Yüreği avcunda koşan bir yazarım

‘Cennetten Kopan Danstı Tamara’ isimli ilk kitabı ile edebiyat dünyasına merhaba diyen Ersoy Yıldırım ile ilk kitabına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.


‘Cennetten Kopan Danstı Tamara’ isimli ilk kitabı ile edebiyat dünyasına merhaba diyen Ersoy Yıldırım ile ilk kitabına dair bir söyleşi gerçekleştirdik. İlk romanında, genç bir kızın hayatı üzerinden yüzyıllardır değişmeyen acımasız yasaları ele almış Yıldırım. Kitap, geçen aylarda Çiviyazıları tarafından yayınlandı.

Gazetemiz okurlarına kendinizi tanıtır mısınız?
Ben kendimi sürekli yüreği avcunda koşan bir yazar olarak tanıtıyorum. Kapitalizmin sürekli olarak kirlettiği bir insanlık var. Bu toplumun çok büyük kaygıları var. Yaşama savaşı veriliyor. Çöp kutularında insanlar karton toplayarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Ben Kayseri’de yaşama gözlerimi açtım. Orada büyüdüm. Ondan sonra tiyatro çalışmalarım oldu. Ardından sürekli yazmaya başladım. Aslında ilk şiirle yazmaya başladım diyebilirim. Uzunca bir süre cezaevi dönemim oldu. İnsan cezaevinde daha fazla öğrenebiliyor. Orada sizin insanlığınızın tükendiği yerde yazarlığınız başlayıveriyor. Çünkü kapalı bir alanda insana seslenmek zorundasınız. Tabii ki edebiyatın içinde olmak, roman yazmak hayattan bağımsız değildir. Mutlaka bir taraftır bu. Eğer ki siz bu dünyada bir şeylerin kötü gittiğine inanırsanız mutlaka taraf olmak zorundasınız.

Bize ‘Cennetten Kopan Danstı Tamara’ isimli kitabınızdan bahseder misiniz. İlk kitabınız ve ilk kitaplar yazarlar için özel ve zordur derler. Siz kitabınızı yazarken hangi zorluklarla karşılaştınız?
‘Cennetten Kopan Danstı Tamara’ aslında bir çığlığın sesi. Sindy dünyadaki en iyi insan tipi, ilerici, kapitalizme karşı koyabilen insan tipi. Ama biz bir şeyi unuttuk gibi geldi. Ben onun için Tamara’yı yazdım. Bir sancımız daha var bizim. İnsanlar cennetten çıkmış gibi baktılar devrimci insanlara. Nihayetinde o kültür de bize dışarıdan geldi. Güzel şeylerdi, sınırsız bir dünyada olmak kadar dünyada güzel bir duygu yok. Ama bir şeyi unuttuk, nihayetinde biz ne kadar o kirli düzene karşı koysak da, biz bu dünyada kapitalizmin kirlettiği insan tiplerinden birisiyiz. Kendimiz arınmadan devletleri yıkmaya koyulduk, yeni şeyler inşa etme hevesine kapıldık. Ben buna işaret etmek için bu romanı yazdım. Yanılan sosyalist insanlık tipini değil, yanılan kirlenmiş insan tipini kabul etmememiz. Dolayısıyla onları da mükemmel insan tipi olarak gördük. Bir hata yaptıklarında şok olduk. Aslında şok olmamak gerekiyor.
Mesela resim sanatı öldü deniliyor. Aslında resim sanatı ölmedi. Sanatın duruşu kirlenmiş insan egoizmine karşı koyuş biçimidir. Ama bugün kapitalizm diyor ki; Sen resim yapma yani bir insanın yüzünü bana anlatma. Karala bir şeyler yap. Ben sana böyle bir şans veririm. Ya da edebiyatta sosyal konularla ilgilenme.
Aşk yaz ama iyi edebi cümleler kullan, insanları içine sürükle ben sana ödül de veririm. Farkındaysanız doğayı da tükettik. Doğa bize sinyal vermeye başladı. Doğayı kirleten de kirlenen insandır. O zaman bize düşen bir görev var. O da; yeni insan tipini yaratmak. Yeni insan tipi yarattığımız zaman iyi bir roman da yazarız iyi sanat da yaparız. Edebiyat sancıların içinden çıkan bir şey. Ben de sancılardan yazıyorum.

Köy romanları günümüzde yok denecek kadar az. Kitabınızın bir bölümü bu özlemimizi giderdi. Peki ne oldu köy romanlarımıza?
Köy romanlarının tükenmesinin sebebi kapitalizmin dünyasının insanları yok etmesinden kaynaklanıyor. Her şey sanal ve yapmacık.
Köycülük denilen olay ilkellik olarak kabul edilmemeli. Doğal dünyayı tüketen kapitalizm şu an köylere akın etmeye başladı. Çünkü artık suyu orada bulacak. Henüz kirlenmemiş su orada var. Ya da sohbet sadece köylerde var. Çünkü orada siyasi simsarlık yok. Henüz kapitalizm köylerdeki insanları kirletmedi. Orada insanların tarlaları bahçeleri var. Aslında öz orada. Büyük şehirlerde her şey çok sanal. Ben kitabımda tüm bunlar sebebiyle böyle bir konu seçtim. Dikkat ediyorsanız Tamara aslında bir köyde. Ama Tamara dünyadan haberi olan biri. Orada devrimciler var, yeni yeni şeyler anlatıyorlar. Ben orada ona yeniden saygıyı kazandırmak amacıyla bu kirlenmiş bireyin zaten içimizde olduğunu anlatmaya çalıştım. (İstanbul/EVRENSEL)
Refik Sıla Güvenç
www.evrensel.net