Mikado ve matruşka

Aslında yaşadığımız postmodern zamanı tanımlamak için seçilmiş iki güzel kelime; Mikado ve matruşka


Aslında yaşadığımız postmodern zamanı tanımlamak için seçilmiş iki güzel kelime; Mikado ve matruşka.
Düzen(sizlik), tertip(sizlik) içinde sürüp giden; bütün kimliklerimiz içinde seç(tir)ilmiş tek ‘kimliğimizle’ kimliksizleştiğimiz, ‘çağdaş demokrasi’ hayıtımızın “önemsiz figüranları” olarak bizler -halk demek daha doğru olur- bu tiyatronun hem oyuncusu hem de seyircisiyiz.
Özellikle ‘demokrasi’, AKP iktidarının “550 sandalyelik Meclis’in” önemli bir kısmını kendi lehine devraldığı günden bu yana, hayatımıza bazen allı pullu, bazen de sedef kakmalı hançerlerle soktuğu biricik kavram…
Demokrasi, yine bizim ülkemizin “şiddetli demokrasi” anlayışına çarpıp, -düşük yoğunluklu çatışma mı deseydim acaba?- yasal bir derginin (Halk Gerçeği) satışını yapan Ferhat Gerçek’in sırtına, vatanı korumak gibi ulvi bir görev yapan polisin silahından çıkan, ‘gayet yönünü bilen serseri bir kurşun’ olarak saplanıyor.
Bu demokrasi üzerine o kadar suç atılan bir kavram ki, Ferhat’ın yaşadıklarını protesto eden Engin Ceber’in suratına da bir “Osmanlı tokadı” indiriyor…
Yine demokrasi ‘sudan sebeplerden tutuklanan’ -ki hortumlamalar, yolsuzluklar, eli yetmeyince denize kadar giden fenerler neler?- Engin Ceber’e cezaevinde de haklarını vermekten geri durmuyor.
Büyük Fransız Devrimi’nden bu yana en temel hak olarak görülen ve İnsan Hakları Bildirgesi’nde en başta yer alan “insanın yaşama hakkı”, ‘bizim demokrasimizde’ “insanın öldürme hakkı” olarak kabul ediliyor.
Engin Ceber, yaşadığımız yere çok da uzak olmayan Metris Cezaevi’nin dört duvarının arasında, duvarlara ve diğer mahpuslara bırakarak düşlerini, aramızdan ayrılıyor.
Bir ilk; Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, ‘işkence sonucu ölen Ceber’in ailesinden özür diliyor…’ Suçluların cezalandırılacağını söylüyor.
Adalet bakanının özrü öyle bir şey ki, işkenceyle Ceber’i öldüren ‘insanvari’ şeyleri, “nitelikli adam öldürmekten” yargılayan ‘adalet suçunun’ yanında ‘küçücük’ kalıyor.
‘Demokrasi jandarması’ polisimiz böyle bir demokrasi anlayışıyla artık pilot bölgelerde demir cop (ya da inşaat levyesinin tesviyeden geçirilmiş hali mi desek) kullanıyor.
Demokratik bir şekilde başımıza yediğimiz coplar için (1 Mayıs ve son olarak bölgede yaşanan durumlar hatırınızdadır herhalde) her meşru eylemde kullanılmak üzere lazım olan baretler, ihtiyaç olarak kendini hissettiriyor. Siz baretin yanına, çok fazla edep yoksunu olmakta fazlaca sağduyulu olan ‘polisimizin’ küfürlerine karşı ‘kulak tıkamak’ için pamuk vs. gibi ihtiyaçlarınızı da şimdiden tedarik olarak edinin.
Bir de ucuza bulursanız, boydan ya da sadece çelik yelek gibi zırhlar alın. Tavsiyemiz, 26 Ocak 2008’den 8 Kasım 2008’e kadar olan süreçte 18 kişiyi öldürme vahşiliğine sahip olan polisimizin ‘pervasızlığından’ yola çıkarak ortaya atılmaktadır.
Yolda yürürken, demokrasimizin ve demokratik anayasamızın ‘polis vesayetleri’ kanunu size de çarpacak olursa, ya da siz ‘hatayla ayağınız takılıp düşecek olursanız’ tavsiyemiz için çok geç olabilir… vs. vs…
Daha fazla ‘demokrasi’ için her gün gazete okumanız ya da en azından etrafınıza bakarak yaşamanız yeterlidir.
İşte bu tam da matruşka gibidir…. Bebekler değilse bile bu matruşka oyununda sizi karşılayan, iç içe geçmiş antidemokratik demokrasi uygulamalarıdır.
Ve bu sistemde -en azından bugün- demokrasi ve AB adı altında yapılan her şey -umutlar kırılabilir biraz ama- Mikado’nun Çöpleri oyunundaki kibrit çöplerinden başka bir şey değildir. Her şey toplanıyor ve yeniden dağıtılıyor. Yıl 2008… Son aylar kalmış bir yıla…. Matruşka ve Mikado’nun Çöpleri oyunu yeniden başlıyor.
Mehmet Cabbar
Rize Üniversitesi Öğrencisi
www.evrensel.net