BASIN TURU

İsrail seçimlerinin ardından ortaya çıkan politik bileşim, sağ partilerle Benyamin Netanyahu’nun oluşturacağı bir hükümetin ideolojik olarak en uyumlu ve aynı zamanda en beyhude hükümet olacağını gösteriyor.


İsrail seçimlerinin ardından ortaya çıkan politik bileşim, sağ partilerle Benyamin Netanyahu’nun oluşturacağı bir hükümetin ideolojik olarak en uyumlu ve aynı zamanda en beyhude hükümet olacağını gösteriyor.
İsrail’in Arap vatandaşlarından İsrail’e bağlılık yemini isteyen ve bütün Arapların özgürlüğünün Büyük İsrail’le gerçekleşeceğini düşünen aşırı sağcı Avigor Lieberman, Obama’nın destekleyeceği bir koalisyon hükümetinin ortağı olacağa benzemiyor. Netanyahu, özerk bir Filistin devletine karşı çıkıyor; fakat Filistinlilere, kendi liderliği altındaki bir devlette, barış ve gelişme formülü olmayan, bütün koşullarda ekonomik teşviki kabul etmelerini öneriyor.
Eski çözüm, Netanyahu’nun Likud’undan ve Livni’nin Kadima’sından ibaret, liderlerin birbirini izlemesiyle kurulan bir koalisyon olabilirdi. Fakat bu, hükümetin düşmesinden önce denendi ve başarısız olundu; çünkü aşırı Ortodokslar bunu kabul etmedi.
Kadima, Likud ve Ehud Barak’ın İşçi Partisi’nin oluşturacağı muhtemel bir merkez koalisyon da birçok derin karşıtlıklar içerir.
Ortadoğu’da hiç kimse inanmıyorken Washington ve AB iki devlet çözümüne bağlandığında Filistinliler için her hükümet, kuşkusuz şu an çektikleri acılardan daha kötü bir durum yaratacaktır. Gelecek süreçte mahkumiyetlerinin uluslararası hukukta hiçbir yeri olmadan Filistinliler askerileşmiş İsrail devletinin askeri mahkumları olarak kalacak.
Filistinliler, teknik olarak kırk yıllık askeri işgalin altındaki bölgenin özgür yerleşimcileri. Bu işgal, Mısır’ın İsrail limanlarını kapatması ve uluslararası suyollarına yönelik tehdidine karşılık İsrail’in kendini korumak için Suriye ve Mısır’a saldırısıyla başlayan 1967 savaşıyla başladı.
İsrail’in savaştaki başarısı Filistin’in Batı Bölgesi Yerleşimlerini ve Doğu Kudüs’ü işgal altında bıraktı. Bu yerler, David Ben-Gurion’un zamanında söylediği gibi pazarlık karşılığı ya da rehine olarak alındı; ancak ne için pazarlık? Bu o günden beri sorun oldu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, sınırları sabitlenmiş bütün devletlerin güvenliği, deniz ticaretinin özgürlüğü ve mülteci sorununun çözümü için işgal edilen yerlerden çekilinmesini istedi. Suriye haricindeki Arap devletleri İsrail’le barışı, görüşmeyi ve onu tanımayı reddetti.
Bu, Filistinlilerin terk edilmesi anlamına gelen şuursuzca ve sorumsuzca yanıttı. Sonunda uçak kaçırmada, terörizmde, bombalarda ve Ariel Şaron’un Gazze’yi boşaltmasından sonra iki intifadanın artan operasyonlara sürekli davetinde, İsrail’e düşen el yapımı bombalarda kendi intikamlarını buldular. İsrail askerinin son günlerde verdiği karşılık ise Gazze’nin büyük bir kısmını yok etmek, binden fazla Gazzeliyi öldürmek oldu.
İsrailliler, topraklarını kendileri ve ABD’li fanatik dinci göçmenler için ellerinden aldıkları; ürünlerini yok ettikleri, Batı Şeria’nın su kaynaklarının kontrolünü ele geçirdikleri, ‘ayırıcı duvarlar’ kurdukları, Hristiyanların ve Müslümanların ibadet yerlerini elde ettikleri için Filistinlilerden neredeyse memnun durumdalar. Bu eylemler, milyonlarca ABD’li destekçiyi utandırdı.
İsrail nefretten başka bir şey kazanmadı. Fiili Filistin işgali, İsrail rakamları ve İsrail’in ahlaki ve siyasi çöküşünün destekçileriyle sürüyor. Bu yüzden, adamın biri yüz ya da bin yıl sonra sorduğunda, Yahudilerin ‘Tanrı bir dürüstlük yargıcıdır, güçlü ve sabırlıdır ve tanrı her gün kışkırtılır’ diye ilahiler söylediği yerde, artık İsrail diye bir şey olmayacak.
William Pfaaf, 14 Şubat 2009
www.evrensel.net