EMEK DÜNYASI

  • Hükümet, AKP sözcüleri, onların arkasında mevzilenmiş çeşitli cemaatler ve liberal odakları, “yandaş basın” kuruluşları, kendileriyle aynı safta yer almayanları, “Ergenekonculuk”la, “Ergenekon savunuculuğu”, “darbecileri ve devlet çetelerin korumak”la suçluyor.


    Hükümet, AKP sözcüleri, onların arkasında mevzilenmiş çeşitli cemaatler ve liberal odakları, “yandaş basın” kuruluşları, kendileriyle aynı safta yer almayanları, “Ergenekonculuk”la, “Ergenekon savunuculuğu”, “darbecileri ve devlet çetelerin korumak”la suçluyor.
    Ergenekoncular, Kızılelmacı sağ ve “solcular”, CHP’nin merkezinde olduğu odaklar ise, Ergenekon’u “fasa fiso”, her şeyi hükümet, “Fetullahçıların uydurması” olarak ilan edip; “Ergenekon soruşturmasının derinleştirilmesini; faili meçhullerin, kayıpların faillerin bulunmasını, kontra eylemlerin aydınlatılmasını, devlet içindeki çeteleşmelerin dağıtılmasını” isteyenleri de “AKP’nin ve Fetullahçıların yandaşı, destekçisi”, en hafifinden onların oyuncağı olan “saf”lar olarak damgalıyorlar.
    Ve her iki taraf da; halkı, emek örgütlerini, sendikaları ve her türden kesimi; kendileri tarafından olmazsa karşı tarafın yanında olacağı biçiminde uyarıyor!
    Bu yeni bir durum değil. Öncesini bir yana bıraksak bile, Cumhuriyet mitingleri sırasında, Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinde, türban konusunda (YÖK ve üniversiteleri de kapsayarak), Anayasa değişikliği tartışmaları sırasında hep artık kronik hale gelen bu siyaset tarzı ile karşı karşıya kaldık. Bu iki mihrak; ellerindeki ve etkilerindeki Meclis, basın ve TV’leri de kullanarak kendi belirledikleri gündem etrafında toplumu iki kampa bölerek ve bu kamplaşmanın dışında kalanları da suçlamak üzere bir gerilim oluşturmaktadırlar. Her iki taraf da, aralarında çok çetin bir kavga ediyor görünürken, aslında emekçilerin halkın üstünde tepinmek, onların bilincini bulanıklaştırmak üzere tam bir el ve işbirliği içindedirler.
    Oluşturulan bu ağır baskı; kendi içinde bütünlüğü olmayan ve ortak bir mücadele hattında yeterince bileşememiş olan emek ve demokrasi güçleri içinde tartışmalara, görüş farklılıklarına yol açmakta, dolayısıyla bu güçlerin yığınlara yönelik çağrılarının yeterince güçlü olmasını da engellemektedir.
    Ancak böyle sorunların var olması, bu güçlerin sorumluluklarını azaltamayacağı gibi, tersine yapılacak işleri de çoğaltır. Çünkü, Ergenekon olarak adlandırılan bu örgütlenmenin, (davada adları geçen kişilerin kimler olduğu ve Ergenekon örgütlenmesiyle bağlantılarının ne olduğundan bağımsız olarak) ülkedeki sayısız faili meçhul, kayıp, kitle katliamları, provokasyonlar, Susurluk’ta ortaya çıkan çete faaliyetleri gibi sayısız halka karşı suçlarla bağlantılı olduğu gerçeği vardır ve bu sorunun bu yanının üstünde ilerlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Ergenekon soruşturması; emek ve demokrasi güçleri için;
    Çetelerin açığa çıkarılması,
    Sayısız kayıp ve faili meçhullerin faillerinin bulunması,
    Kontra eylemlerin, 16 Mart, 1 Mayıs ‘77 katliamı, Maraş, Çorum, Sivas katliamlarının faillerinin açığa çıkarılıp yargılanması,
    Susurluk soruşturmasının yeniden ele alınıp asli faillerin ortaya çıkarılması,
    JİTEM’in eylemlerinin deşifre edilmesi,... gibi sayısız “devlet çeteleri suçlarının” halka açıklanmasının bir vesilesidir.
    Eğer dava bu gerçekler üstünde değil de; genel ve soyut tanımlamalar üstünde ilerlerlerse (ki hükümet, yandaşları bunu istiyor), gerçeklerin açığa çıkarılması olanaklı olmayacaktır. Tersine davanın soyut ve genel tanımlamalar ya da bomba, silah, CD gibi kimi kanıtların kimlere ait olduğu etrafında (sınırların burada kalması) dönüp durması, Ergenekon operasyonunu AKP’nin kendi yolunu temizlemesi operasyonu olarak biçimlendirmesini kolaylaştıracaktır.
    Bu yüzden de Ergenekon davası karşısında yürünecek yol; soruşturmanın derinleştirilmesi, ülkeyi kana boğan, demokratik haklar ve özgürlükleri ayaklar altına alan kontra örgütlenmelerin açığa çıkarılması, ağır insanlık suçlarının faillerinin yargılanması talepleri için mücadeleden geçmektedir.
    Demokrasi güçleri bu mücadele için ve bu mücadele içinde birleşip halk yığınlarını aydınlatan, gerçeklerin açığa çıkmasında ısrarlı bir aydınlatma çalışması yapan bir mücadelede adım attıkları ölçüde AKP ve hükümetin davayı kendi silahlarına döndürmesinin önü kesilebilecektir. Aksi; Tuncay Güney’in spekülatif açıklamalarına çanak tutmak, hükümet ve AKP’nin, değirmenine su taşmak olur. CHP ve onunla aynı hatta yürüyen (TKP gibi) mihrakların; Ergenekon savunuculuğu yapmaları, “AKP’nin işine gelir” diye Ergenekon’la ortaya çıkan gerçekleri görmezden gelmeleri, AKP’nin kendisini halka, çetelere karşı savaşan, demokrasi ve özgürlük kahramanı bir parti gibi göstermesini kolaylaştırmaktadır. Bu, AKP’nin değirmenine su taşımak değilse nedir ki?
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net