MERCEK

  • Herhangi bir partinin siyasal kimliğinin en önemli ölçüsü, halkın talepleri karşısındaki tutumudur. AKP, “çetelere savaş açtığını, ülkeyi demokratikleştirmeye çalıştığını ve fakat demokrasi istemeyenlerin ve darbelerden yana olanların buna engel çıkardığını” söylüyor


    Herhangi bir partinin siyasal kimliğinin en önemli ölçüsü, halkın talepleri karşısındaki tutumudur. AKP, “çetelere savaş açtığını, ülkeyi demokratikleştirmeye çalıştığını ve fakat demokrasi istemeyenlerin ve darbelerden yana olanların buna engel çıkardığını” söylüyor. Bugüne kadar, halk kitlelerinin saflarından “çeteler korunsun ve varlıklarını sürdürsünler, demokratik haklar olmasın, darbeciler işbaşına gelsinler” diye bir tutumun ortaya çıktığını kimse iddia edemez. İddia edenler olursa bunlar da açıkça riyakarlık yapmış olurlar. Aksine, emekçi kitlelerin istedikleri, kendilerine karşı bir savaş aygıtı şeklinde çalışan her tür çete ve örgütlenmenin son bulması, tüm temel demokratik hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesi, bunun önündeki anayasal, yasal engellerin ortadan kaldırılmasıdır.
    AKP ve hükümeti bunları mı yapmak istiyor? Halk kitleleri yönünden ona engel çıkaran yok, hodri meydan! Ama AKP ve hükümeti bilinmeyen, tanınmayan bir güç ve politikayı temsil etmiyor. Burjuva ikiyüzlülüğü ve entrikacılığını, halk karşıtı politikaları, dini önyargı ve inançların politik istismarını en pervasız şekilde yapan bir güçtür söz konusu olan. Çeteler operasyonunun çok çeşitli etkenleriyle birlikte en önemli etkenin egemen güçler arası iktidar kavgası olması, bu operasyonların özelliği ve sınırlarının da belirleyicisi olmaktadır. Emrindeki polis gücü ve savcı-yargıç heyetlerini kullanarak düzenlediği “operasyonlar”la liberal, sözde demokrat, sözüm ona solcu-sosyalist çevrelerin gizli-açık desteğine mazhar olan AKP ve hükümetinin halk kitlelerinin demokrasi taleplerine hoyratça bir karşı koyuş içinde olduğu açık bir gerçektir. Hükümet ve partisi “ya sev ya terk et”çidir ve bu politika kontrgerilla tipi örgütlenmeleri ve halka karşı caniyane anlayış ve tutumları besleyip var etmektedir.
    AKP ve hükümetinin halka karşı politikalarından bağımsız ele alınarak bir “çete operasyonu” değerlendirmesi yapılamaz, yapıldığında da bu tutarlılık göstermez. Sermaye kurumlarını kendi kadrolarıyla doldurmayı, polis gücünü halka karşı en pervasız biçimde kullanmayı, sokaklarda gençleri kurşunlayan ve işkenceciliği savunan emniyet sorumlularıyla demokratik talepler için mücadele edenlerin karşısına çıkan bir hükümetin ve partisinin çetecilik karşıtlığı palavradan ibarettir. O, aslında başkaları yerine kendi kontrasını oluşturup sağlamlaştırma savaşı yürütmektedir. Halk kitlelerinin ve ileri kesimlerinin on yıllardır gündeme getirdikleri bir konuyu hükümet ve partisi siyasal çıkar hesaplarının payandasına dönüştürmüştür. Tetikçilerin işaret ettikleri üst yapılanmalar olduğu gibi durmakta ve denebilir ki bu arada ve bu vesileyle aygıtlarını daha da sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar. AKP ve öteki sözüm ona çete sorgulayıcı burjuva kesimlerin iddiası, bu çete mensuplarının devletin olanaklarını kendi kişisel çıkarları için kullandıkları, bazılarının da görevlerini kötüye kullanarak hükümete karşı darbe planlamaya kalkıştıkları şeklindedir. Bu parti, politikacı ve çevreler halk kitlelerine karşı işlenen suçları görmezden geliyorlar. Binlerce “faili meçhul”ün, işkencede, sokakta katletmenin, sabotaj, suikast eyleminin suçluları korunmaya devam edilmektedir. Tüm gösterişli spekülasyonlara karşın, deşifre olmuş, ayağa düşmüş bazı unsurların atılarak aygıtın korunması esas alınmaktadır.
    Bu “dalga” operasyonlarının özelliklerinden biri de, halk kitlelerinin dünyada ve ülkedeki gelişmeler karşısında tepki gösterme eğilim ve tutumlarının arttığı dönemlere denk getirilmeleridir. Operasyonların diğer bir özelliği, kimi aşırı şoven, kimi açık faşist ve CIA işbirlikçisi, kimi tetikçi ve provokatörlüğü şüphe götürmez birçok “zanlı”nın birlikte “aynı örgütün mensubu” gösterilerek kitlelerin “şaşkınlığa sürüklenmesi”nin hedeflenmesidir. Bu “dalga operasyonları”nın hükümete ve politikalarına karşı kitlesel tepki ve protesto eğilimlerinin güçlenmekte olduğu dönemlere denk getirildikleri bir gerçektir. Nitekim son operasyon da, kapitalizmin krizi halkı vurur ve halktan da kapitalistlere ve sistemlerine yönelik öfkeli protestolar baş göstermeye başladığı bir sırada ve bunun yanı sıra Siyonist cinayet çetesinin Filistin halkına saldırısına karşı tepkiler yükseldiğinde “ortaya bomba gibi düşmüş”tür!
    Bütün bunlar ve daha da sıralanabilecek birçok olgu ve olay, AKP ve hükümetinin demokrasi mücadelesi yürütme bir yana, onu yürütenleri boğmaya çalıştığını, çeteler operasyonunu da aslında politikalarına karşı öfkeyi bastırmak için kullandığını göstermektedir.
    halkIn demokratİk
    güç bİrlİğİ
    Bütün bu gelişmeler ve olayların seyri bir kez daha göstermektedir ki, demokratik talepler, ancak onlar için sermaye ve hükümeti başta olmak üzere politik-askeri temsilcilerine karşı, fabrikalar, işyerleri, emekçi semtleri, sokaklar ve meydanlar mücadele alanı haline getirilebilirlerse elde edilebilirler. Bu, kontrgerilla örgütlenmesi ve onun tüm kollarının gerçekten etkisiz kılınarak tüm sorumluları ve suçlularının hak ettikleri cezalara çarptırılmasının sağlanabilmesi için de geçerlidir. Hükümetler ve burjuva güçleri üzerlerinde halk kitlelerinin bu muazzam baskısını hissetmedikleri sürece, bırakalım Kontrgerilla tipi örgütlenmeleri yok etmeyi, en zorunlu ve asgari hak ve özgürlükleri dahi tanımayacaklardır, aksine bugüne kadar olduğu gibi reddedip baskıyla yok etmeyi sürdüreceklerdir.
    Bundandır ki bugün en önemli görev, halkın en geniş kesimlerinin demokratik özgürlükler ve sosyal-iktisadi temel talepler için örgütlenmesi ve mücadelesini geliştirme çabalarını en küçük birimden en önemli fabrikalara kadar her yerde daha da artırmaktır. Ortada, “tozu dumana katacak” kadar bulandırılmış ve halk kitlelerinin de yedeklenmesi istenen bir durum vardır. Bu durumu sorgulama sorumluluğu duymayanların küçümsenemez bir kesimi, sorunu kitleler, çatışan kesimlerden “hangisinin yanında yer almalılar” şeklinde ele almakta ve herkesi “iki taraftan birinin yanında olmaya” çağırmaktadırlar. Bunların çoğunluğu oluşturanları, “militaristlere karşı” “liberal muhafazakar dinciler”in yanında olmayı önerirlerken, bugün daha da zayıflamış olarak diğer bir kesimi de, -aralarında çetelerin avukatlığına soyunanları da olmak üzere-, “laiklik karşıtı bir savaş olduğunu” ileri sürerek “devletin bekaası için çalışanlara destek verme”yi salık vermektedirler.
    Oysa, bugünkü gibi zamanlarda egemen sınıfların şu ya da bu kesimi ve askeri-politik temsilcilerine yedeklenmemek ve halk kitlelerinin bağımsız örgütlenmesini geliştirmeyi başarmak geleceğin kazanılması bakımından daha da önem kazanmaktadır. Bugün gerekli olan gücün ve mücadele araç ve olanaklarının demokratik taleplerin elde edilmesi, tüm kontra örgütlenmelerinin dağıtılarak sorumlularından hesap sorulması, ABD-İsrail-İngiliz devletleri (öteki gerici burjuva devletleri dahil) ve casusluk örgütleriyle, en başta da CIA-MOSSAD ile işbirliği içinde sürdürülen halk düşmanı faaliyetlerin durdurulması için seferber edilmesidir. İşsizliğe, yoksulluğa, işten atmalara karşı mücadele ile bu talepler için mücadele birleştikçe halkın gericiliğe karşı mücadelesi de güç kazanacaktır. Israrla altını çizdiğimiz bu duyarlılığın gereksiz olmadığını siyasal yaşam gösterecektir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net