26 Mart 2009 04:00

Diyarbekir Kalesi’nden Notlar

Diyarbakır’ı istiyorum… Başbakan’ın beklenmedik bir zamanda ve bir buçuk sene önce sarf ettiği bu sözler...

Paylaş

Diyarbakır’ı istiyorum… Başbakan’ın beklenmedik bir zamanda ve bir buçuk sene önce sarf ettiği bu sözler, Diyarbakır’ı, İstanbul ve Ankara ile birlikte seçim sonucu en çok merak edilen kentlerden biri haline getirdi. Kürt hareketinin siyasi merkezlerinden biri olması bakımından zaten önemli olan kent, bu seçimde çok hareketli.
Diyarbakır’ın 1 milyona ulaşan nüfusunun çoğunu ve kentin yapısını 30 yıllık savaş ve zorunlu göçler belirliyor. Tek hanede 6-7 kişinin yaşadığı Suriçi’nde; Fatihpaşa, Savaş Mahallesi gibi yoksul göç mahallelerinin dar sokaklarında konuştuğumuz Diyarbakırlılar, “DTP” diyor başka bir şey demiyor. Aslında kimi HADEP, kimi DEHAP, kimi de DTP diyor. Kaç kere yasaklanmış kaç kere tekrar kurulmuşlar, insanlar karıştırıyor artık.
Çocuklar ise seçim lafını duyunca “Diyarbakır kaledir kale satılmaz” diye bağırarak etrafımızı sarıyorlar. Çocuk işte, “kale yıkılmaz” ve “oy namustur satılmaz” sloganlarını karıştırmış “kale satılmaz”a çevirmiş. Halbuki “örgüt propagandası” yapabilecek yaşta oldukları iddia edilen tutuklu çocukların akranları onlar da.
Büyükler ise Kutbettin Arzu’ya tepkili. 6 yıl milletvekilliği yapmış olmasının getirdiği bir durum bu. Genelde “Şimdiye kadar Meclis’te bizim için ne yapmış ki oy istiyor” diye soruyorlar. “Biz Kürdüz” diye cevap verenler de var. “Kutbettin Arzu da Kürt” diyoruz ama onu saymıyorlar. Bir genç kız, “Kürt” derken neyi kastettiklerini anlatıyor: “DTP’liler bizimle aynı şeyleri yaşamış, bizim çektiğimiz acıları çekmiş, her şeyimizi biliyor, AKP’liler başka taraftır.”
BAŞBAKAN’IN ETKİSİ
Dağkapı’ya geldiğimizde hâlâ bir AKP’li bulabilmiş değiliz. Sonunda çocuğunun elinde AKP balonuyla oturan bir Diyarbakırlıya rastlıyoruz. Büyükşehiri değil ama ilçe belediyelerini alabileceklerini söylüyor. 2004 yerel seçimlerinde yüzde 35 oy almış bir partiye oy verenlerin bu kadar az olması mümkün mü? Görüşlerini açıklamak istemeyenlerin AKP’li olduğunu tahmin ediyoruz. Bu durumda Başbakan’ın etkisi büyük. Diyarbakırlılar AKP’den bahsederken, başkan adayından çok Başbakan’ı tartışıyorlar. Erdoğan’ın “Kadın da çocuk da olsa gereken yapılacak; Diyarbakır’ı istiyorum; Tek bayrak, tek millet, tek devlet” gibi sözleri sık sık hatırlatılıyor.
Sınır ötesi operasyonlar, 28 Mart olayları, tutuklanan çocuklar, Kürtçe üzerinde devam eden baskılar, TRT Şeş’in açılması, ancak Kürtçe yayın yaptı diye yerel kanal Gün TV’nin kapatılması… Tüm bu gelişmelerin AKP’nin oyunu düşüreceği söyleniyor. Bunları sadece Diyarbakır halkı değil, kitle örgütleri, gazeteciler de dile getiriyorlar. 30’dan fazla sendika ve kitle örgütünü içeren Diyarbakır Demokrasi Platformu, seçimde DTP’yi destekleyeceklerini açıkladı. Yine Newroz kutlamasına son yılların en kalabalık kitlesinin katılması da seçim için ipucu veriyor.
SEÇİM ŞARKILARI
Son olarak Diyarbakır’ın merkezindeki Ofis semtine geliyoruz. Ofis, parti bayraklarıyla rengarenk olmuş. Biri, “Kentin seçimi bellidir niye soruyorsunuz, sormanıza gerek yok” diye kızıyor. Ofis’ten sık sık seçim arabaları geçiyor. MHP, Diyarbakır’ı bırakmış “Liderimiz Bahçeli” şarkısı çalıyor. Hak-Par’ın aracından “Gün bizim günümüzdür, köylü ve rençper, hepsi proleter” diyen, eski bir Kürtçe şarkı ve federasyon talep eden konuşmalar yükseliyor. Dağlıca saldırısı ardından PKK’lilerin yazdığı ve Güneydoğu’da çok popüler olan “Oramar/Dağlıca” şarkısına yazılan Türkçe sözler DTP aracından duyuluyor. AKP aracından Karadeniz şarkısının ezgisi yükseliyor önce. Sonra “ayrı gayrı yok bizde” diyor bir başka seçim şarkısı. O sırada bir yerel gazetede AKP Diyarbakır milletvekillerinden İhsan Arslan’ın sözleri dikkat çekiyor. “Kürt sorununu çözmek isteyen hiç kimse DTP’yi, PKK’yı ve Abdullah Öcalan’ı görmezden gelemez ve yok sayamaz. Aksi halde hiçbir sorun çözülemez. Bugüne kadar da çözülememiştir...”
Yerel seçim sen nelere kadirsin!..

DİYARBAKIR BARIŞIN KALESİDİR


Osman Baydemir
(Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı):
Her şeyden önce seçimden 20 ay önce bir kenti seçim sathına koymak, hükümet nezdinde bir ayrımcılığın göstergesidir. Başbakan’ın da deyimiyle Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıdır bu. Bir siyasi çıkıştır. Diyarbakır şüphesiz ki barışın kalesidir. Kendi diline, kültürüne, inançlarına sahip çıkan insanların kalesidir. Diyarbakır asla fethedilme psikolojisini kabul etmez. Seçime 20 ay kala ‘Diyarbakır’ı fethedeceğim’ diyen bir mantığa karşı biz de ‘Diyarbakır kaledir’ dedik. Bir kez daha 29 Mart seçimlerinden Diyarbakır halkının Diyarbakır’a sahip çıkacağına ve Sayın Başbakan’ın bütün politikalarına ayna tutacaklarına inanıyorum. 5 yıllık yerel yönetim döneminde hizmette fark attık, temsiliyette fark attık, Diyarbakır’a dair ulusal ve uluslararası kamuoyunda farkındalık yarattık. Hizmet şüphesiz ki vazgeçilmezimizdir ama bizim halkımıza esas mesajımız; ‘kimliğiniz, diliniz, kültürünüz ve inancınız, hizmet görmeniz önünde bir engel değildir’i göstermektir. 70 yıl boyunca halkımız dilinden, kimliğinden, kültüründen, inancından dolayı hizmete layık görülmedi. Şüphesiz ki 2007’ye kadar siyaset de yaptım, iyi ki de yaptım; zaten bu ülkede etnik kimlik, kültürel kimlik, inançsal kimlikler yok sayıldığı için böyle bir problemimiz var.
1999 yılında kent nüfusumuz 275 bindi. Oysa şu anda 1 milyondur. 2002 ve 2009 yılları arasındaki iktidarına ve bütün imkanlarına rağmen işsizliğin ortadan kaldırılması konusunda AKP Hükümeti hiçbir çabaya girmemiştir.

DTP 5-0 ÖNDE BİTİRECEK

Naci Sapan (Gazeteci): DTP’nin 10 yıllık bir iktidarı var yerelde. 10 yıl az değil. Yine Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in 5 yıllık bakanlık döneminde kişisel olarak aldığı bir teveccüh var. Onu da eklersek, DTP’yi seçimlerin galibi olarak görmek mümkün. Zaten karşısında bir AKP var. Onlar da çok yoğun bir tempoyla, tabiri caizse ‘DTP’nin ense kökünde’ çalışıyorlar diyebiliriz.
Aralarında ne kadar oy farkı olur bunu söyleyemem ama, AKP’nin ‘ense kökünde’ olduğu kesin. Onu da şuradan algılıyorum: DTP bu seçimde bir önceki seçimden farklı olarak çok ciddi bir çalışma yaptı. Seçmenin çantada keklik olmadığını görerek çalıştı. Yine de şu anda görünen; anketlerden ve halkla yaptığımız görüşmelerden tahmin ettiğimiz, DTP, büyükşehir ile birlikte 4 ilçe belediyesini alarak seçimi 5-0 önde bitirecek.

PARTİZANCA YAKLAŞIYORLAR

Remzi Saylan
(CHP Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı):
Belediyeye de iktidara da baktığımızda, son derece partizanca bir tutum içinde olduklarını görüyoruz. Diyarbakır ciddi anlamda zedelenmiş, ciddi anlamda hırpalanmıştır. Diyarbakırlılar biliyor ki bu siyasi anlayış, Diyarbakır’a hiçbir şey katmayacaktır.
Diyarbakır her şeyini dışarıdan getirir bir kent olmuştur. Sütünü dışarıdan içiyor, domatesini dışarıdan getiriyor, yumurtasını dışarıdan alıyor. Hiçbir yerel motifini harekete geçirememiştir, esnaf kepenk kapatmaktadır Türkiye genelinde olduğu gibi... Yine Türkiye’nin, işsizliğin had safhalara ulaştığı en büyük kenttir. Maalesef özellikle 2000 yılından sonraki iktidar süreçlerinden de Diyarbakır son derece olumsuz etkilendi. Ve etkilenmeye de devam etmektedir. Burada vatandaşlarımız ötekileştirilmiştir.

DTP HİZMET VERMEDİ

Kutbettin Arzu
(AKP Diyarbakır Belediye Başkan Adayı):
DTP’li arkadaşlar bu kenti yönetiyorlar ve yerel yönetimler anlamında maalesef bu arkadaşlar yeterince hizmet vermediler. Zaten kendilerinin de böyle bir iddiası yok. Seçilirken de böyle bir proje ile seçilmediler. ‘Biz sizin temsilciniziz’ diyerek kimlik siyaseti üzerinden oy istediler, ‘Oyunuzu kendinize verin bize verin’ diyerek... Bölge halkı da onların bu söylemlerine sıcak baktı ve iki dönem bunlara yerel yönetimlerde yetki verdi. Ne kimlikleri ile ilgili kullandılar ne de bu kentin insanlarının ihtiyacı olan yerel yönetimlerle ilgili kullandılar. Biz de merkezi hükümet olarak, bölgenin ekonomik anlamda, sosyal anlamda birtakım sıkıntılarını çözdük, bir kısmını da çözüyoruz. Bu kenti alırsak kimseyi dışlamayacağız. Yalnız DTP’lilerin değil bütün kentin belediyesi olacağız.

ETNİK SİYASET YAPIYORLAR

Bayram Durmuş
(MHP Büyükşehir Belediye Başkan Adayı):
DTP de etnik köken siyaseti yapıyor, AKP de. Yaralarımızı kaşıyorlar. Bir tek biz farklı görüşteyiz. Diyoruz ki etnik köken siyaseti yapmayacağız. Milli birlik, beraberlik, bütünlük, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı paydasındayız hepimiz. Bunların birinin afişinde ‘özgür kent özgür yurttaş’ diyor. sanki buradaki yurttaşlar köleymiş gibi. Biz zaten özgürüz, değil miyiz? Siyasi çalışmalar yaparken validen izin mi alıyorlar? Niye özgürlük vaadinde bulunuyorlar? Önce insanları köle psikolojisine inandırıyorlar, ‘biz gelirsek sizi kurtaracağız’ diyorlar. AKP il başkanı da ‘3H formülü uygulayacağız’ diyor: Hukuk, hizmet, hürriyet. Hukuka, hizmete itirazımız olmaz. Ama hürriyet getireceğiz diyor. Kelime farklı, anlam aynıdır. Biz diyoruz ki, buranın halkı köle değil, zaten özgürdür.

FEDERALİZM İLE ÇÖZÜLÜR

Hasan Dağtekin
(HAK-PAR Büyükşehir Belediye Başkan Adayı):
Kürt sorunu sadece Kürt halkının sorunu değil Türkiye’nin, Türk halkının da sorunudur. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesinin önemli bir unsuru da Kürt sorununun çözülmesidir. Biz net olarak Türkiye’de Kürt sorununun nasıl çözüleceğini ortaya koyduk. Hiçbir şekilde dolambaçlı yollara girmeden, çıplak bir şekilde ad koyuyoruz ve çözümü de söylüyoruz: Kürt sorunu bir halkın, bir ulusun sorunudur, siyasal bir sorundur. Türkiye’de çözümlenmesi de yine bu halkın kendi kendini yönetme hakkını elde etmesiyle olanaklıdır. Bunun adı da federasyondur. Türkiye’yi bölen, parçalayan bir yönetim biçimi değildir. Bir devlet yönetim biçimidir. Bununla hem 85 yıldır kangren halini alan bu sorun çözümlenir, hem de böyle bir yönetim biçimi ile Türkiye demokratikleşir.

MECLİS KÜRTÇE ÇALIŞMALI

Yrd. Doç. Vahap Coşkun
(Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi):
Hükümet birtakım adımlar attı, bundan sonra da atacağını söylüyor. TRT Şeş de önemli bir adım. Ben bunu devletin Kürtlerden üstü örtülü, zımni bir özür dilemesi olarak algılıyorum. Çünkü 80 yıl Kürtçeye her türlü zulüm reva görüldü. Ancak burada yanılgıya girmemek lazım, bir TRT Şeş’in açılmasıyla Kürtçe üzerindeki sıkıntılar ortadan kalkmadı. Anayasa’da Türkiye’de anadilde eğitimi engelleyen 42. madde var. Bu noktada şunu söyleyebiliriz; evet, TRT Şeş önemli bir adım ama Kürtçe üzerindeki bütün yasakların kaldırılması gerekiyor. Bu da kapsamlı bir demokratikleşme programı ile olabilir ancak. Devlet, özellikle siyasi partiler ve Meclis, biraz Kürtçe çalışmalı. Kastım şu: Mevzuatta Kürtçeyi yasaklayan ya da sınırlayan birçok önemli yasa maddeleri var. Bunların bertaraf edilebilmesi için Meclis’in seçimden sonra hızlı bir şekilde çalışması gerekiyor.
Elif Görgü
ÖNCEKİ HABER

JÎN Û JİN

SONRAKİ HABER

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, YSK'nin gerekçeli kararını değerlendirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa