GÜNDÖNÜMÜ

  • İsrail’in Filistin’e saldırısının başlamasından bu yana, dünyada ve Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi İzmir’de de emek, barış ve demokrasi güçleri...


    İsrail’in Filistin’e saldırısının başlamasından bu yana, dünyada ve Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi İzmir’de de emek, barış ve demokrasi güçleri, çeşitli eylem ve etkinliklerle İsrail saldırılarını ve ona destek olan ABD emperyalizmini protesto gösterileri düzenliyorlar. Bu gösterilerde yapılan açıklamalarda savaşın ekonomik kriz ve ABD’nin Ortadoğu politikaları ile bağlantısına da dikkat çekilerek, Türkiye’nin İsrail ile yapılan ekonomik ve askeri anlaşmalarının iptal edilmesi talebi dile getiriliyor.
    Öte yandan, İslami kesim olarak adlandırılan gruplar da İsrail zulmünü protesto ediyorlar. Fakat bu kesimler, sorunu Müslüman-Yahudi çatışması olarak algılıyor ve tepkiyi de böyle örgütlüyorlar.
    Bir başka kesim de var ki (kendilerini sol-sosyal demokrat olarak tanımlıyorlar), İsrail protestolarını Hamas’ın desteklenmesi olarak değerlendiriyor ve protestolarla gericiliğe destek verildiğini düşünüyorlar; yer yer ifade ediyorlar.
    Gerek emek, barış ve demokrasi güçlerinin gerek İslami kesimin eylemlerinde, eyleme katılanların emekçiler, aydın ve sanatçılardan oluştuğu görülüyor. Fakat İsrail saldırılarını herkes kendi bulunduğu yerden tanımlayarak tepkilerini de bu tanıma göre yönlendiriyor.
    Bu saldırıları Filistinlilerin Müslüman olmasına bağlayanların, 3 Ocak günü İsrail’de yaklaşık 10 bin kişinin bu saldırıyı protesto etmek için yürüyüş düzenlediklerini, İsrail dışında yaşayan Yahudi bilim insanları ve aydınların İsrail’in saldırgan politikasını eleştirdiklerini bilmeleri, görmeleri gerekiyor. Bu gerçekleri onlara din sömürüsü yapanlar göstermeyeceklerine göre, bu sorumluluk da emek, barış ve demokrasi güçlerine düşüyor.
    BİA’nın 6 Ocak 2009 tarihli Tel Aviv mahreçli haberine göre “İsrail’de Gush-Shalom’un (Barış Şimdi) ve 20 barış örgütünün birlikte düzenlediği protesto eylemine on bin kadar eylemci katılarak savaşı protesto etti. Tel Aviv’in ana caddelerinden Gvirol’de iki kilometre boyunca yürüyenlerin büyük pankartlarında ‘Öldürmeye son ver! Kuşatmaya son ver! İşgale son ver!’ yazıyordu.”
    Bütün emekçi kitlelerin İsrail saldırılarının arka planı konusunda aydınlatılması ve yapılması gerekenlere ilişkin talepler hakkında bilgilendirilmesi amacıyla, Emek Partisi İzmir İl Örgütü tarafından cuma günü cami önlerinde ve kahvelerde konuşmalar yapıldı, bildiriler dağıtıldı. İsrail ile hangi yöneticilerin dönemlerinde, hangi anlaşmaların imzalandığının belirtildiği bildirilerde;
    “…Bütün uluslararası tepkiye rağmen İsrail saldırıya devam ediyor. Çünkü ABD emperyalizminin açık desteğini arkasına aldığı gibi, ABD güdümünden çıkamayan Arap ülkeleri yönetimlerinin iş birlikçi tutumu, İsrail’i cesaretlendiriyor.
    Türkiye halkı saldırı başladığı günden bugüne sokaklarda İsrail saldırganlığını kınıyor. Hükümeti Türkiye halkının duygu ve düşünceleri doğrultusunda tutum almaya çağırıyor. Ama Başbakan yalnızca sert demeçler vererek, bölge ülkelerini dolaşarak asıl yapması gerekenlerden kaçıyor. İsrail’e karşı ciddi bir ekonomik, siyasi, diplomatik tutum almak için parmağını bile oynatacak cesareti gösteremiyor. Çünkü:
    Katliam karşısında hükümet somut tutum almalıdır!
    - İsrail’le tüm askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkiler derhal kesilmelidir.
    - İkili anlaşmalar iptal edilmelidir.
    - İsrail’e verilen ihaleler iptal edilmelidir.
    - Konya Hava Üssü İsrail’e kapatılmalıdır.
    - Kayıtsız ve koşulsuz derhal ateşkes ilan edilmeli, İsrail işgal ettiği bütün topraklardan derhal geri çekilmelidir.
    - Türkiye halkları, işçiler ve emekçiler, Filistin halkının yanındadır...” deniliyordu.
    Biliyoruz ki İsrail, ABD tarafından destekleniyor. İsrail, Mısır ve Türkiye, ABD’nin Ortadoğu politikalarının stratejik ortaklarıdır.
    Mısır sınırı kapatıp Filistin’e ambargoyu destekleyerek, Türkiye İsrail ile yaptığı tank modernizasyonu, hibrit tohum alımı, İsrailli pilotların Konya Hava Üssü’nde eğitilmesi gibi askeri, ekonomik anlaşmalarla saldırıya destek oluyor.
    Bu politikaların ABD’nin Ortadoğu ve Kafkasya’daki su, gıda ve enerji kaynaklarını ele geçirme politikalarından bağımsız olmadığı, ekonomik krizin savaş ve saldırıları artıracağı, IMF ile yapılacak anlaşmaların da krizin yükünü emekçilere yıkmaya hizmet edeceği biliniyor.
    O halde, tüm bu kötülüklerin kaynağına; kapitalizme karşı tüm emekçiler birlikte mücadele etmelidir!
    Hasan Hüseyin Evin
    www.evrensel.net