HAYATIN İÇİNDEN

  • Üniversiteler can çekişiyor.Neden?Yanıt belli. Üniversitenin kılcal damarları sayılan asistanlık (araştırma görevliliği) kurumu yok edilmek üzere. Yerine konulmaya çalışılan model, zengin batı’nın üniversitelerinde bile ölçülü kullanılan “iş karşılığı burs”, “geçici proje işçiliği” modeli


    Üniversiteler can çekişiyor.
    Neden?
    Yanıt belli. Üniversitenin kılcal damarları sayılan asistanlık (araştırma görevliliği) kurumu yok edilmek üzere. Yerine konulmaya çalışılan model, zengin batı’nın üniversitelerinde bile ölçülü kullanılan “iş karşılığı burs”, “geçici proje işçiliği” modeli.
    Peki mevcut hükümet bu modelde niçin diretiyor?
    Aslında bu model için direten sadece mevcut hükümet değil. İşin boyutları oldukça derin ve her zaman olduğu gibi bu hükümet, oy aldığı değil çıkarlarına hizmet ettiği çevrelerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bu konuda direniyor.
    Eskiden biz hocalar, açılan asistanlık sınavlarına girip başarılı olan gençler arasından en başarılı olanlarını bizimle çalışmaları için kandırmaya çalışırdık. Zaten ileride hoca olmaya niyetlenen genç de kendisine yakın bulduğu, sevdiği, örnek aldığı hocayı seçer ve onunla çalışmak için çaba gösterirdi. Bu yöntem sayesinde birebir öğretim, usta çırak ilişkisi akademik dünyaya yerleşmiş ve tüm yoksulluğa ve eşit olmayan yarışa rağmen, ülkemiz üniversitelerinin en azından bazılarının dünya ile yarışabilen ve evrensel ölçülerde bilimsel başarılara imza atmayı başarmış mezunlar, bilim insanları üretilmesini sağlamıştı.
    Ancak işin bir de sakıncalı yönü vardı. Genel olarak bilimsel düşünce sistemiyle donatılmış, sorgulayan, düşünen, bildiğini bilen ama bilmediğine inanmayan hocaların çoğunlukta olduğu üniversitelerin muhalif yapılarını kırıp, onları “biat etmiş”, “bilmediklerini semavi güçlere havale eden” taraftar durumuna çevirmek, bu şartlarda oldukça zor olacaktı. Bu nedenle ilk iş olarak hoca kaynağının başını tutmak gerekecekti. Özellikle araştırma görevlisi olarak çalışırken doktorasını bitirmiş, öğretim üyesi olma aşamasına gelmiş gencin atanmasında “biat” ölçüsünü devreye sokmanın en kolay yolu, iş güvencesinden yoksun çalışma şartlarını ona dayatmaktı.
    İşte şimdi olup biten, bundan başka bir şey değil gibi görünüyor. Onlarca yeni üniversite açılmış ve binlerce öğretim üyesine ihtiyaç olmasına rağmen gazete ilanlarında bir iki akademik pozisyonun ilan ediliyor olması, o üniversitenin yeni atanmış yönetiminin “önceden uygun, badem bıyıklı, pembe yanaklı bir aday bul ve sonra ilan et” anlayışından başka bir şey değil. Hele üç beş yıl bu durumu idare edebilirlerse, çoğu Milli Eğitim Bakanlığı’nın seçimi ve bursu ile ABD’ye doktora için gönderilmiş gençlerimiz, oraya postu sermiş, gözü yaşlı Ef Ci’nin tedrisatında geçmiş olacak. Üniversitedeki akademik kadrolar kıvama getirildikten sonra, araştırma görevlisi alımı yönteminde eski usule geçirileceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
    Her nasılsa bursla ABD’ye giden bir öğrencim anlatmıştı.
    “ABD’ye inip bize gösterilen yere yerleştik. Ertesi gün bir eve davet edildik. ‘tanışma partisi verilecek’ evde kuş sütüne kadar düşünülmüş, alkolsüz bir yemek masası hazırlanmıştı. Önceleri neşe içinde yedik içtik. Bu değirmenin suyunun nereden geldiğini anlamamız gecikmedi. Sohbetin aralarına yavaş yavaş ‘Hocaefendi’ serpiştirilmeye başlanmıştı. Gece, toplanan bağışla sona erdi.”
    Benim akademik hayata başladığım yıllarda görev yaptığım üniversitemde olduğu gibi, her akademisyenin eşit sayıldığı, hoca asistan ilişkisinde iş arkadaşlığı yaklaşımının ağır bastığı üniversitelerin yaşaması için elimizden geleni yapacağız. Biat eden, cemaatleşip hür düşünme haklarını devreden insanlar, ancak güçsüzü ezmek, güçlüye tapmak, köle olmak beceriksizliği ile donatılırlar.
    Bu insanlardan da evrensel üniversite hocası olmaz!
    Arif Nacaroğlu
    www.evrensel.net