24 Mart 2009 04:00

Özel şirketler kamu yararı için mi şişeleyip su satıyor?

Uludağ’ın su kaynaklarının özel şirketler tarafından kullanılmasına ilişkin tartışmalar büyüyor. Başta DOĞADER olmak üzere çevre örgütleri, bu kaynakların yasadışı ve çevreye zarar verecek şekilde kullanıldığını dile getiriyor.

Paylaş

Uludağ’ın su kaynaklarının özel şirketler tarafından kullanılmasına ilişkin tartışmalar büyüyor. Başta DOĞADER olmak üzere çevre örgütleri, bu kaynakların yasadışı ve çevreye zarar verecek şekilde kullanıldığını dile getiriyor. Çevre ve Orman Bakanlığı ise yaptığı açıklama ile hiçbir sorumluluğu olmadığını ileri sürdü. Ancak bu açıklamayı yeterli bulmayan çevre örgütleri, yanıtlanması için bakanlığa sorular yönelttiler. Bu soruların başında, “Verilen su kullanma izinlerine dayandırılan yönetmelik maddesinde ‘kamu yararı’ vurgusu özellikle belirtilirken, özel şirketlerin şişeleyerek sattığı bu kaynaklardaki sular için hangi mantıkla bir kamu yararı olduğu düşünülmektedir?” geliyor.
Uludağ’ın suları üzerine yaşanan bu tartışma, gazetemizin 13 Mart 2009 tarihinde yayınlanan “Su Hayattır Satılamaz” ekinde yer alan “Uludağ Suyuyla Şişeleniyor” başlıklı yazıyla başladı.
DOĞADER Yönetim Kurulu Üyesi Caner Gökbayrak’ın kaleme aldığı yazıda, Milli Parklar Kanunu’yla korunan Uludağ’ın su şirketleri tarafından talan edildiği aktarıldı. “Su şirketleri, Milli Parklar Kanunu’na göre hiçbir ticari faaliyet yapılmaması gereken Uludağ’ın zirvesine kadar uzattıkları borularla, Uludağ’ı gerçek anlamda hortumlamaktadırlar. Komik denecek kadar ücret ödeyerek aldıkları ruhsatları, yine komik derecede ödenen su kullanım bedeliyle gerçekleştirilen üretim şaibelidir” ifadelerinin yer aldığı yazıda, milli parklarda hiçbir ticari işlem yapılamayacağına ve bu yasadışı oluşuma zemin hazırlayan ve izin veren kamu kuruluşlarının da suçlu olduğuna dikkat çekildi. Yayınlanan makaleye ilişkin gazetemize açıklama yapan Bakanlık ise kendisini savundu.
Söz konusu izinlerin 2003’den önce verildiğini ifade eden bakanlık, kendi dönemlerinde devletin hüküm ve tasarrufu altında bulanan su kaynaklarının kiralama yetkisi olan İl Özel İdaresi’nden gelen taleplere rağmen herhangi bir su izni verilmediğini ileri sürdü. İl Özel İdaresi tarafından kaynaktan alınan su ve biriktirme depolarına gelen suların ölçülerek denetlendiğini iddia eden bakanlık, 1 lt/sn su için 150 bin TL ücret alındığını bildirdi. Bakanlık, Uludağ Milli Parkı içindeki kaynaklara 2003 yılına kadar verilen su izinlerinin Milli Parklar Yönetmeliği’nin 5. maddesinde yer alan ve “kamu yararı” ifadesinin yer aldığı Özel Haller başlığının 4. maddesi kapsamında verildiğini kaydetti. Bakanlık ayrıca, 2003 yılından bu tarafa Uludağ Milli Parkı sınırları içerisinde ticari amaçlı herhangi bir su izni, İl Özel İdaresi’nce bakanlığın görgüsü alınmadan su isale hattı izini verilmediğini ve kaçak su isale hattı çekenler hakkında da mahkemelerde davalar açıldığını savundu. Bunun yanında milli park sahası içinde izin alınmadan yapılan faaliyetlerin önlenmesi için denetimler yapıldığı ve izinsiz herhangi bir durumla karşılaşıldığında da yasal işlem başlatıldığı iddia edildi.
KAMU YARARI NEREDE?
Söz konusu açıklamalar, çevre örgütleri tarafından yeterli bulunmadı.
DOĞADER Yöneticisi Gökbayrak, özel şirketlerin şişeleyerek sattığı bu kaynaklardaki sular için hangi mantıkla ‘kamu yararı’ olduğunu merak ettiklerini ifade etti. Gökbayrak ayrıca, Uludağ’da, ruhsatsız ve kaçak faaliyet yürüten çok sayıda otelin, Milli Parklar Kanunu’na aykırı olduğu halde neden korunduğuna yanıt aradıklarını belirtti.
(İstanbul/EVRENSEL)

SU METALAŞIYOR BAKANLIK ÇANAK TUTUYOR

Bakanlık yazısında, izin verilen alanlardaki su kullanım miktarlarının İl Özel İdaresi tarafından denetlendiği belirtilmekte. Ama, pek çok su şirketinde alınan suyun miktarını ölçecek sayaç bile bulunmadığını açıklayan DOĞADER Yöneticisi Gökbayrak, bazılarına ise yeni takılmaya başlandığını aktarıyor. Kaynakların tahsis edilen debinin çok üzerinde kullanıldığını söyleyen Gökbayrak, su pazarında lider olan şirketlerden birinin, 2007’de yayınladığı bir reklamda, yılda 1 milyon damacana su sattıklarını duyurduğunu ve aynı şirketin, verilen su tahsis izinleri ile belirtilen rakamın çok çok altında damacanayı doldurabileceğinin belirtiyor. Gökbayrak, şirketlerin izin verilenden çok daha fazla su kullandığı bilindiği halde bugüne kadar devletin yetkili kurumları tarafından bu durumu engellemeye yönelik hemen hiçbir çaba gösterilmediğine dikkat çekiyor. Ayrıca bakanlık yazısında 1 lt/sn su için 150 bin TL alındığı belirtilirken, Gökbayrak, Bursa’da kurulu olan su şirketlerinin, bu rakamın çok altında hemen hemen yarısı kadar ücret ödediğini iddia ediyor. Gökbayrak, “Bir yanda susuzluk çekerek yok olan yaban yaşamı ortada dururken, diğer yanda su parasal ölçütlerle değerlendirilerek bir meta haline getirilmektedir” dedi.

BAKANLIĞA SORULAR

Gökbayrak, uzun zamandan beri Uludağ’da yaşanan çevre katliamına karşı mücadele verdiklerini söyleyerek, Çevre ve Orman Bakanlığı’na şu soruları yöneltti:
*Verilen su kullanım izinleri, Milli Parklar Kanunu’nun “Yasaklanan Faaliyetler” başlığı altındaki 14. maddesinde belirtilen, yaban yaşamının ve ekolojik dengenin kesinlikle bozulamayacağı yönündeki hükümleriyle hangi ölçüde uyuşmaktadır?
*Su kullanma izninin dayandırıldığı maddedeki “çevre ve kaynak koruma politikalarıyla kabul edilemez bir tezat teşkil etmeyeceği” hükmü dikkat çekicidir. Bakanlık, yasa gereği hiçbir insan etkinliğine izin verilmeden kendi doğallığına bırakılması gereken milli parklardaki su kaynaklarının su şirketlerince ele geçirilmesi, burada yaşayan yaban yaşamının susuzluk nedeniyle her geçen yıl artan oranda yok almasına neden olduğunu bilmemekte midir?
*Milli parklar içinde su kullanımına yönelik verilen izinlerin 2003 öncesine ait olduğu ve yasalara aykırı olduğu belirlendiği için milli park sınırları içinden su alınmasının bu tarihten sonra durdurulduğunu açıklayan bakanlık, halen milli parklar içinde kullanılmakta olan su kaynaklarının bu yasadışı durumunu çözmek için verilen izinleri neden iptal etmemiştir?
*Sadece su kaynakları sorunu yaşamayan Uludağ Milli Parkı’nda kanun ve yönetmeliklerine aykırı olduğu halde yapılmasına ve varlıklarını sürdürmelerine izin verilen otel ve kamu tesislerinin hemen hepsi ruhsatsız, kaçak yapılardır. Sözü geçen bölge içinde on binlerce metrekarelik orman alanının bu kaçak yapılar ve kış etkinlikleri için yok edilmesine Çevre ve Orman Bakanlığı neden göz yummuştur?
*Bu nedenle BUSKİ-Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin Kaplıkaya Deresi üzerinde kurduğu su içeme tesisi, yıllar önce kirlilik nedeniyle kapatılmak zorunda kalmıştır. Uludağ Milli Parkı’ndaki ruhsatsız otel ve kamu tesislerinin varlığına Çevre ve Orman Bakanlığı neden bugüne kadar izin vermiştir?
*Milli parklar üzerindeki bu kanunsuz yapılar, bugüne kadar ortadan kaldırılmadığı gibi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Aralık 2008’de sonuçlanan bir proje yarışmasında, kaçak yapılar korunmuş ve yasalara aykırı da olsa daha büyük yapılaşmaların olduğu turizm alanı olarak değerlendirilmesine izin verilmiştir. Burada nasıl bir ‘kamu yararı’ söz konusudur?

KESİN BİR MECBURİYET Mİ VAR?
Bakanlığın izin için öne sürdüğü Milli Parklar Yönetmeliği’nin 5. maddesinde yer alan Özel Haller başlığının 4. maddesi şöyle:Kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir mecburiyet doğması halinde, planda yer almayan herhangi bir yatırım projesinin uygulanmasına, projenin çevreye yapacağı tesir etüt edilerek, çevre ve kaynak koruma politikalarıyla kabul edilemez bir tezat teşkil etmeyeceğinin tespit edilmesi halinde, planda gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra bakanlıkça izin verilebilir.
Erkan Araz
ÖNCEKİ HABER

Temizlik için 1 trilyon dolar

SONRAKİ HABER

Halfeti’de gözaltına alınanlara işkence iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa