ABD’de Obama’lı dönem başladı

İlk siyah ABD Başkanı olan Demokrat Partili Barack Obama dünyüz binlerce kişinin izlediği törende yemin ederek göreve başladı


ABD’nin ilk siyah Başkanı Barack Obama, dün yemin ederek göreve başladı. Demokrat Partili senatör, kasım ayındaki seçimde, rakibi Cumhuriyetçi Partili aday Senatör John McCain’i yüzde 50’nin üzerinde bir oyla yenilgiye uğratarak başkanlığa seçilmişti.
Barack Obama, kendinden önceki tüm başkanların yaptığı gibi dün sabah Beyaz Saray yakınındaki bir kilisede dua etti. Daha sonra Obama ve eşi ile başkan yardımcılığı görevini devralacak olan Joe Biden ve eşi, Beyaz Saray’da George Bush’la kahvaltı yaptı.
Resmi törenler için Washington’ın merkezinde yemin töreninin yapılacağı Kongre merdivenlerinin önündeki uzun parkta büyük bir kalabalık toplandı. Törende, Yüksek Mahkeme Başkanı John Paul Stevens’in önünde önce yardımcısı Joe Biden, ardından da Barack Obama yemin ederek başkan oldu.
Washington’da yüz binlerce kişinin izlediği yemin töreni için çok sıkı güvenlik önlemleri alındı. Kentin birçok yerine tel barikatlar yerleştirildi, yollar araç trafiğine kapatıldı.
Son 30 yılın yemin törenleri
ABD başkanlarının yemin töreni her 4 yılda bir yapılıyor. Bir çeşit kutlama havasında geçen tören, çok büyük bir seyirci topluluğunu da başkent Washington’a çekiyor.
Obama, köleliği kaldıran başkan olarak hatırlanan Abraham Lincoln’ün doğumunun iki yüzüncü yılına denk gelen başkanlık yemin töreni için çok da sürpriz olmayan bir başlık seçti: Özgürlüğün Yeniden Doğuşu. Obama, “Amerikan başkanı olarak görevimi sadakatle yerine getireceğime, tüm yetkilerimi Amerikan anayasasını muhafaza etmek, korumak ve savunmak için kullanacağıma ant içerim” diyerek yemin etti.
ABD tarihinde akıllarda kalan bazı yemin törenleri var. Bunlar arasında ülkenin iç savaşla sarsıldığı 1865’te Abraham Lincoln’ün yaptığı unutulmaz konuşma ve 1961’de ABD’nin en genç ve ilk Katolik başkanı olan John F. Kennedy’nin yaptığı “Ülkenizin sizin için ne yapabileceğini değil, sizin ülkeniz için ne yapabileceğinizi düşünün” cümlesiyle süslediği konuşması bulunuyor.
Ancak daha yakın tarihe, ‘80’li ve ‘90’lı yıllara bakıldığında da birçok renkli başkanın yemin törenlerinde “ilk”lerin yaşandığını görmek mümkün.
1980 yılında Cumhuriyetçi Parti’den seçimi kazanan Ronald Reagan, Amerika’nın 40’ıncı başkanı olarak ant içerken bir ilke imza attı. O güne dek Kongre’nin Doğu cephesinde düzenlenen töreni bu kez Batı cephesine taşıdı. 69 yaşındaki Reagan, aynı zamanda ABD’nin en yaşlı başkanı unvanını alarak bir ilke daha imza atıyordu.
Reagan’ın ant içme töreni zamanlama açısından da hafızalara kazındı. Zira Reagan, Jimmy Carter’a karşı adaylığını 52 ABD’linin İran’ın elinde esir olduğu dönemde sürdürmüş, ABD’lilerin esaretin 444’üncü günü serbest kalmasının ardından, Reagan’ın ant içme töreni de adeta ulusal bir kutlamaya ve bir zafer törenine dönüşmüştü.
1989’da “Baba Bush” olarak anılan 41’inci başkan George Bush, 20 dakikalık konuşmasını on binlerce kişinin önünde gerçekleştirdi. Bush, yemin ederken iki yüzyıl önce ABD’nin ilk başkanı olan George Washington’ın kullandığı kelimelerin aynını kullanmış ve Washington’ın 200 yüzyıl önce kullandığı İncil’e el basmıştı.
Clinton’ın 8 yıllık iktidarının ardından 2000’de bu kez oğul Bush, yani George W. Bush bir kez daha Cumhuriyetçileri Beyaz Saray’a taşıdı. Yaklaşık 500 bin ila 750 bin kişinin katıldığı ant içme töreninde Bush, konuşmasına tema olarak “adalet ve fırsat” konularını seçmişti.
Al Gore’la karşı karşıya geldiği başkanlık yarışında rakibinden yarım milyon daha az oy alan ancak anayasa gereği “seçiciler kurulunun” oyu ile koltuğa getirilen Bush’un ant içme töreni, bu yüzden protestocuların da hedefi olmuştu. Dondurucu soğuğa rağmen kongre binası önünde toplanan yarım milyon kişinin önünde yemin eden Bush’un, konuşmasında “Özgürlükleri savunmamız için yıldızların ötesinden gelen bir çağrı var” demesi, 17 dakikalık konuşmanın şüphesiz en çok akılda kalan kısmı oldu. (DIŞ HABERLER)

Bush yönetimine soruşturma istemi
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat Partili Nancy Pelosi, George W. Bush yönetiminin bir grup federal savcıyı görevden almasıyla yasaları çiğneyip çiğnemediğinin soruşturulmasını istedi.
Pelosi, katıldığı televizyon programı Fox News Sunday’de, bu talebiyle adalet bakanlığı gibi bir kurumun siyasileştirilmesinin soruşturulması çağrısında bulunduğunu belirtti. “Geçmişten, örneğin adalet bakanlığının siyasileştirilmesine izin veremeyeceğimizi, bunun soruşturulmadan geçilmeyeceğini öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum” diyen Pelosi, “Geçmiş başlangıçtır” ifadesini kullandı. Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Partili üyeleri geçen hafta da Bush yönetimi yetkililerinin ulusal güvenlik adına yasaları çiğneyip çiğnemediğine ilişkin adli soruşturma açılması tavsiyesinde bulunmuştu.
Demokrat Partili üyelerin adli soruşturma açılması tavsiyesiyle ilgili raporunda, bir grup savcının görevden alınmasıyla birlikte, gözaltındaki yabancı zanlıların sorgulanma yöntemleri, işkence iddiaları, gizli telefon dinlemeleri, eleştirilere karşı cezaya başvurma ve istihbarat bilgilerinde oynama gibi suçlamalara işaret edildi.
Başkan seçilen ve dün göreve başlayan Demokrat Partili Barack Obama ise açıklamalarında daha ihtiyatlı ifadeler kullanarak, geçmişe değil geleceğe bakmak istediğini kaydediyor. (DIŞ HABERLER)

Bush’la geçen 8 kara yıl
Koltuğunu dün Obama’ya devreden Bush’un 8 yıllık iktidarı, savaşlar, işkenceler, skandallar, ekonomik çöküş, kimyasal silah yalanlarıyla hatırlanacak. Bush’un Irak ve Afganistan işgallerinin damga vurduğu 8 yıllık başkanlık dönemi, 11 Eylül 2001 saldırılarının sarsıntılarıyla başladı, 1930’dan beri görülen en derin ekonomik krizle noktalandı.
İşgalleriyle hatırlayacağız
ABD, 2008’de 1945’ten beri görülmeyen kötülükte işten çıkarmalarla tanıştı. Yerini Barack Obama’ya devreden Bush, yönetimin yaptığı her şeyden gurur duyduğunu söyledi. Bush, “8 yılda neler verdiğimi biliyorum, popüler olmak için ruhumu satmadım. Evime dönmeye hazırlanırken, aynada kendime bakıyorum ve gördüğümle gurur duyuyorum” dedi. Bush ve yakın çevresi, “Afganistan ve Irak’ta 50 milyon insanı özgürleştirdiklerini, teröre karşı savaşta önemli başarılar elde ettiklerini”, Asya ile ilişkileri iyileştirdiklerini, Afrika’daki hastalıklarla eşi benzeri görülmemiş biçimde mücadele ettiklerini, vergileri hafiflettiklerini, eğitim sisteminde reform yaptıklarını, yaşlılar için hastalık sigortası koyduklarını söylüyor.
Bush, “terör zanlılarını” Guantanamo’ya kapatırken, zanlılarını konuşturmak için işkence denebilecek yöntemlere izin verirken ve izin almaksızın Amerikalıların telefonlarını dinletirken, ABD değerlerine ihanet etmekle suçlandı.
Eski başkan, “ABD işkence yapmaz, bu yöntemler gerekliydi” sözleriyle eleştirilince de, “Sanırım beni en zorlu sorunlarla baş eden bir tip olarak anacaklar, ben onlara cepheden saldırdım. Kararlı göründüm ve son kamuoyu yoklamalarına göre değil, ilkelere dayanarak kararlarını aldım” dedi.
Saddam’ın silahları yalan çıktı
Bush’un Irak’a savaşı haklı çıkarmak için özgürlüğün yayılması gibi büyük ilkeleri ya da Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğu argümanı ise boş çıktı.
Ebu Garib Cezaevi’ndeki işkencelerin yarattığı skandal, savaşın başlamasından birkaç hafta sonra ülkenin iç savaşa sürüklenmesi de Bush’u haksız çıkaran diğer gelişmeler oldu.
Newsweek dergisine “kimseyi dinlemeyen başkan” olarak kapak olan Bush hakkında, “Önceki başkanlardan Bush’un oğlu olmasaydı bir hiç olurdu” ya da “2000’deki seçim zaferini, Florida’daki oyların sayımındaki hileye borçlu” gibi sözler sarf edildi.
‘ABD’nin en kötü başkanı’
Bush, bazı hatalar yaptığını da kabul etti. Sadık yandaşları ona hayranlıklarını sürdürürken, Demokrat Senatör Harry Raid gibi bazıları ise Bush’un tarihe “ABD’nin en kötü başkanı” olarak geçeceğini düşünüyor.
Bush, Clinton yönetiminden kalan bütçe fazlasını, Obama’ya milyarlarca dolarlık bütçe açığı olarak devrediyor. Ancak Bush yönetimi, tehlikeleri önceden gördü, bununla birlikte Kongre’nin ataletine takıldı. Bush, olağanüstü önlemler almak ve 1930’daki gibi çok ciddi bir krizi önlemek için piyasa ekonomisi ilkelerinden vazgeçti. Bu önlemler, savaşın maliyetini ve teröre karşı savaş açığını daha da artırdı. Ama ülke güvenliği korundu.
İsrail’in önünü açtı
Bush, 2007’de bu meseleye sırtını döndü ve büyük müttefiki İsrail’in çıkarlarına hizmet etti. Yönetimi, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesine olanak sağlayan seçim sonuçları konusunda yanıldı. Bush, İsrail’in Filistin’deki katliamlarını da “terörle mücadele” bahanesiyle destekledi.
Ayakkabılı veda
Bush, görevi bırakmasına kısa bir süre kala sürpriz bir biçimde geldiği Irak’ta, “ayakkabılı veda busesi” ile karşılaştı. Iraklı bir gazeteci, Bush’a ayakkabılarını fırlattı. Bu ayakkabılı eylem, Ortadoğu’da sembol haline gelirken, bütün dünyada da büyük ses getirdi. Hatta, internette ‘Bush’a ayakkabı atma ve isabet ettirme’ üzerine kurgulanmış oyunlara bile rastlandı. (DIŞ HABERLER)
www.evrensel.net