ZEUS SUNAĞI

  • On yıl süreyle Troya’da savaştıktan sonra kral Odisseus ülkesine dönerken mola verdiği bir adada, denizler tanrısı Poseydon’un denizlere bekçilik eden oğlu tepegöz yamyam Polifemos’u (Polyphemos) kör etti.


    On yıl süreyle Troya’da savaştıktan sonra kral Odisseus ülkesine dönerken mola verdiği bir adada, denizler tanrısı Poseydon’un denizlere bekçilik eden oğlu tepegöz yamyam Polifemos’u (Polyphemos) kör etti. Tanrı da bu yüzden onun gemilerini ve arkadaşlarını denizin dibine batırdı. Odisseus da birkaç tahta parçasından yaptığı uyduruk bir sal üstünde, baygın ve yaralı olarak tanrıça Kalipso’nun adasına rastgele sığınabildi!...
    Ne var ki tanrıça Kalipso, bu ölümlü Odisseus’a daha ilk günden sırılsıklam vuruluverdi... Bu yüzden tam yedi yıldır onu bir türlü bırakmıyordu adasından. Odisseus da her gün tek başına sahile yakın o kayalık tepeye tırmanıp denizin ta ötelerine bakıyordu hep; kavuşamadığı karısı, oğlu ve çok özlediği halkı için gözyaşları döküyordu....
    Haliyle Odisseus’u çok seven Atena’nın tanrılar toplantısındaki ikinci kez sert çıkışı üzerine babası Baştanrı Zeus, Odisseus’u hemen özgür bırakması için bir haber saldı tanrıça Kalipso’ya... Babası tanrı Atlas’ı dünyamızı iki elleri üstünde taşıma cezasıyla cezalandırdığı için Zeus’a zaten diş bileyen Kalipso; bu haberi alır almaz, Zeus’a karşı büsbütün kin ve öfke kesildi... Ağzına geleni söyledi. Ne var ki hiçbir tanrı yada tanrıça; Baştanrı’ya açıktan isyan edemediği için Kalipso da onun isteğini yerine getirmek zorunda kaldı. O yüzden sahile yakın kayalıklarda gözyaşları döken Odisseus’un yanına gitti hemen:
    Haydi ağlayıp durma artık karşımda,
    ömrünü boşuna tüketme!
    Seni göndereceğim ben kendi ellerimle...
    Sağsalim varasın diye baba toprağına.
    Yaygın gökte oturan tanrılar varmanı isterlerse tabii...
    Az önce Baştanrı Zeus’un gönderdiği buyruktan hiç söz etmedi. Haliyle Odisseus tanrıça Kalipso’nun bu ani kararına çok şaşırdı. O yüzden de şaka mı yapıyor diye baktı birsüre yüzüne. Tanrıça Kalipso ciddiydi... Ve deniz ötelerinde oturan karısına ulaşabilmesi için tunç baltasıyla keseceği ağaçları yontup düzleyerek, dikine küpeşteli genişçe bir sal yapmasını öğütledi Odisseus’a.
    Ekmek, su ve kırmızı şarap da veririm sana;
    Açlık çekmeyesin yolculuğunda diye, bol bol veririm...
    Ayrıca tertemiz rubalar giydiririm sırtına!
    Bu sözleri duyan Odisseus, bu kez yeniden şaşırdı. Çünkü tanrıçanın yapmasını önerdiği o eften püften bir salla denizleri nasıl aşabilirdi ki? Ossaat tanrıların salacağı canavarlar bir solukta yutarlardı o yaptığı salı! Yoksa tanrıça Kalipso bir tuzak mı hazırlıyordu? Kurnaz ve becerikli Odisseus; içinden geçenleri, yedi yıldır yatağını bölüştüğü sevgilisi tanrıçaya açıkça söyledi. Tanrıça da;
    “Seni gidi seni, hiç laf etmezsin boşuna!
    Düşünür taşınır, dersin diyeceğini...” dedi gülerek...
    Kalipso, cehennemin Stiks ırmağı üstüne ant üstüne ant içtikten sonra içinden hiçbir kötü şey geçemeyeceğini söyledi sevgilisi Odisseus’a. Nasıl bir gemi yapılması gerekiyorsa öyle yapmasını öğütledi. Sonra da mağarasına doğru üzgün üzgün yürümeye başladı... Arkasından da Odisseus!... Mağaraya varınca Kalipso; az önce Baştanrı Zeus’un buyruğunu getiren haberci tanrı Hermes’i buyur ettiği özel koltuğa oturttu sevgilisini. Yesin içsin diye birsürü şey koydu önüne. Kendi kurduğu en eski kırmızı şaraptan getirtti yardımcılarına. Sonra da karşısına geçip oturdu. Uzun saçlı tanrıça Kalipso; dönüş yolculuğu sırasında, engin ve hasat vermez denizde başından birçok serüvenler geçeceğini söyledi Odisseus’a:
    Karın Penelopeya’yı ne kadar özlersen özle,
    Bilsen bundan sonra neler çekeceğini,
    Kalırdın benimle, bekçi olurdun bu eve...
    Üstelik ölümsüz yapardım seni de...
    Odisseus, tanrıçaya hak verdiğini ve ona inandığını söyledi. Üstelik çok özlediği karısının ne güzellikte, ne de boyda posta bir tanrıçayla yarışamayacağını bildiğini; ne var ki gece gündüz aklının fikrinin de baba toprağında ve halkında olduğunu ekledi sözlerine. Bundan sonraki yolculuğunda da başına büyük felaketler gelebilirdi. Ama bunlardan yıldığı yoktu! Çünkü yıllardır çok acılar çektiğini, Troya savaşı sırasında, on yıl gece gündüz hep ölümün sıcak soluğuyla nasıl yatıp kaktığını anlatmaya çalıştı... Aslında bu savaşa zorla getirildiğini, çünkü savaşlardan oldum olası iğrendiğini de söyledi. Bu savaşa katılmamak için deli numarası yapıp toprağa tuz ektiğinden bile söz etti! Sırf askere alıp götürmesinler diye!... Ne var ki bundan sonra da tek amacının, yirmi yıldır ayrı yaşadığı karısı ve artık delikanlı olmuş oğlu Telemahos’u bir an önce görebilmek olduğunu anlatmaya çalıştı. Sonra halkını da çok özlediğini, o anda nelerle cebelleşiyor olduğunu bilemediğini söyledi.
    Bütün bunları konuşurlarken güneş tanrısı Helyos’un atları dinlenmiş, engin denizin ötelerindeki gökyüzünde yeni koşularına başlamak üzereydiler... Kalipso’yla sevgilisi Odisseus; birlikte geçirdikleri bu uzun gecenin sonunda, erken doğan gül parmaklı Şafak’ı görünce, ağır ağır giyinip kuşanmaya başladılar. Tanrıça Kalipso; kocaman gönüllü sevgilisi Odisseus’un denizlerde tek başına göğüslemek zorunda kalacağı serüvenleri istemeyerek düşününce gözleri yaşardı. Hiçbirşey yokmuş gibi gözyaşlarını saklayıp sapı zeytin ağacından yapılma keskin bir balta tutuşturdu eline. Bir de keser...Sonra onu adasının ta öbür ucundaki ormana götürdü: Kocaman kocaman ağaçlar yetişmişti oralarda; kızılağaçlar, kavaklar, bulutlara değen çamlar... Kalipso, istediği gemiyi gönlünce yapması için sevgilisini bu ağaçlarla başbaşa bırakıp mağarasına döndü. Odisseus da baltasıyla yirmi kadar çam ağacı devirdi hemen! Onları yonttu, düzeltti; bazılarını düzgün tahtalara dönüştürdü. Arada tanrıça Kalipso delgi, silgeç gibi gerekli aletler ve yiyecek içecekler getiriyordu. Bu çalışmalar dört gün sürdü. Gene tanrıçanın getirdiği kalın ve yırtılmaz bezlerle Odisseus; çok güzel ve sağlam bir yelkenli oluşturdu dördüncü günün akşamına doğru. Sonra da bu yelkenli salı, sevgilisi tanrıça Kalipso ile birlikte denize indirdi...
    Beşinci günün sabahında da Kalipso; sevgilisini bir güzel yıkadı; zeytin kokulu rubalar giydirdi... Bir tulum şarap ve koca bir tulum da su yerleştirdi yelkenlisine. Büyük meşin torbalara çeşit çeşit yiyecekler koydu. Ve tanrıça olarak gözyaşlarını göstermeden bu ölümlü sevgilisini yolcu etti uzak enginlere. Ardından da uğurlu ve tatlı bir rüzgar saldı. Odisseus da buruk bir sevinçle yelkenini, tanrıçasının saldığı Akdeniz’in serin enginlerine doğru açtı...
    Ne var ki artık sevgilisinin olmadığı bu adada yalnız başına yaşamak istemeyen tanrıça Kalipso, ölümsüzlüğün de başa bir dert olduğunu büyük bir hüzünle, iliklerine dek duyumsadı...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net