Kültür ve Edebiyat Günleri’ni çoğaltmak…

TİROJ Dergisi daha yayına başlamamıştı. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek’le Köln’de DİDF Genel Merkezi’nde görüştüğümüzde, yanımızda yazar dostum Hasan Kıyafet de var.


TİROJ Dergisi daha yayına başlamamıştı. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek’le Köln’de DİDF Genel Merkezi’nde görüştüğümüzde, yanımızda yazar dostum Hasan Kıyafet de var.
Bu görüşmeden bir süre sonra yayına başlayan Tiroj Dergisi’ne elden geldiğince kültür ağırlıklı yazılarla katkıda bulunmaya çalışmış ve zaman zaman siyasi nitelikli soruşturmalara da yanıtlar vermiştim. Tiroj Dergisi bugün, 40 sayıya yaklaşan birikimiyle, Kürt kimlikli yayınlar arasında özge bir yere sahip. Derginin en önemli özelliği, dar bir kadro içine sıkışıp kalmaması; tersine, alanlarında belli bir düzeye ulaşmış Kürt yazar ve aydınlarını içine çekmesidir.
Tiroj’la başlayan bu süreçte, Türkolojinin yanında Kürdoloji yayınlarına da geçiliyor ve Avrupa’da Kültür ve Edebiyat Günleri düzenlenmeye başlanıyordu. Bizim katıldığımız DİDF Hamburg birimi’nin düzenlediği 5. Kültür ve Edebiyat Günleri, artık gelenekselleşmeye başlayan bu sürece eklenen yeni bir halka oluyordu.
Geçmişte, Kürt kültürü yoğunluklu bu tür etkinlikleri genellikle KOMKAR gerçekleştirirdi. Bu konuda düzenlenen kimi Kürdoloji Kitap Fuarları’na biz de katılmıştık. Ancak bunların, çoğalacağına giderek azalmasına üzülerek tanık oluyoruz. İşte bundan dolayıdır ki Hamburg’da düzenlenen 5. Kültür ve Edebiyat Günleri etkinliği, kimi eksiklerine karşın beni yeniden eski günlere götürdü.
5. Kültür ve Edebiyat Günleri’ne ilgi, oldukça yoğundu. İlk günün son konuşmacısı olarak konuşmam akşamın geç saatlerine sarktığı halde, salonda neredeyse hiçbir eksilme olmamış ve dinleyiciler, konuşmayı akşam 21.00’e kadar büyük bir dikkatle izlemişlerdi. Bunda, kuşkusuz konunun Kürt Dili ve Edebiyatı gibi pek işlenmemiş bir konu ve katılımcıların büyük bir bölümünün Kürt olmasının rolü vardı.
Hazırlanan program kataloğunda, çalışmalarımın 1987’deki Halk Gülmecesi ile noktalanmış olması, tanıtım açısından kuşkusuz bir eksiklik, bunu konuşmam sırasında da ifade ettim. Çünkü, Türkiye’deki ansiklopedi ve sözlüklerin neredeyse tamamında, yalnızca Türkoloji alanında yayımladığım altı eserin adı zikredilir ve 1987’den sonraki çalışmalarıma değinilmezdi. Oysa, bu tarihten sonra Kürdoloji ve Alevilik alanında 15 dolayında kitap yayımlamıştım…
Yaşar Kemal başta olmak üzere birçok önemli romancının çevirmeni Cornelius Bischoff’un, Tevfik Taş’ın, Ali Balkız’ın, Rolf Becker’in ve Yaşar Atan’ın sunumları, kendi alanlarında ilginç sunumlardı. Bischoff’a “Onur Ödülü” verilmesi, bir kadirbilirlik örneği oldu… Yaşar Atan’ın mitoloji ile ilgili yazılarından ve görsel ürünlerinden zaman zaman ben de yararlanmıştım.
Yaşar Atan’ın kimi söylemleri, hoş bir anı olarak kalıyordu. Yaşar Atan, haklı olarak Anadolu ve Mezopotamya’da her şeyin tanrıları ve tanrıçaları olduğunu vurguluyor ve Aydınlı veya İzmirli kimi önemli tanrıların da kendi hemşehrileri olduğunu söyleyince; toplantıyı düzenleyen hemşehrilerimden bazıları da, “Yahu tüm tanrıları kendine mal ettin, bari Hırsızlık Tanrısı’nı da bize bırak” diyerek espri yapmışlardı…
Etkinlik, kimi küçük eksikliklerine karşın tam bir olgunluk içinde tamamlandı. Yeni etkinliklerde, daha çok yazarın ve yayınevinin katkısının sağlanması, bu tür etkinliklerin daha da ilginç ve kalıcı kılınmasında son derece önemlidir!..
Mehmet Bayrak
www.evrensel.net