DURUM

  • ABD Dışişleri Bakanı Clinton geçtiğimiz günlerde Türkiye’de idi.


    ABD Dışişleri Bakanı Clinton geçtiğimiz günlerde Türkiye’de idi. Bu ziyaret ABD’nin yeni yönetiminin Türkiye’ye ilk üst düzey resmi ziyareti oldu. Ama bu tür ziyaretlerin “düzeyleri yükselerek” devam edeceği anlaşılıyor. Çünkü Clinton ile yapılan görüşmeler sırasında, ABD Başkanı Obama’nın da nisan ayında Türkiye’ye geleceği açıklandı. Hatırlanacağı gibi 4 Nisan Nato’nun 60. kuruluş yıl dönümü ve Avrupa’da bu nedenle törenler yapılacak. Tabii tüm dünya da Nato karşıtı gösteri ve protestoların yapılması da söz konusu.
    ABD’yi yönetenlerle, ülkeyi yönetenlerin geçmiş dönemde “dalgalı” yürüyen “ilişkileri”, daha “sağlam temellere” oturtma konusunda hızlı davrandıkları görülüyor. Karşılıklı açıklamalar da buna işaret ediyor. Clinton şunları söylüyor; “Demokrasi, laik anayasa, dini özgürlük, piyasa ekonomisi, sorumluluk hissi gibi birçok değere bağlılık duyuyoruz... ABD Başkanı Obama ve ben, Cumhurbaşkanı ve Başbakanınızla, ikili bağları derinleştirmek ve güçlendirmek için birlikte çalışacağız”. Dışişleri Bakanı Babacan ise konuşmasında, “Bu gayet zamanlı bir ziyaret. Çünkü Türkiye ile ABD’nin çok geniş ortak bir gündemi var, bu gündem çok geniş bir coğrafyayı kapsıyor” diyor.
    Cumhurbaşkanı Gül de, Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin “çok boyutlu stratejik ilişkiler olduğunu, uluslararası konularda iki ülkenin yaklaşımlarının benzerlik gösterdiğini” vurguluyor. Clinton da “Gül’ün önümüzdeki hafta İran’a gideceğini” söylüyor ve Türkiye’nin bölgede ABD stratejisine bağlanması gerektiğini hatırlatırcasına, “Türkiye’nin NATO üyeliği ve İran ile ilişkileri bağlamında bu tür ziyaretlerin önem taşıdığını” belirtiyor. Bu arada Washington Post gazetesine konuşan Obama yönetiminin üst düzeyde bir yetkilisi, “Bu ziyaret, Avrupa’nın önemli bir parçası ve Müslüman dünyasının önemli bir sesi olan Türkiye ile aramızdaki derin ittifakı vurguluyor” diyor.
    Bütün bu söylenenlere ve daha geniş ve ortak bir temele oturtulmaya çalışılan Türkiye-ABD ilişkilerine ve bu ilişkilerin bugüne kadar ki gelişimine bakıldığında, her iki ülkenin çıkarları arasında acaba nasıl bir ortaklık ve benzerlik söz konusu olabilir diye sormak gerekmiyor mu? Bölgeye yönelik ABD politikası Türkiye dahil ülkelerin ekonomik, politik, askeri olarak bağımlı kılınmasından, Irak’ın işgal edilmesi ve yıkılıp, yağmalanmasından, İran’ın tehdit altında bulunmasından, Filistin halkının esaretinden, ülkesinin yakılıp yıkılmasından, Afganistan’ın benzer bir akıbete uğratılmasından, bu ve benzer ülkelerin tüm zenginliklerinin yağmalanmasından oluşuyor.
    Ülkeye yöneten işbirlikçi egemen sınıflara ve onların AKP Hükümeti’ne bakılırsa bütün bunlar Türkiye’nin de çıkarınadır ve ABD ile bu zeminde daha geniş bir ortaklık kurulmalıdır. ABD’de artık durağan bir uşak değil, hareketli ve bölgede daha geniş görevler üstlenecek olan bir uşak istemektedir. Bu durum AKP Hükümeti tarafından “hareketli ve ulusal çıkarları savunan çok yönlü dış politika” olarak cilalanıp, pazarlanmaktadır.
    Burada bir “derin ittifakın” olduğu kesindir. Ama bu ittifak sivil ve asker kanatlarıyla işbirlikçi egemen sınıflarla ABD emperyalizmi arasındadır. Türk olsun, Kürt olsun Türkiye halkı bütün bu olup bitenleri kabul etmemekte, bu işbirlikçiliği reddetmektedir. Halkın bugün örgütlenmesinin zayıf, hareketinin geri olması geçici bir durumdur. Kapitalist ekonomilerin derin bir krize sürüklendiği, büyük emperyalist güçlerin kendi mevzilerini yeniden ve karşılıklı mücadeleler içerisinde daha ileriden kurmak istediği bir dönemde, kuşkusuz Türkiye halkı da bilincini, örgütünü ve mücadelesini geliştirecektir.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net