22 Mart 2009 04:00

Güneşi görene kadar…

Newroz’du dün… İstanbul’dan, Diyarbakır’dan kardeşlik ve barış çığlıkları yükseldi bir kez daha. Malum bu aralar Kürt sorunu, magazinin bile gündeminde. Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi "Güneşi Gördüm” üzerinden yapılan tartışmalara, “artık bu sorun çözülsün” yaklaşımı hakim.

Paylaş

Newroz’du dün… İstanbul’dan, Diyarbakır’dan kardeşlik ve barış çığlıkları yükseldi bir kez daha. Malum bu aralar Kürt sorunu, magazinin bile gündeminde. Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi "Güneşi Gördüm” üzerinden yapılan tartışmalara, “artık bu sorun çözülsün” yaklaşımı hakim. Sıklıkla Mahsun Kırmızıgül’ün “cesaret”inden; filmin bir “tabuyu yıktığından” söz ediliyor. Kısmen haklılar da. Film ilk üç günden 600 bini; ilk haftadan bir milyonu geçmesiyle Kürt sorununa dair bir filmin ilk defa bu kadar çok izleyiciye ulaştığını söylemek mümkün. Savaşın ve zorunlu göçün mağduru bir ailenin dramını başarıyla anlatan; silahların susması özlemini dile getiren bu filmin Recep İvedik’ten çok izlenmesi hiç de fena olmaz doğrusu. Ama bu yazının konusu “Güneşi Gördüm” değil; ama bu film ve Newroz münasebetiyle bu soruna dair iki filmi hatırlatmak… Biri Batı’dan Doğu’ya bir yolculuk ve Kürt sorunu ile tanışma hikayesi anlatıyordu; diğeri ise artık kapıya kadar gelen bir başka “yüzleşme” hikayesiydi. Önce gösterime girdikleri dönemdeki gişe rakamlarını vererek başlayalım: “Güneşe Yolculuk” 73 bin 324; “Büyük Adam Küçük Aşk” 139 bin 450.
Yeşim Ustaoğlu, cesur filmi “Güneşe Yolculuk”u yapalı tam 10 yıl olmuş. Film ciddi tartışmalar yaratmış, “bölücülük” ile suçlanmış, çok az sayıda salonda vizyon şansı bulabilmiş, bu salonlarda da kapısında sivil polisler beklemişti. Film bazı kesimlerce çok sert bulunmuştu. Belki de, linçlerin ayyuka çıktığı o dönem için oldukça cesur mesajlar veriyordu. Hikayeyi de kısaca hatırlatalım. Türkiye’nin batısından, ama derisi biraz siyahça, Mehmet adlı bir genç ile Doğulu Berzan’ın arkadaşlığı ile başlayan film, Mehmet’in Doğu’ya yolculuğu ile devam ediyor. Mehmet, doğuya gittikçe Kürt sorunu ile tanışıyor. Aslında “yüzleşme, İstanbul’un varoşlarında başlıyor” demek daha doğru. Filmin Balkan ve Doğu esintileriyle yüklü müziğinin Vlatko Stefanovski tarafından yapıldığını ve oldukça başarılı olduğunu da eklemeden geçmeyelim. “Güneşe Yolculuk”un, başroldeki genç oyuncular Nazmi Kırık, Nevruz Şahin, Mizgin Kapazan’ın ilk filmleri olduğunu; Ara Güler’in de küçük bir rolü olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
Neden olduğunu tahmin etmek zor değil, “Güneşe Yolculuk”, hep görmezden gelinen bir film oldu. Oysa, “kaba” ve “abartılı” olduğu yönündeki eleştiriler, o günlerin gazete haberleriyle bile kolaylıkla yalanlanıyordu. Belki de Mahsun Kırmızıgül gibi bir isim çekmediğinden, bu kadar popüler isimler oynamadığından yurtdışında getirdiği kadar ses getiremedi Türkiye’de. Yine de İstanbul Film Festivali’nde En İyi Türk Filmi, Berlinale’de “Blue Angel” ve “Peace” ödüllerini kazandı.
2001 yapımı “Büyük Adam Küçük Aşk” da bir yüzleşme filmiydi. Ama bu kez “iki arkadaş” yerine; Türkiye’yi simgeleyen yaşlı başlı bir hakim; Kürtleri simgeleyen ise küçücük bir kız çocuğuydu. İnatçı tavırlarıyla gönülleri fetheden Hejar’ın, Rıfat Bey’de yarattığı değişim ve yarattığı duygusal fırtınalar filmin en büyük başarısı oldu. Değişim başlıyor, “yüzleşme” için ilk adımlar atılıyordu. Devletin yanıtı gecikmedi; filmin başı mahkemelerle hep belada oldu.
“Büyük Adam Küçük Aşk”, farklı üslubu ile Türk sinemasına yeni bir bakış açısı kazandıran Handan İpekçi’nin ikinci filmiydi. Aslında, bugün “Türk sinemasının yeniden doğuşu” diye tartışılan günlerin, ilk müjdecilerinden biriydi Handan İpekçi.
Şimdilerde bakmayın herkesin Kürt sorunu konusunda böyle konuştuğuna; “Büyük Adam Küçük Aşk” o zaman Milli Güvenlik Kurulu’nun bile gündemindeydi. Asker “nasıl böyle bir filme destek olunur” diye Kültür Bakanlığı’nı fırçalıyor, Emniyet Müdürlüğü yasaklanması için başvuruda bulunuyordu. İşin içinde bu kez Yıldız Kenter, Şükran Güngör gibi isimler olması da filmi kurtaramıyordu. Film uzun süre sonra Danıştay’ın kararıyla yasaktan kurtuldu, ama usta oyuncu Şükran Güngör’ün ömrü ne yazık ki bunu göremedi. Filmin, piyasada bulunan VCD formatında bazı sahnelerin kesilmiş olduğu da rivayet ediliyor.
Neyse, yine köşenin dibine geldik. Böylesi bir konuda edilmedik laf kalmış mıdır, kestirmek zor ama; gönlümüzde daima isyankar ve inatçı küçük Kürt kızının, Hejar’ın yeri bambaşka… Özellikle de Kürtçe konuşmaktaki inadı. Rıfat Bey’e “Lütfen Megri” dedirten, bu sevimli isyan, bir gün tüm savaş çığırtkanlarını yola getirecek ve artık kimse ağlamayacak.
Filmatik - Mustafa Kara
ÖNCEKİ HABER

Asya-Pasifik’te bu hafta (87)

SONRAKİ HABER

Asrın Hukuk Bürosu: Görüşme tamamlandığında açıklama yapacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa