Krize karşı mücadele yerel seçimlere taşınmalı

Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, krizle birlikte zor günlerin yaşandığına dikkat çekerek, ortak mücadele stratejisi belirleme çağrısı yaptı.


Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, krizle birlikte zor günlerin yaşandığına dikkat çekerek, ortak mücadele stratejisi belirleme çağrısı yaptı. Konfederasyon ayrımı yapmadan işçilerin ortak mücadelesini örmek için çalışmaları sürdürdüklerini dile getiren Mustafa Öztaşkın, planlı programlı bir mücadelenin hayata geçirilmesi ve bu hareketin yerel seçimlere taşınması gerektiğine dikkat çekti. “Bu krize neden olan iktidardan ve diğer siyasi anlayışlardan hesap soran, kendi çıkarını gözeten bir tutum takınmalarını sağlamak gerekir” diyen Öztaşkın, yaşanan gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

- Yaşanan ekonomik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kapitalizmin krizidir. Bunun tespitini iyi bir şekilde yapıp kitlelere anlatmamız gerekiyor. Yıllardır bir ideolojik saldırı ile karşı karşıyayız. Kapitalizmin tek bir seçenek olduğu, alternatifinin olmadığı, dolayısıyla her şeyin piyasa şartlarında, kâr mantığı ile yapılacağı topluma dayatılıyordu. Dolayısıyla sendikalar, ekonomik mücadelenin yanında ideolojik mücadelelerini ciddi bir şekilde ortaya koyamıyorlardı. Daha çok ekonomik boyutuyla uğraşıp işin siyasi boyutunu ön plana atamıyorlardı. Elimiz bu konuda özellikle sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte zayıflamıştı. Bu yaşananlar elimizi tekrar güçlendiren, alternatif toplumsal düzenlerin olabileceğini ortaya çıkardı. Kapitalizmin artık eskisi gibi olamayacağı, onun da yeniden yapılanacağı bir dönemde sosyal devletin yeniden gündeme geleceği, çalışanların daha fazla haklar elde ettiği bir yapılanma olmalı. Bunu güçlü bir şekilde kitlelere anlatmak gerekiyor. Mevcut duruma dönersek, krizin etkileri dalga dalga yayılmaktadır. Bu dalgalar yıkıcı etkisini göstermeye başlamıştır. Kapanan işyerleri vardır. İşsizlik sigortasından yararlanmak için bir ay içinde 100 bin kişi başvuru yapmıştır. Kayıt dışı çalışanları da dikkate alacak olursak, eylül ayından bu yana yaklaşık 250 bin kişi işinden olmuştur. Bu sayının daha da artması beklenmektedir. Kriz, üretimin yavaşlamasını, fabrikaların kapanmasını, ücretsiz izin uygulanmasını ve işten atmaları da beraberinde getirmiştir. Bununla beraber tabii ki ekonomik sıkıntıya düşen işyerlerinde de özellikle ücretleri reel anlamda geriletecek, kazanılmış hakları geriye götürecek, esnek çalışmanın diğer hükümlerini; ücretsiz izin, kısa süreli çalışma gibi maddelerin uygulanmasına dönük talepler var. Krize karşı Türkiye sendikal hareketinin ortak bir strateji üretmesi gerekiyor. Sadece sendikaların değil emeği temsil eden bütün örgütlerin beraber hareket etmesi gerekiyor. Ama ne yazık ki emeği temsil eden örgütlerin beraber hareket edebilme kabiliyetini özellikle bu iktidar döneminde kaybettiğini açıkça söylemek gerekiyor.

- Birleşik Metal-İş Sendikası ile birlikte krizin faturasını emekçilerin ödememesi için bir program hazırladınız. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?
Krize karşı sosyal korumayı hedefleyen bir program oluşturulması gerekiyor. Sendikaların temel şartı bu olmalı. Bu doğrultuda bir komisyon kurulması gerekiyor. Bu komisyonun içinde işçi temsilcileri, hükümet, işverenler, bilim insanları, sosyal bilimciler ve avukatlar olmalı. Krizden etkilenen işyerleri bu komisyona başvurmalı ve işçi çıkartmadan neler yapılacağını bu komisyon belirlemeli. Dolayısıyla işyerimizde kriz var tanımlamasının işverene ait olmaması gerekir. Eğer böyle bir şey varsa bunu komisyonun söylemesi gerekir. İşçi çıkartmadan önce nelerin yapılacağı belirlenmelidir. İşçi atmadan önce ücretsiz izin kullandırılmalı ve bu izin sürelerinin parasının İşsizlik Fonu’ndan karşılanması gerekir. Yine çalışma saatleri 45 saatten 40 saate indirilmeli. Gerçi Türkiye’de resmi olarak çalışma saatleri 45 olsa da TÜİK’in verilerine göre bunun 52 olduğunu biliyoruz. Bu kriz bir talep kriziyse daha az üretmek gerekiyor. Çalışma saatini 40 saate indirince 5 saatlik bölüm de İşsizlik Fonu’ndan ödenmelidir. Yine ücretleri reel anlamda geriletecek düzenlemelere gidilmemeli, tam aksine enflasyonun üzerinde zamlar verilmelidir ki reel anlamda ücretler yükselsin. İşsizlik sigortasından yararlanma süresi şu an 10 ay, bu süre 2 yıla çıkartılmalı. Yararlanma ücreti de şu anda asgari ücret, bunun da en az 1000 YTL’ye çıkartılması gerekiyor.
Tabii ki sosyal devleti güçlendirici düzenlemeler yapılmalı, özelleştirmeler durdurulmalı ve yapılan özelleştirmelerde başta bankalar olmak üzere stratejik kurumlar tekrar devletleştirilmeli, ihtiyaca göre üretimin planlandığı bir ekonomik sisteme geçilmeli, IMF ile yapılacak olan anlaşma kesinlikle yapılmamalı. Çünkü IMF ile yapılan anlaşma istihdamı kısıtlayıcı bir anlaşma olacaktır. Gümrük birliği askıya alınmalı ve Türkiye’ye ithalat yoluyla giren ürünlerde zorlaştırıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
Zor durumdaki işyerlerini kurtarmaya dönük bir paket hazırlanacaksa mutlaka sosyal boyut da göz önüne alınmalı, işten çıkartmama koşulu konmalı, böyle işyerlerine vergiden muaflık uygulaması yapılmalı, bu da Hazine’den karşılanmalıdır. Bizler 3-5 sendika olarak krize karşı mevcut durumdan çıkmanın yollarının bunlar olacağını düşünüyoruz. Hem DİSK cephesinden bir grup arkadaşımız, hem de Türk-İş cephesinden bir grup, güçlü bir şekilde bu talepleri dile getirmeye çalışıyoruz. Özellikle DİSK ve Türk-İş’in tabanında duyarlılığı oluşturmak ve konfederasyonlar düzeyinde ortak hareket etmek için birtakım argümanlar geliştirmeye çalışıyoruz. Bu birliği önümüzdeki günlerde bir adım ileriye götürmek için muhtemelen İstanbul’da geniş katılımlı bir salon toplantısıyla başlayıp bunu diğer bölgelere de yayacak şekilde hareket etmeyi planlıyoruz. Türk-İş, DİSK, Hak-İş üyesi demeden bütün sendikalı işçilere umudu gösteren, çıkış yolunu gösteren; birlikte mücadele etmenin koşullarının mutlak suretle tabandan başlayıp yukarıya doğru örülmesini sağlayacak bir strateji ile çalışılmasını sağlayacağız.

- Ankara’da bir miting yapıldı. Bu mitingi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ankara mitingi elbette çok önemlidir. Bence da başarılı geçti. Arkasından Gebze mitingi yapıldı, bence bu da çok başarılıydı; Denizli’de sokağa çıkıldı. Bunlar çok önemli. Tepkilerin örgütlenmesi anlamında ve krizin faturasının ödenmemesi anlamında... Fakat bunların süreklilik arz etmesi ve bir program etrafında yapılması gerekir. Ankara’da bir miting düzenleyip aylarca bekleyip ortamı gözlemlemek değil, tam aksine planlı programlı hareket etmek gerekir. Ve bu tepkileri Türkiye’nin her yerine yaymak gerekir. Belki her hafta sonu Türkiye’nin önemli illerinde yapılmalı. Sadece DİSK ve KESK değil; Türk-İş’in de içinde olduğu, Hak-İş’i bir tarafa bırakıyorum ama içerisindeki duyarlı sendikaların da katıldığı, odaların ve diğer kamu emekçileri sendikalarının ortaklaşa hareket edebileceği, ‘Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz’ sloganı ile ortak bir duruş sergilenmesi gerekir. Ve bu giderek seçimlere taşınmalı.

- Seçim startının verilmesiyle birlikte krizin etkileri biraz daha arka plana atılacak. Burada nasıl bir çıkış yapılmalıdır?
Türkiye bir seçim sürecine girmiştir. Dolayısıyla bu sürecin de iyi kullanılması gerekiyor. Emekçilerin tepkileri seçimlerde hesap soran bir boyuta taşınmalıdır. Bu krize neden olan iktidardan ve diğer siyasi anlayışlardan hesap soran, kendi çıkarını gözeten bir tutum takınmalarını sağlamak gerekir.
Emekçilerin örgütlü bir çıkış yapması gerekiyor. Geçen seçimlerde söyledim. Mutlaka bir tavır konması gerekiyor. Bir kere bu siyasi iktidarın emeğe karşı tutumunu masaya yatırmak gerekir. Biz çalışanlar olarak siyasi tercihlerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz ve siyaset yapma tarzımızı da değiştirmeliyiz. Tabii ki dünyaya ve ülkemizdeki olaylara kendi sınıf penceremizden bakıp kendi çıkarlarımız doğrultusunda siyasetin şekillenmesi, siyasete müdahil olan, etki eden ve değiştiren bir politikanın izlenmesi gerekir. Bugün işçiler, emekçiler, bu seçimlerde duygusal tavırlar yerine kendi çıkarını gözeten siyasi tavırlar ortaya koymalıdır. Bunu yapmadığımız sürece krizin faturası da bize kesilecektir. Önümüzdeki günlerin daha zor geçeceğini söyleyebiliriz. (İstanbul/EVRENSEL)

Asgari ücretin yükseltilmesi için toplumsal tepki örgütlenmeli

- Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandı. Türkiye’nin en büyük toplusözleşmesi diye tanımlanan toplusözleşme görüşmelerinde asgari ücret konusunda işverenlerin bir dizi talebi oldu. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin en büyük toplusözleşmesi olduğu doğru. Ancak gerek temsiliyet gerekse de işleyişe baktığınız zaman toplusözleşme gibi yapılmıyor. Daha çok teknik düzeyde yapılıyor. Asgari ücret, Türkiye’de ücretlerin belirlenmesinde önemli bir rol oynayan taban ücrettir. Milyonlarca işçiyi yakından ilgilendiriyor. Dolayısıyla asgari ücret tespiti yapılırken öncelikle sosyal taban oluşturulmalı ve toplumsal tepkiler örgütlenmeli. Bir güçle o masaya oturup taraf olunduğunun gösterilmesi gerekiyor. Asgari ücrette, krizi de düşünürsek büyük rakamlar beklemek mantıklı olmaz. Krizi işverenler kullanacaklardır. Bölgesel asgari ücret, yaş sınırlamasının kalkması, toplusözleşme olan yerlerde olmaması gibi taleplerle krizden kurtulacağını düşünen işverenler bunları önümüze koyacak. Bunlar kabul edilecek şeyler değildir. Kriz talep krizidir; talebi artırıcı, piyasayı yeniden canlandırıcı hamleler yapılması gerekiyor. Ücretlerin düşürülmesi değil reel anlamda ücretlerin artması krizinden çıkış için bir adım olur.

- Asgari ücretin belirlenmesi sürecine nasıl katılmak gerekiyor?
Bu direkt sendikalarla ilgili. Özellikle Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda sendikaları temsil eden Türk-İş politikalarıyla ilgili. Komisyonun aralık ayında toplanacağı biliniyordu, kimin temsil edeceği de belli. Dolayısıyla aylar öncesinde tabana inilip kamuoyunda bir duyarlılık yaratılmalıydı. Taleplerin karşılanmaması durumunda da alanlara taşınabilecek, topyekün sendikal hareketin sahiplendiği, örgütsüz kitlelerin sahiplenebileceği tepkilerin ortaya konması gerekiyor. Türk-İş’in stratejisinde eksiklik vardır. Önceden görüp bir taban oluşturmak, daha sonra ise bu tabanın üzerinden o masaya oturmak gerekiyordu. Bence bu komisyon içeriği boş, teknik bir görüşme. Şu anda bile yapılacak şeyler vardır. Bunun için de niyet önemli. Arkanıza bir kitleyi alarak hükümetin karşısına çıkıp bir tavır mı geliştireceksiniz, yoksa daha ziyade hükümetin söyledikleriyle ya da Devlet İstatistik Enstitüsü’nün ortaya koyduğu rakamlar üzerinden bir prosedürü mü yerine getireceksiniz? Bence püf nokta burası!..

Gökhan Durmuş
www.evrensel.net