Renault işçisi adalet arıyor

Kriz gerekçesiyle bugüne kadar Bursa’da İş-Kur’a kayıtlı bulunan 60 bini aşkın işçi çıkarıldı.


Kriz gerekçesiyle bugüne kadar Bursa’da İş-Kur’a kayıtlı bulunan 60 bini aşkın işçi çıkarıldı. En fazla işçi çıkarılan sektörlerin başında ise otomotiv sektörü geliyor. Oyak Renault ve Tofaş’ta çıkarılan her bir işçiye karşılık olarak, yan sanayide 6 işçinin çıkarıldığı belirtiliyor. Geçtiğimiz yıla kadar üretim ve kârlılık rekorları kırılan Renault fabrikasında, şimdi işçiler patronlar tarafından kriz fırsatçılığı yapılarak işten çıkarılıyor. Son olarak 20 yıl Renault’ta çalışmış olan işçiler de dahil, 150 işçi işten çıkarıldı. Fabrikada, çıkarılan işçilerin toplam sayısını ise tam olarak kimse bilemiyor. Ancak bugüne kadar çıkarılan işçilerin sessiz sedasız evine gittiği Renault’ta işler değişiyor; çıkarılan işçiler çıkarılma nedenlerini kabul etmeyerek haklarını almak için mücadele edeceklerini söylüyorlar. Geçtiğimiz günlerde Bursa’da yapılan mitinge ‘İşten Çıkarılan Renault İşçileri Adalet Arıyor’ pankartıyla katılan ve konuşma yapan işçilerden Alper Kiraz’la çıkarılma nedenlerini, Renault’taki çalışma koşularını konuştuk.

Renault’a çalışma koşulları nasıl?
Oyak Renault fabrikasında önceki yıllara göre çalışma koşulları giderek ağırlaşıyor. Bu nedenle Meslek hastalıkları çalıştığımız bütün bölümlerde değişik biçimlerde görülüyor, mesela en fazla görülen bel ve boyun fıtığı hastalığıdır. Bunun nedenlerinden biri ise; günde bir işçi, 18 ton yük kaldırıp indiriyor. Sonuçta bu işi yaparken makineler kullanılsa da; bu, insan bedeninin yapacağı işi aşmakta ve bu işe bir çok işçi dayanamamaktadır. Boyahane bölümünde çalışan işçi arkadaşlarımızın yüzleri ise bembeyaz, bunun nedenini de bilmiyoruz. Fabrikada presler punta yaparken çok duman oluyor, 2004’e kadar havalandırmalar iyi biçimde çalışırken, şu anda buna önem vermiyorlar. İşçilere maske veriliyor, o maskelerde hava alıp vermeyi zorlaştırdığı için işçiler tarafından kullanılmıyor. İşçiler, iş ağır olduğu için maske takınca terliyorlar; bu yüzden fazla kullanılmıyor.

Sizler, işten çıkarılmaları kabul etmeyerek bir mücadele başlattınız bunu nereye kadar götüreceksiniz?
Renault’ta bugüne kadar biz işçiler, önümüze konan bütün işleri fazlasıyla yerine getirdik, rekor üretimleri yaptık ancak Renault fabrikaları içerisinde bu rekorları kıran biz işçileri, kriz fırsatçılığı yapılarak haksız biçimde kapının önüne koydular. Bunu kabul etmiyoruz 18-20 yıl bu fabrikada hizmet etmiş işçilere, bir anda evlerine gönderilen belgelerle iş akitlerinin feshedildiği söyleniyor. Bununla karşılaştığımız anda, işten çıkarılan işçi arkadaşlarımızla yaptığımız toplantılarda haklarımızı aramaya karar verdik ve bunun içinde mücadelemizi devam ettirmeye kararlıyız. Yapılması gereken ne varsa yapmaya hazırız, bu keyfilik sona erene kadar karşı çıkışımızı sürdüreceğiz. Bizim karşı çıkışlarımız kısa sürede Bursa’da duyuldu ve bir çok fabrikada işten çıkarılan işçilere de örnek olduğumuzu düşünüyoruz. Değişik fabrikalardan işçi arkadaşlar, bizleri arayarak desteklerini veriyorlar. Bizler, hem hukuksal yollardan hem de kamuoyu karşısında mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Renault’ta, krizle birlikte nasıl bir uygulama başladı?
Krizle birlikte siparişler azaldığı anda, bizi hemen esnek çalışmaya başlattılar. Önce izinleri olanların, izinlerini kullandırdılar. Sonra sendika ile anlaşarak, belli aralıklarla yarı ücretli olarak ücretlerimizin yüzde 76’sını vereceklerini söylüyorlardı. Ancak maaşlarımızı aldığımızda, onun da yalan olduğunu gördük. Çünkü vergiler düşüldüğünde, neredeyse yarıya kadar düşüyor. Tabi burada oynanan oyun, hep aynı oluyor.
Önce tamamen ücretsiz izin deniliyor, işçiler arasında bir tartışma yaratılıyor; sonra Türk Metal yöneticileri devreye girerek pazarlık yapıyorlar. Sonuçta işçinin ücreti her zaman aşağıya çekildi ve sendikamız her zaman bunları başarı olarak bizlere anlattı. (Bursa/EVRENSEL)

Banda ayak uydurmak zorundasın yoksa...

İşçilerin performansı neye göre belirleniyor?
Fabrikada çalıştığımız her yıl, bantları hızlandırarak iş yükümüzü artırdılar. Mesela şu anda bir proje var; ben kaporta bölümünde çalışıyordum, bizim hattımızda önceki yıllarda bant hızı 180 iken bu sayılar 2 yıl içerisinde 280’e çıkarıldı. Bu artışları yaparken sürekli olarak işçileri makinenin parçası haline getirerek, çalışmaya tempo uyduramayanları kapının önüne koymakla tehdit ediyorlar. Hatta işçilerin yanında, banta ayak uyduramayan işçiler işten çıkarıldığında; diğer işçilere de ‘’bu tempoya ayak uyduramazsanız, sizin de sonunuz böyle olur denilerek’’ işçiler adeta kamçılanarak hızlandırılmaya mecbur bırakılıyorlar. Dayanamayanı zaten işten ilk çıkarılacak işçiler listesine koyuyorlar.
Hiçbir işçi de bu listeye girmek istemez. Bantları kontrol eden, zamanlayıcı dediğimiz makine mühendisleri var. Çalışan işçilerin hızını ölçüyorlar, mesela çalışan işçilerden birisi yavaş ise onu o banttan alıp; oraya ayak uyduran birini koyuyorlar. Sonrasında ‘siz daha fazlasını çıkarabilirsiniz’ diyerek işçilerin üzerinde bir baskı kuruyorlar. Her işçi, zamanlayıcı geldiğinde hızını artırarak sınırı geçmeye zorlanıyor. Başımızda bulunan şefler, yukarıyla ilişkilerini düzeltmek için imalatı sürekli biçimde artırmaya çalışıyorlar. Daha önceleri şeflerin yanında 2 -3 yedek işçi bulunuyordu. Bu yedekler, işçiler rahatsız olduklarında ya da tuvalet gibi ihtiyaçlarını gidermeye gittiklerinde onların yerine geçerlerdi. Önceleri işyerinde bir düzen vardı; mesela bantta bir sorun olduğunda o banda iş güvenliği uzmanı, risk analistleri ve doktorlar gelirdi.
Hakkı Tali
www.evrensel.net