BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Politik gündem, ilkbaharın şu ilk günlerinde iyice ısınmış bulunuyor.


    Politik gündem, ilkbaharın şu ilk günlerinde iyice ısınmış bulunuyor.
    Gündemi ısıtan konulardan birisi, yerel seçimlerde “son düzlüğe girilmiş” olması ise öteki de “Kürt sorununun çözümü” kapsamında Kürdistan Federe Devleti’nin başkenti Erbil’de uluslararası bir Kürt konferansının toplanması çerçevesindeki gelişmelerdir.
    Yerel seçimler çok sıcak; CHP, AKP ve MHP liderleri, birbirlerine ağır ve sert sözlerle saldırıyor görünseler ve seçmenler, meydandan meydana koşturuluyor olsalar da, bu yüksek tansiyon bir “balon tansiyon”dur. Ve birkaç hafta içinde, sanki böyle bir seçim olmamış; o ağır sözler hiç söylenmemiş gibi olması ihtimali kuvvetlidir.
    Bugünlerde Cumhurbaşkanı Gül’ün faaliyetleri etrafında, “Yakında içeride de dışarıda da güzel şeyler olacak” açıklamasıyla başlayan ve Gül’ün, Bağdat ziyaretiyle “Kürdistan’a Kürdistan dedi” tartışmalarıyla gündeme giren gelişmelerin ise önümüzdeki günlerde, ülkenin, hatta bölge ülkelerinin baş gündemi olacağını söylemek bir abartı olmaz.
    Çünkü, Türkiye’nin egemen güç odakları; TÜSİAD’ı, TOBB’u, hükümeti, cumhurbaşkanı, Genelkurmay’ı ile arkasında birleştiği bir “çözüm formülü” olan TRT-Şeş’le başlayan “Kürt açılımı”nın, Erbil’deki Kürt konferansı sonrasında bir sınava gireceği söylenebilir. Bu egemenler ittifakına, CHP, MHP, SHP, DSP, DP, ANAP, SP gibi irili ufaklı sermaye partilerini de ekleyebiliriz. Gerçi CHP ve MHP ve diğer muhalefet partileri de karşı çıkar görüneceklerdir, ama bunun sadece “muhalefet icabı” olduğu görülmektedir. Tıpkı, Gül’ün “Kürdistan” demesine, kopardıkları gürültü gibi!
    Hele nisan başında Obama’nın, yüklü bir istekler paketiyle Türkiye’ye geleceği göz önüne alındığında, “Kürt sorununun çözümü”ne dair gündemin ne kadar önemli olacağı daha da iyi anlaşılır.
    Daha Hillary Clinton’un Türkiye ziyareti sırasındaki ipuçlarından da anlaşıldığı gibi Obama, Türkiye’ye; Irak’tan Afganistan’a, Kafkasya’dan Arap-İslam dünyasına, Filistin sorunundan İsrail-Türkiye ilişkilerine ABD stratejisinin yeni biçimi ve Türkiye’nin bu strateji içindeki yerini belirleyecek bir istekler listesiyle gelmektedir. Bu yüzden de Erbil’de Nisan 2009’un ikinci yarısında yapılacak konferans, bu konferans karşısında Türkiye’nin tutumu, “Kürt sorununun demokratik çözümü”nde önemli bir aşama olacaktır.
    Türkiye-ABD ilişkilerinin son çeyrek yüzyılı göz önüne alındığında, bu ilişkileri belirleyenin; ABD’nin, bölge çıkarları üstünde biçimlenen stratejisiyle, Türkiye’nin Kürt sorunu merkezli olarak çatışma içinde olduğu gerçeğidir.
    Türkiye, TRT-Şeş girişimi ve “Kürtlerin kültürel hakları” konusunda adımlar atarak, bu çatışmayı ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. ABD ise İran’la sorunlarını çözüm yoluna sokarak, Irak’ta işgale son vermeye yönelerek, İslam dünyasında “ılımlı İslam” üstüne oturtulan GOP’un açmaza girdiğini görüp; Türkiye’yi, “laik, demokratik, nüfusunun çoğu Müslüman bir ülke” statüsüne sokarak, bu çatışmayı aşmayı amaçlamaktadır.
    Newroz’da ortaya çıkan tablo, yerel seçimlere de kendini yansıtırsa; Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda egemen güçlerin, talepleri karşılıyor gibi yaparken aslında sadece günü kurtaran “önlemler”le yetinmesi zorlaşacaktır. Dahası, hükümetin ikide bir gündeme getirdiği demokratik bir anayasanın demokratik yönünün, Kürtlerin talepleri dikkate alınmadan tamamlanmasının mümkün olmayacağı da görülecektir. Ve bütün bunların bir şekli yaklaşımdan kurtulması için “ayrımsız ve genel bir siyasi af”ın gündeme gelmesinin vazgeçilmez olacağı da, giderek daha iyi anlaşılacaktır.
    Elbette, sorunun “demokratik çözümü” için adım atılmak isteniyorsa!..
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.