saltanat kayığından imamın kayığına

İstanbul’a ne zaman gitsem, Ortaköy’e hiç olmazsa bir kez uğrarım. Kitapçılar vardır, elişlerini sergileyen gençler vardır. Bir şey almasam da onların tezgahlarını izlerim.


İstanbul’a ne zaman gitsem, Ortaköy’e hiç olmazsa bir kez uğrarım. Kitapçılar vardır, elişlerini sergileyen gençler vardır. Bir şey almasam da onların tezgahlarını izlerim. Müşteriler de, satıcılar da her zaman ilgimi çekmiştir.
Bir zamanlar sevgili Hakkı Özkan’ın da küçücük bir masası vardı, üzerine kitaplarını koyduğu. Kitap satardı, çoğunlukla da imzalardı. Masasının başı dolu olduğu zaman giderdim çoğunlukla yanına. Kitap imzaladığı için benim geldiğimi görmezdi. Sesimi değiştirerek, “Affedersiniz, sizde Zeki Müren’in plakları var mı?” diye sorardım. Hışımla, bozularak başını kaldırır, beni görünce “Haboraaaa,” derdi. Öteki tarafta kulakları çınlasın, Ortaköy’de olsun, Cağaloğlu’nda olsun, az kaynatmamıştık birlikte.
Hakkı Ağabeyden sonra kıyıya inerdim. Yaz aylarında sık sık Osmanlının “Saltanat Kayığı”yla karşılaşırdım. (Yandaki fotoğraf)…
“Sizi bu kayık da kurtaramadı,” derdim içimden, Osmangillere…
AKP’lilerin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe Sarayı’nda iki çalışma odası varmış. İstanbul’a geldiğinde orada çalışırmış. Türkiye’nin son durumunu gördükçe, o odalardan feyz aldığını anlıyordum.
Osmanlı battı, un-ufak oldu. Şimdi sıra Türkiye’de. Ülkemiz de bu hızla giderse, eminim çok yakın bir gelecekte imamın kayığına binecek. Saltanat kayığından imamın kayığına… Bunun ışıkları öylesine parıldamaya başladı ki…
AKP’nin umudu “sukuku icra”mış. “Hukuku guguk”un yaşandığı ülkemizde “sukuku icra”yı kim önemser ki?.. Hiç kimse üzerinde durmadı. Oysa karanlık ve çirkin bir olaydı bu. AKP iktidarı Arabiklere faizsiz borçlanma yöntemiyle bakanlık binalarını, köprüleri, otoyolları ve benzeri kamu kuruluşlarını para gelsin diye satacak. Satılan kuruluşlar devlet tarafından kiralanacak. Sonra gelsin asil ve necip halkıma “Sukuku icra vergisi”… Meclis, Çankaya Köşkü gibi yerler peşkeş çekilmeyecekmiş, pardon satılmayacakmış. Yahu çocuklar, onları da elden çıkarın, gelen parayla eş/dost/yandaş kollayın. Para artarsa, ilerdeki seçimin oyları için ümüğüne bastığınız halkı sadakaya, dilenciliğe muhtaç duruma getirdiğiniz için onlara dağıtırsınız. İstanbul Güngören’de yaptığınız gibi “Kömür/Soba sadakası”na ek olarak “Çıra/kibrit” falan da verirsiniz… Yine de oyların gelmesinden korkuyorsanız, GS, FB, BJK statlarına bir seçim sandığı koyun, çimleri de seçmen olarak duyurun, iş bitsin. Nasıl olsa pratiğiniz var. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Korusu’nda 573 seçmeniniz varmış. O 3 stadda milyonlarca çim var. Onların oylarıyla yalnız İstanbul’un değil, Newyork’un, Moskova’nın, Hongkong’un da Belediye Başkanlıklarını alırsınız. Türklerde bu ense, sizde de bu tokat olduktan sonra...
Evet, “Sukuku icra”nın son aşaması “Hukuku guguk” oldu. AKP’lilerin Bakanı Veysel Eroğlu, Ilısu’nun yapımına karşı çıkanları “Bölücü” ilan edebiliyor… Şair Şükrü Erbaş, gitmediği bir yerde, bilmediği bir dille propaganda yaptığı için mahkûm oluyor… Kapalı olan telefonunun alarmı çaldığı için bir öğrenci, müdür yardımcısı tarafından öldüresiye dövülüyor… EMEP Genel Başkan Yardımcısı Haydar Kaya, daha önce ifade verdiği bir konu hakkında, ifade vermediği palavrasıyla AKP düzeninin polisleri tarafından gözaltına alınıyor… Bitlis’te, İzmir’de, Urfa’da yoksulluk yüzünden insanlar çadırlarda yaşıyor… Borç yüzünden intiharlar, cinayetler oluyor…Öte yandan çikolatadan şekere, purodan şampanyaya kadar birçok ürün altınlı olarak piyasaya sürülüyor… Bir kafede 24 ayar altınlı kahvenin fincanı 35 milyona satılıyor… Antalya’da kedi kakası kahve 250 milyona asil ve necip zenginlerimize sunuluyor… 5 yıldızlı otellerde bir gecelik yılbaşı 50 milyar liraya dayanıyor…
Ve Din İşlerinin Başı, “Hepimiz Adem ile Havva’nın çocuklarıyız” diyor, bu olayların yaşandığı Türkiye’de.
Evet Saltanat Kayığı’ndan İmam’ın kayığı’na doğru hızla gidiyoruz…
Bülent Habora
www.evrensel.net