Yüce rabbim ‘padişah’ dedi

  • “Çözülür demiş Faust ‘bu kainatın sırrı’, / Ve bu yüzden çarpılmış tanrının cezasına; / Demek ki hikmetinden sual olmayan tanrı/ Razı değil milletin okuyup yazmasına.” (HERBOYDAN, Dünya Şiirlerinden Seçmeler, Seçilmiş Hikayeler Dergisi Yayını, 1957) Mathias Lubeck’in bu şiirini o nefis Türkçesiyle Can Yücel kazandırmış dilimize.


    “Çözülür demiş Faust ‘bu kainatın sırrı’, / Ve bu yüzden çarpılmış tanrının cezasına; / Demek ki hikmetinden sual olmayan tanrı/ Razı değil milletin okuyup yazmasına.” (HERBOYDAN, Dünya Şiirlerinden Seçmeler, Seçilmiş Hikayeler Dergisi Yayını, 1957) Mathias Lubeck’in bu şiirini o nefis Türkçesiyle Can Yücel kazandırmış dilimize.
    Yüce rabbim bugünlerde okuyanların ve yazanların zindana atıldığı (okumadan, bilmeden yazan borazanlar / yalakalar / uşaklar hem özgür, hem de adamadan sayılıyor) bu ülkeyle biraz fazla ilgilenmeye başladı.
    Türkiye’de insanlar hastane kapılarında perişan olurken, hastane hastane dolaştırıldıkları için terk-i hayat ederken, ilaçsızlıktan mevta olurken, parasızlık yüzünden ölürken, yüce rabbim kalkıyor, Ahsen Unakıtan adında bir hanıma kıyak çekiyor, kocası Kemal Unakıtan’ın Amerikan doktorlarına emanet edilmesi için Cleveland’a gitmesinin sinyalini veriyor, hatta milletin okuyup yazmasını istemeyen yüce rabbim bunu Ahsen Hanım’ın içine yazıyor. Şöyle diyor Ahsen Unakıtan: “Açtım ellerimi dedim ki, ‘Ya rabbi, bu nerede iyi olur? (“Bu” dediği, kocası sanırım. B.H.) Sen bana doğru ve hayırlı yolu göster ve beni oraya yönelt’ diye dua ettim. Kendisine (bakana) dedim ki, ‘Benim içime Amerika’da Cleveland yazıyor, önce rabbime, sonra oraya gidersek’ dedim ve ‘Peki’ dedi, yolculuk böyle başladı.” Ama göründüğü gibi önce yüce rabbime gitmemişler, doğrudan Cleveland’a gitmişler. Sanırım masraflar hastane kapılarında ölenlerin cebinden. Bu arada dikkatinizi çekerim, yüce rabbim, “kul hakkı” denilen şeyi es geçmiş. Neyse, gerçek Müslüman olanlar ne demek istediğimi anlamışlardır.
    Dönünce Kemal Unakıtan şöyle diyor: “..artık ben millete mal oldum Ahsen. Sadece sana ait değil…” Doğru, haklıdır. Hele şu “dokunulmazlık zırhı”ndan bir çıkın, millete “kaça mal olduğunuz” çıkacak ortaya; hem sizin, hem Recep Bey’in, hem de takım arkadaşlarınızın…
    “Recep Bey” deyince… AKP’lilerin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, hem kendisi hem de cemaat-ül yalakası ne denli önemli adam varsa ona benzetmişlerdir… Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Mustafa Kemal Atatürk vd… Bazıları da Hitler’e, Mussolini’ye, Franco’ya benzettiler… “Kral” dediler ona yalaka medyacılar, AKP’den çıkarı olanlar “dünya lideri” bile dediler.
    En sonunda yıkılmış olan, yok edilmiş olan, dünyada esamesi bile okunmayan bir imparatorlukla, Osmanlı’yla ilgiliydi. Metrobüs töreninde afiş astılar; “Son Osmanlı Padişahı Recep Tayyip Erdoğan” diye. Herhalde yüce rabbim yalakaların da içine yazmıştı, “böyle bir afiş asın” diye. Ben bu yüce rabbimi çözemiyorum; Recep Tayyip Erdoğan’la dalga mı geçiyor, yoksa onu onurlandırıyor mu?
    AKP’lilerin Başbakanını da anlayamıyorum. Her şeye, “rencide olduğu için” dava açan Recep Bey, kendisiyle alay edenlere karşı sesini çıkarmıyor. Yahu sevgili Recep Bey, Osmanlı diye bir şey kaldı mı dünyada?
    Korumalarından kurtulup halkın arasına bir girse Recep Bey, benim otobüste duyduğum gibi, kendisine “metrobüs padişahı” dendiğini, bir gün “İstemezüük”çülerin gündeme geleceğini de öğrenebilirdi.
    Neyse… “Padişah Recep Tayyip Erdoğan” dünyaya geldi. Ben şimdi “peygamber” ve arkasından da “tanrı”lığı bekliyorum. Yakışır da böyle ülkeye, böyle tanrı!..
    BÜLENT HABORA
    www.evrensel.net