UZUN MESAFE

  • Yıl 1982, İzmir. Fakülteye Kenan Evren gelecek dediler. Bekledik gelmedi. Payımıza düşen kimimiz için “torpil tatlısı” kimimiz içinse öğlen açlığı olmuştu.


    Yıl 1982, İzmir. Fakülteye Kenan Evren gelecek dediler. Bekledik gelmedi. Payımıza düşen kimimiz için “torpil tatlısı” kimimiz içinse öğlen açlığı olmuştu. Masraf tatlıya gidince yemeği eksik çıkartan yetkililer nasıl olsa darbeci fakültedeyken öğrenciler eylem yapamaz diye düşünmüş olmalıydılar.
    Fakültemizin güzide yöneticileri 1402’lik hocalara güle güle dememişlerdi ama darbecileri için hoş geldin ziyafetini ihmal etmiyorlardı.
    Bir taraftan da ola ki ameliyathaneleri teftiş eder mealinden darbecilerinin ayağına galoş giydirecek hemşire arayışına girmişlerdi. Bugünden bakınca darbecinin postalına galoş giydirmeyi reddeden hemşire ablalarımızla bir kez daha onur duydum.
    Geçen hafta Emekçi Kadınlar Günü hazırlıkları arasında yine bir kadın reddetmeyi hatırlattı bizlere. Neyi mi? Darbecilerin okullardaki adlarını!
    İzmir İl Genel Meclisi üyesi Gülşen Korkmaz Kahraman’ın 1 milyon 683 bin kişinin fişlenip 650 bin kişinin gözaltına alındığı işkence ve baskı yıllarının sorumlularından Kenen Evren’in adının İzmir’deki okullardan silinmesi yönündeki önerisi oy birliği ile kabul edildi.
    ‘‘Toplumda böylesine ağır tahribata neden olan bir darbenin ve darbecilerin isimleri okullarımıza verilmiş, tarihimizdeki bu kara leke ölümsüz kılınmaya çalışılmıştır. Demokrasinin beşiği olan İzmir’de Narlıdere 12 Eylül ve Yamanlar Evren Paşa İlköğretim okullarıyla, Gültepe Kenan Evren Anadolu Lisesi bulunmaktadır. Eğer hepimiz demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesinden yanaysak, darbenin ve darbecilerin izleri en azından güzel İzmir’imizden, okullarımızdan silinsin ve o okullarda okuyan çocuklar ‘Bu 12 Eylül iyi bir şey olmalı ki okullarımıza ismi verilmiş’ diye düşünmesinler’’ diyordu. Gülşen K. Kahraman.
    Ve sonrasında öğrendik ki K. Evren’in “kalbi” varmış; bu habere dayanamayarak hastaneye kaldırılmış. Lise öğrencisi Erdal Eren’in yaşının büyültülüp idam edilmesine, işkenceli yıllara, ABD başkanının “Bizim çocuklar başardı” sözlerine, yurttaşlıktan adı silinen binlerce insanımıza yüreği dayanan emekli generalin kalbi kendi adının vatandaşlıktan değil ama okul adlarından silinmesi önerisine dayanamamış.
    Ve son haberler hastanede kendisine ilaç olarak “dilaltı nitrat” yani bildiğiniz barut verildiği yönünde. Kanımca tatlı olarak da yemeklerde “torpil” sunulmalı. Torpil ne mi dediniz? Yok canım; torpilden kastım su altı kullanılan barutlu silah değil. İzmir’de milföy, krema ve çikolatalı bir tatlıya verilen yerel addır torpil. Hani seksenli yıllarda Ege Tıp Fakültesi’ni ziyaret ettiği gün öğrencilere verilen militarist çağrışımlı tatlı.
    One minute: ‘Acil’ eylem14 Mart’ın içinde yer aldığı hafta uzun yıllardır sağlık haftası olarak işleniyor. Ve yarın yani 12 Mart Perşembe günü sağlık çalışanları “acil” eylemde olacaklarını duyurdular. Aslında kaygıları salt özlük haklarına yönelik değil. Talepleri “herkese sağlık, güvenli gelecek” şiarının bir parçası. Toplum için herkese eşit-ücretsiz sağlık hizmeti güvencesini yüksek sesle dillendiriyorlar. Kendi paylarına ise iş, can, gelir ve mesleki bağımsızlık güvencesi talep ederken aslında emek cephesinin ortak taleplerini tanımlıyorlar. TTB, SES ve Dev-Sağlık İş yaptıkları ortak açıklamada bakın neler söylüyorlar: “Ekonomik kriz derinleşiyor; işten çıkarmalar çığ gibi yayılıyor. İşten çıkarılan yüz binlerce insan sosyal güvencesini de kaybediyor. Aynı zamanda Genel Sağlık Sigortası (GSS) primini ödeyemediği için hem kendisi hem de bakmakla yükümlü olduğu ailesinin sağlık hakkı yok oluyor. GSS kapsamındaki yurttaşlarımız ise her gün yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor; gittikleri hastanelerde yeni “katılım payları”, yeni “ilave ücretler” ödemek zorunda kalıyorlar. AKP Hükümeti ise sağlıktaki hedefini 31 Aralık 2008 tarihli üçüncü ‘AB Ulusal Programı’nda açık olarak itiraf etti. Hükümet ve Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanları ve vatandaş üzerine yıkıcı etkileri bir bir ortaya çıkmasına rağmen bu özelleştirme vizyonu çerçevesinde Sağlıkta “Dönüşüm” Programı’nı uygulamakta ısrar ediyor. Bu ısrarın sonucunda, hekimlere, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet günden güne artıyor, paran kadar sağlık hizmeti anlayışı yerleştiriliyor, hastaneler ticarethaneye, sağlık çalışanları taşeron şirket personeline, hastalar müşteriye dönüştürülmeye çalışılıyor.” Tüm bunlar yaşanırken aynı çatı altında ama sanki sorunları farklı imiş gibi gösterilen sağlık çalışanları gerçekle yüzleşiyorlar. Paya düşen hekim için kesintisiz mecburi hizmetken yanı sıra tüm sağlık çalışanları için emekliliğe yansımayan belirsiz ücret, yoğun nöbetler ve angarya, taşeron sağlık işçisine ise 40 yaşında işsizlik dayatması oluyor. Buradan hareketle üç örgüt şöyle diyorlar: “Türkiye, sağlık ve hekimlik ortamı bugün gündemde olan olumsuzlukların ötesinde yeni ve ne yazık ki olumsuz gelişmelere gebedir. Bütün belirtiler yerel seçimler sonrasında sağlık çalışanlarını ve vatandaşları çok daha zor günlerin beklediğine işaret ediyor. Tüm sağlık çalışanları olarak, sağlık alanında yaşanan bu erozyona, yıkıma, olumsuz gidişe dur demek için eyleme geçiyoruz. Doktorlar, hemşireler, biyologlar, laborantlar, hastabakıcılar, taşeron firma çalışanları, kısacası tekmil sağlık çalışanları;“İş Güvencesi/Can Güvencesi/Mesleki Bağımsızlık Güvencesi/Herkese Eşit, Ücretsiz Sağlık Güvencesi” için “NO MINUTE” diyoruz.” Bu amaçla 12 Mart 2009 Perşembe günü 08.00-10.00 saatleri arasında tüm ülkede, bütün sağlık kurumlarında acil servislerin önünde toplanıp ve görüş, tepki ve taleplerini hastaları ve kamuoyuyla paylaşacak sağlık çalışanlarına destek olmak için sizler de “sağlık hakkı için refakat ediyoruz” kollukları hazırlayıp acil eylemde yer almaya ne dersiniz? Sağlıcakla kalın!
    DR.ZEKİ GÜL
    www.evrensel.net