24 Kasım 2008 00:00

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

Bu değil bir önceki hafta sonu Cumalıkızık’taydım. Kimi gerçekleri yinelemek de olsa bir kez daha Cumalıkızık’tan söz etmekten alıkoyamıyorum kendimi… Yıllar önce...

Paylaş

Bu değil bir önceki hafta sonu Cumalıkızık’taydım. Kimi gerçekleri yinelemek de olsa bir kez daha Cumalıkızık’tan söz etmekten alıkoyamıyorum kendimi…
Yıllar önce, öğrencilik yıllarımda, Prof. Dr. Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu’nu tanımıştım. Söyleşimizde bir tümcesi yıllar boyu usumdan hiç çıkmadı:
“Köy monografileri yapılmadan Türkiye üzerine doğru karar verilemez!” diyordu Prof. Fındıkoğlu.
Lise yıllarımdan beri Anadolu’yu dolaşarak tanımaya çalışan bir kişi olarak buna katılmamak elde değildi. Yükseköğrenimimden sonra da her aralıktan yararlanarak sürdürdüğüm tanıma gezilerim, çalışmalarım, bana bu yargının doğruluğunu kanıtladı durmadan.
Mesleğim nedeniyle olacak, bunu daha da genelleştirerek bütün ölçeklere yayarak şöyle söyledim sonraları:
“İnsanımızı tanımadan onunla ilgili hiçbir şey doğru yapılamaz!”
Kullanıcıyı tanıyarak kullanacağı şeyi tasarlamak başarıyı getirmez mi?
Bu yargı ilk duyuşta, bilineni bir kez daha söylemek gibi gelebilir. Ne var ki uygulamada bu açık gerçeğe hiç uyulmadığını yaşamımızdan biliriz.
Üstelik “tanımak” deyince, insanın kendisinin yerine insan elinden çıkanları tanımak sanılır çoğu kez bizde hâlâ… Evler üzerine bilimsel çalışma gibi sunulan yayınlara bakın, “iki çıkmalılar, tek çıkmalılar…” “İki ya da üç pencereliler” gibi ayrıntılar üzerinde durulduğunu görürüz.
Son yıllarda “bilimsel” ulusal, giderek uluslararası sempozyumlara bakınız. Dıştan fiziksel gözlemlerin, saptama (rölöve) çizimlerinin bilimsel bildiri diye sunulduğunu göreceksiniz… Üniversitelerde yavan, sudan bildirilerle “kredi” alınır oldu.
Doğan Kuban’a göre hâlâ yaratılamamış olan bilimsel ortama bu gidişle hiç ulaşamayacağız.
Cumalıkızık ya da benzerlerinde yaşayanlar kimlerdir? Yaşama alışkanlıkları, kültürleri nedir? Ne gibi koşullar içinde yaşamışlardır da bu evi, bu yerleşmeyi böyle çözmüşlerdir? Bugünkü koşulları, eksikleri, sorunları nedir? Neden göç etmek zorunda kalmışlardır çocukları?.. Ne gibi olanakları vardı? Bugünkü olanakları ne? Beklentileri ne? İstekleri ne? Uzatmak istemiyorum ama bu soruları çoğaltabilirsiniz. Planlamanın, kent tasarımının, mimarlığın bunları bilmeden yapılması ya da yapılmadan uygulamaya geçilmesi, insanlarımıza deli gömleği giydirmek olmuyor mu?
Osmanlının Bursa yöresinde ilk kurduğu köylerden biri Cumalıkızık. En azından 700 yıllık kısacası…
Cumalıkızık yaşayanları, Anadolu’nun geçmişinin bugüne dek sunduklarından yararlanmadılar mı yaşamlarını kurarken? O güzel evler gökten mi düştüler? Yeryüzünün ilk yerleşmesinin gerçekleştiği ülkemiz hiç mi etkilemedi onları?..
Yeryüzünü yönetmiş üç, giderek dört imparatorluğun izlerinden hiç mi hisse almadılar?
Eğer gerçekçi olarak bakmasını bilirsek, yaşama kültürümüzün binlerce yıllık gelişmesinin sonucu olan Cumalıkızık gibi yerleşmeler, bugünkü kentlerimizin canlı eleştirileridir.
Bunu açıklıkla serimlemeye Bursa’dan başlamak zorundayım. (Sürdüreceğim bu yazıyı...)
Cengiz Bektaş
ÖNCEKİ HABER

Gazeteciler TCK’ya dikkat!

SONRAKİ HABER

Erdal Özyağcılar’dan 'Kral' oyunu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa