Fotoğraf: Evrensel

GÖZLEM

  • Değersizleşme, tek tek bireyler açısından en basit şekliyle insanların kendilerini toplum içinde işe yaramaz, basit ve değersiz hissetmesi olarak ifade edilebilir.


    Değersizleşme, tek tek bireyler açısından en basit şekliyle insanların kendilerini toplum içinde işe yaramaz, basit ve değersiz hissetmesi olarak ifade edilebilir. İnsan, önce kendisi sonra toplum için bir şeyler yaptığı, belli bir uğraş içine girerek çalıştığı, ürettiği ve tüketebildiği sürece kendini değerli hisseder. Aksi durumda belli bir amaca yönelik olarak hareket etmediğinde, örneğin işsiz kalıp çalışma yaşamının dışına itildiğinde, yaşamını sürdürebilmek için zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldiğinde, onun için hiçbir şeyin önemi ve anlamı kalmaz. Tek tek bireyler açısından önemli sonuçlar ortaya çıkaran bu durum, sermaye sınıfı açısından çok daha farklı sonuçlar ortaya çıkarır. Kapitalizmin bilinen ilk krizi olan 1825 krizinden bu yana yaşanan tüm krizlerin ortak özelliği, bir yandan sistemin iç çelişkilerin derinleşmesi, diğer yandan kapitalistlerin varlık nedeni olan kârların giderek azalma eğilimine girmesidir. Kârın azalmasının en önemli sonuçlarından birisi sermayenin ciddi bir değersizleşme süreci yaşaması olarak ortaya çıkar. Sermayenin yaşadığı değersizleşme, kapitalist sistemin istikrarı açısından, tek tek bireylerin yaşadıklarından çok daha önemli sonuçlar ortaya çıkarır.
    Kendi iç çelişkileri ile üç yüz yıldan daha fazla bir süredir varlığını sürdüren kapitalizm, özellikle sanayi kapitalizminin gelişmesi döneminde daha fazla kâr uğruna artan hırslarının kaçınılmaz bir sonucu olarak çok sayıda kriz yaşadı. Yaşanan her krizin sistemin işleyişi üzerinde çeşitli düzeylerde etkileri oldu. Fakat bu krizlerden sadece birkaçı sistemde ciddi yapısal değişiklikler yaşanmasını gerektirdi. Örneğin 1893 krizi ile birlikte rekabetçi kapitalizmden tekelci kapitalizme geçiş sürecinin hızlanması, emperyalizm çağında yaşanacak krizlerin daha öncekilerle kıyaslanmayacak kadar derin olacağının işaretlerini veriyordu.
    Kapitalizmin tarihinin en sarsıcı krizi olan 1929 büyük bunalımı ile kapitalizmin o zamana kadar benimsediği temel kural olan “her arz kendi talebini yaratır” kanununun sonuna gelindiği savunuldu ama “aşırı üretim” krizlerine yine de çözüm bulunamadı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra benimsenen “kitlesel üretim kitlesel tüketim” politikası da bu temel soruna kesin bir çare olamadı.
    Sermaye birikimi geliştikçe, emek ile sermaye arasındaki temel ilişki ve çelişkiler derinleştikçe, sınıf içi ilişkiler de önemli hale gelmeye başlıyor. Sermaye birikim süreci kriz dönemlerinde önemli kesintilere uğrasa da, sınıf içi ilişkilerdeki hareketlilik bu dönemlerde hiç olmadığı kadar artıyor. Bunun en açık yansıması, iflasların birbirini izlemesi ve tekelleşme eğiliminin bu dönemlerde daha da artması. ABD’nin tarihinde önemli bir yeri olan General Motors gibi büyük bir tekelin iflasına göz yumulması, daha çok sayıda tekelin iflasını ilan etmek için gün sayması gelecek açısından önemli mesajlar içeriyor.
    Tüm dünyanın yaşadığı ve büyük belirsizlikler içeren bugünkü kriz sürecini, sermaye açısından yeni bir değersizleşme süreci olarak değerlendirmek mümkün. Toplumun her katmanını etkisi altına alan kriz süreci emeği, emekçileri olduğu kadar sermayeyi, patronları, hatta sistemin temel direklerini oluşturan tekelleri bile değersiz hale getiriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde 20. yüzyıla damgasını vurmuş çok sayıda uluslararası tekelin “tarihte yerini alması” olması şaşırtıcı olmamalı.
    Sermaye, kârını değerin temel yaratıcısı olan (sermayenin birikmiş emek olduğunu hatırlayalım) emekçi sınıflar üzerinden sağlamaya önümüzdeki dönemde de devam edecektir. Sistem, ne kadar dönüşüm yaşarsa yaşasın, varlık nedenini hâlâ bu temel gerçek oluşturuyor. Ama işlerinin bu dönem geçmişe göre çok daha zor olduğu muhakkak. Bu nedenle emek üzerindeki denetim ve baskı uygulamalarının önümüzdeki dönemde çok daha şiddetli, çok daha acımasız olacağını şimdiden söyleyebiliriz.
    Kapitalizmin gelişim tarihi, her birikim ve büyüme evresinin kaçınılmaz bir şekilde genel bir kriz eğilimini zorunlu olarak taşıdığını gösterir. Bu durum, yine zorunlu olarak, patronların bir taraftan birbirlerinin mezarlarını kazarlarken, aynı zamanda, kaçınılmaz olarak kendi mezar kazıcılarını da yaratmaya devam ederler. Değersizleşme sürecinin ortaya çıkardığı diğer sonuçları haftaya değerlendirelim.
    Erkan Aydoğanoğlu
    www.evrensel.net