27 Mart 2009 04:00

Balbay’ın günlükleri ve gazetecilik tartışması

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a ait olduğu ve darbe tartışmalarının yapıldığına dair ifadelerin yer aldığı günlüklerle ilgili tartışma iki koldan yürüyor.

Paylaş

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a ait olduğu ve darbe tartışmalarının yapıldığına dair ifadelerin yer aldığı günlüklerle ilgili tartışma iki koldan yürüyor.
Bir taraftan günlüklerde yer alan konuşmaların, İkinci Ergenekon İddianamesi’nin dayanaklarından birini oluşturduğu, diğer yandan da bu günlükleri tutan Balbay’ın gazetecilik faaliyeti yürütüp yürütmediği tartışılıyor.
Aralarında Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi’nin bulunduğu kimi tanınmış gazeteciler, günlükler nedeniyle gözaltına alınarak tutuklanan Balbay’a destek çıkmış ve kitaplarını onun adına imzaladılar. (Basın)
Mehmet Ali Yılmaz ve Ümit Zileli gibi kimi gazeteciler, Balbay’ın kitap yazmak amacıyla bu günlükleri tuttuğunu iddia ediyorlar. (Reha Muhtar’ın CNN’de sunduğu programda)
Cüneyt Arcayürek gibi gazeteciler de Balbay’a destek çıkmakla kalmamış darbeyi savunur bir yaklaşım ortaya sergiliyorlar. (CNN Türk Ankara Kulisi)
Buna karşın birçok gazeteci de günlüklerde yer alan kimi ifadelere bakıldığında Balbay’ın gazetecilik faaliyeti yürütmediğini vurguluyorlar.
Öncelikle soruşturma makamlarının kayıtlarına göre, “Balbay’a ait Casper marka diz üstü bilgisayar içerisinden çıkan Western Digital marka, seri numarası WMAM9EF31256 olan bilgisayar hard diskinde yapılan inceleme neticesinde” ortaya çıkarılan notların bir kopyasının eşzamanlı olarak Balbay’a verildiği belirtiliyor.
Ancak henüz Balbay’ın bu günlüklere ilişkin ne dediğini bilmiyoruz. Yani savunma hakkı. O nedenle Balbay’ın ne diyeceği de önemli.
Elde edilme biçimi bir yana, yayınlanan günlüklerde yer alan konuşmalar, -eğer doğruysa- gazetecilik faaliyetinin ötesinde bir duruş var. Bunun öncelikle netleşmesi gerekiyor. Ardından da gazetecilerin ve gazeteci örgütlerinin bu konuda bir duruş belirlemesi lazım.
Asıl sorun da bu noktada başlıyor. Bu konuda sadece Balbay mı suçlu? Balbay gözaltına alınır Oktay Ekşi’nin, destek amacıyla Balbay’ın kitaplarını imzalaması, Cüneyt Arcayürek’in darbe yaklaşımını savunan açıklamaları, Fikret Bila, Murat Yetkin ve Enis Berberoğlu’nun Kürt illerindeki savaşın en yoğun olduğu dönemlerde görev yapan dönemin komutanı emekli Orgeneral Necati Özgen’ı konuk ettikleri programda ortaya koydukları ve tümüyle Özgen’ı onaylamaya dönük yaklaşımları, Bila ve Yetki’nin 22 Mart’ta konuk ettikleri Cüneyt Arcayürek’in darbeyi savunur yaklaşımını onaylayan tutumlarına ne demeli? Bunlar son bir kaç gün içinde yaşananlar. Ama daha öncesi var.
Bir dönem generallerin isteği üzerine asker elbiseleri giyerek sınıra giderek savaş çığırtkanlığı yapan, andıçlar arcılığıyla kendi meslektaşlarını dahi hedef göstermekten çekinmeyen, Nokta dergisinin kapatılması sırasında sesleri çıkmayan gazetecileri ne yapacağız. Bunlar bugün köşe başlarında saygın gazetecilik iddiasında olanlar değil mi?
Aslında Balbay olayı Türkiye’de gazeteciliğin nerede durduğunu/nerede durmaması gerektiğini ortaya koyan çok iyi bir tartışma konusu.
Toplumda yalan yazan, abartan, başkalarını hedef gösteren, yatak odalarına giren, birilerinin iş takibini ve reklamını yapan, elde ettiği bilgi ve belgeleri tehdit olarak kullanan bir gazetecilik anlayışı bugünün yükselen değeri mi?
Dolayısıyla -günlükler doğru olsa bile- iş Balbay’la bitmiyor. Ayrıca şu sorunun açığa kavuşturulması da gerekiyor. Askerlerin gizli ya da sınırlı toplantılarına katılan gazetecilerin, Balbay’ın günlüklerinde yer alan konuşmaları ya da benzerlerini hiç duymadıkları söylenebilir mi? Ya da Balbay’ın ilişkide olduğu generallerle ilişkisi olan gazeteciler kimler? Ve gazeteciler gerçekten bu konuşmalardan bihaberler midir?
Sonuç olarak olay daha geniş boyutlarda... Ve bu kirlenmeye bir an önce nokta konulamazsa durum daha da sıkıntılı olacak. Daha da önemlisi şimdiden başlayarak kapsamlı bir temizlenmeye ihtiyaç var… Türkiye Gazeteciler Meclisi’nin kararları bu konuda bir çözüm yaratabilir.
Bunun için de öncelikli görev bu meclisin kararlarının altına imza atanlara ve bu mesleğe inanan gazetecilere düşüyor… Türkiye’nin demokratikleşmesi de sadece kimi yasal düzenlemelerle değil, medyanın da demokratikleşmesi ile mümkün olabilir.
HÜSEYİN DENİZ - Gazeteci
ÖNCEKİ HABER

Kurt bulanık havayı sever

SONRAKİ HABER

Afrika sıcakları geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa