işte!
    Bugünkü Türkiye’nin övünülecek bir Türkiye olmadığı ortada işte.
    Vecdi Gönül’ün Savunma Bakanlığı yapıyor oluşu, buna ilk elden kanıt değil midir zaten?
    Daha birkaç gün önce açıklanan Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda da teyit edildiği üzere, Hrant Dink’in, cümle güvenlik birimlerinin istihbari bilgisine rağmen katledilmesinin, itirafçı Bakan’ın övdüğü “o günkü kararlar”la, o “uluslaşma süreci”yle illiyet bağını kuramayacak kadar embesil değiliz herhalde.
    Evet, gerçek de görecelidir işte. Biz, tehcirci, kıyımcı, mübadeleci, asimilasyoncu, “tek millet” sürecinin imalatı olan bugünkü memleket tablosuyla cebelleşirken; “sevmeyeni kovarım, durmayanı vururum”cu iktidar anlayışı, “o günkü kararlara” tarihsel vefa borcunu kabul etmektedir.
    Hem bu iktidar anlayışı sadece paşalara, hükümete özgü değildir.
    Bakın Baykal’a, anlarsınız durumu.
    Vecdi efendinin ağzından çıkan o sözlere tek bir laf etti mi?
    Etmez!
    Çünkü kendisi de aynı ruhun ruhbanıdır!
    Daha geçen seçimlerde, Kürtlerle birlikte oluşturulmuş Demokratik Güçbirliği’ni, “80 yıllık uluslaşma sürecini tehdit eden bir ittifak” şeklinde tanımlamamış mıydı?
    Yani, Bakan Gönül’ün bahsettiği o uluslaşma sürecinin bugün de devam ettiğini söylüyordu, Baykal.
    Ki, Vecdi Gönül’ün gönlünden geçenlere gönülden katılmaktadır;
    Ermeniler, Rumlar halledildiler de, geriye kaldı Kürtler!..
    Evet, bu bir tarihsel genetiktir.
    Kuruluş sürecinin genetiği...
    Hepsi bu genetiğin kodladığı dilden konuşuyorlar...
    “Anlayışsızlıkla çözeriz” diyen, kılıç dilinden!
    Vedat İlbeyoğlu
    www.evrensel.net