26 Mart 2009 04:00

ÖZGÜRLÜKLER

Türkiye sürekli olarak darbe tehdidini yaşamakta olan bir ülke. Her kritik anda (gerçi kritik anlar bir türlü bitmek bilmiyor ya…) sesler yükseliyor. Şöyle bir anlayış var:

Paylaş

Türkiye sürekli olarak darbe tehdidini yaşamakta olan bir ülke. Her kritik anda (gerçi kritik anlar bir türlü bitmek bilmiyor ya…) sesler yükseliyor. Şöyle bir anlayış var:
Halkın oylarıyla seçilenler hep kötü.
Memleketi uçurumun kenarına götürüyorlar.
Asker ise hep iyi. Memleketi uçurumun kenarından çekip alıyor. Geliyor ve bir süre sonra gidiyor.
Peki neden böyle oluyor?
Siviller hep kötü ve askerler hep iyi mi?
Neden böyle düşünülüyor?
Neden hep böyle düşünmemiz isteniyor?
Şöyle bir geriye doğru gidelim. Darbeler öncesinde hep devalüasyonlar yapılmış. ‘60, 71 ve 80 öncesi darbelerinde hep böyle olmuş. Türk lirası dolar karşısında müthiş değer kaybına uğramış. “Darbelerin Ekonomisi”nde Mehmet Altan’ın anlattığı gibi işin uluslar arası boyutu var. Ekonomik dış boyut. 1960’lara doğru dünya kapitalizmi, ithal ikamesi modelini dayatıyordu gelişmekte olan ülkelere. İç pazarları büyütmesini istiyordu. Bu durum ‘80’lere doğru değişti. Uluslararası sermaye, ihracata dayalı modele yönlendirdi gelişmekte olan ülkeleri. O arada Türkiye’yi de. İşte bu süreçte, uyumsuzluk ve tıkanma noktalarında darbeler gerçekleşti.
Darbeler, Türkiye gibi ülkelerde oluyor. Türkiye gibi ülkeler, uluslararası reçeteleri uyguluyorlar genellikle. Korkut Boratav’ın tespitlerini hatırlıyorum. Yaklaşık olarak tabii... Boratav, Türkiye’nin ‘ürettiğinden fazla tüketen, tasarrufundan fazla yatırım yapan, ihraç ettiğinden fazla ithal eden bir ülke’ olduğunu söylüyor. Bugünün Türkiye’si için söylüyor. Darbelerin Ekonomisi’nde Mehmet Altan, “Biriktirdiğinden daha fazla harcayan insanlar nasıl iflasa giderse, Türkiye de iflasa gidiyor.” (sahife 100) tespitine yer veriyor. Askeri darbe süreciyle bağlantılı olarak yapılıyor bu tespit. Yurtiçi tasarruflarla, sabit sermaye yatırımları arasındaki farkın açıldığı dönemlerde askeri darbeler yaşanıyor.
Bugünlerde durum nedir?
2003 ve 2004 yıllarında durum neydi? Sarıkız ve Ayışığı gerçek mi?
Darbe hevesleri nasıl kırıldı? Bunca heveslere rağmen neden gerçekleşmedi? Öyle anlaşılıyor ki, dış desteği bulamamış darbeciler. Bütün darbelerde darbecileri desteklemiş olan ABD, 2003 ve 2004 yıllarında nasıl bir tutum takınmış? Darbe atlatıldığına göre destek olmadığı anlaşılıyor.
Henüz 28 şubatın ekonomisi ayrıntılı incelenmedi.
O dönemde servet transferleri nasıl yapıldı?
Kamuya ait hangi işletmeler hangi çıkar gruplarına verildi?
Bazı kimseler nasıl banka sahibi oldular? 2000 ve 2001 krizlerinin sebepleri arasında 28 Şubat da sayılabilir mi?
Halkın 40-50 milyar doları nasıl buhar oldu?
Darbeler ülkesinde, sadece ‘sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi aştı’ (Tağmaç) tespitine dayalı olarak yapılmıyor darbeler. Ya da ‘kardeş kavgası, komünizm tehlikesi, şeriat tehlikesi, anarşi ve terör, bölücülük tehlikesi’ nedeniyle…
Sisteme bakmak lazım. Kurumların sistem içindeki konumlanışına. Anayasal ve yasal çerçeveye. Ve işleyişine.
Dış ekonomik boyut yanında, içerdeki bu ve benzeri yapılara, durumlara…
Böyle bir sistemde darbe olmaması neredeyse bir şans…
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

Beş kişilik ekipten bin kişilik cehenneme

SONRAKİ HABER

Asrın Hukuk Bürosu: Görüşme tamamlandığında açıklama yapacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa