27 Mart 2009 04:00

Göğe bakma durağı

Geçen hafta yayımlanan yazım, Göğe Bakma Durağı’ndaki öteki bütün yazılarımdan farklı tepkiler aldı.

Paylaş

Geçen hafta yayımlanan yazım, Göğe Bakma Durağı’ndaki öteki bütün yazılarımdan farklı tepkiler aldı.
Yanıtlarım ve özeleştirim, ağırlıklı olarak bana iletilen eleştiriler üzerinden olacak.
Arkadan konuşmaları tepki saymıyorum.
Onlar, her anlamda arkadan konuşmadır.
***
O yazıda özetle burjuva partisi olan üç partinin aktörleri arasından, birinin, (Bekaroğlu) uzun yıllardır yapıp ettikleriyle övgüyü hak ettiğini, yerel seçimler hattında da bakılması gereken bir program sunduğunu, devrimcilerin de üzerinde titizlendiği olguları, büyük çoğunlukla doğru kavramlarla gündeme sürdüğünü söyledim.
***
Bu düşüncemde bir şey değişmedi.
Ama yazarken tartışmayı amaçladıklarımı da yazımın eksiklerini de şimdi biraz daha açmalıyım…
***
Refah Partisi’ni yaratanlar, 1980’deki faşist askeri darbeden sonra, bizim; devrimcilerin o yıllara kadar yaptıklarımızı örnek aldılar. Buna kendi düşünüşlerini ve olanaklarını eklediler ve eski güçlerini pekiştirdiler. Yani, kendilerini haklı ve halk olarak gördüler; bunu mahallelerinde, fabrikalarında, eğitim alanlarında, esnaflık ilişkilerinde değerlendirdiler ve bir “itilmiş” olarak yeniden güç oldular. Sermaye ilişkileri, ekonomik ve sosyal öteki koşulların etkisini de hadi söylemiş olalım.
Milli Görüşçülerin halka yaklaşımı, örgütlenme biçimi, bugün devrimcilerin çoğunluğunun hayli zamandır özen göstermediği noktalardır.
Biz onlardan yeniden öğrenmeliyiz. Bunu anlamak, bunu yeniden olanağa döndürmek isteği ne ayıptır, ne de çekinilesi bir şeydir…
Üstelik bu sözünü ettiğimiz insanlar da bu ülkenin insanıdır…
***
Bunları düşündüm yazarken. Düşünüyorum.
Bekaroğlu, bu deney birikimini estetik düzeyi yüksek, karşıtlarını tedirgin edecek, duraksatacak, bazen yön değiştirtecek denli sistemli bir programla işleyebilen bir aktördür.
***
Dostlarım, haklı olarak, “Akın Birdal’ın programını, temsil ettiklerini görmediğimi” söylüyor. Bu, söz konusu yazının sanırım en büyük eksiğidir.
Evet, yazının kurgusu, devrimcilerle burjuvaları kıyaslamak olmadığı için, yazdığım zaman bu bana bir eksiklik gibi gelmemişti. Ama yazının yayımlanması “seçimler” denen zamana denk gelince, böyle bir eksik, benim yeni açıklamalar yapmama yol açacak denli büyüdü.
Akın Birdal’ın şu anda üstlendiği yükümlülük, bütün eksiklerine karşın, Can Yücel’in o muazzam deyimiyle “Kürdiye’den” köyleri, kentleri yakılarak, zulme uğrayarak, yoksullaştırılarak İstanbul’a sürülmüş Kürtler ve dolayısıyla biz devrimciler için büyük önem taşımaktadır.
Ben kimse adına oy istemeyi sevmediğimden, Birdal için de oy istemiyorum.
Ama şunun bilinmesinde yarar görüyorum: Kürt devrimcileri, aydınları, DTP, dik durmuyor olsalardı eğer, gerilla gücü olmasaydı, bugün “Türkiye solu” denen kesim de, liberaller de Kürtlerin sorunlarının çözümünü bu denli ciddi konuşmayı sürdürmezdi… Birdal’ın, şehri İstanbul’da öteki bütün sorunları bunun etrafında toplaması önemlidir.
***
Yukarıda saydığım dikkatsizlikleri kabul etmek, özeleştiri vermek devrimciliktir.
***
Yazımda üç burjuva partisine de belli ağırlıklarda eleştirim var aslında. Ama Saadet Partisi’nin adayından övgüyle söz etmiş olmak, bu partiyi daha çok açıklamayı da bir zorunluluk haline getirmektedir.
Türk ırkçılığından kaynaklı sorunlardan söz edildiğinde, SP’nin RP olarak iktidar olduğu ya da FP olarak güçler dengesinde bir yeri olduğu dönemleri eleştirmiyorsak, ‘iyi’ ‘temiz’ olarak değerlendiriyoruz demektir.
Bunlara yeterince değinmediğim için bir eleştirim yokmuş da sadece övgüm varmış gibi görünmektedir.
Öyle değil.
SP’yi konu ettiğim yerlerde “dini pazarlamak, dine sığınarak can yakmak, insan yakmak, canileşmek” demişim. Evet, Bekaroğlu’nu bunlardan ayrı tutmuşum ama bu yetersizdir. Partisinin, Kürtlere ve “azınlık” denenlere karşı Türk ırkçılığından kaynaklı sorunları, işçi sınıfı gibi konulardaki tutumunu da sorgulamak gerekmektedir.
Eksik bırakmışım.
***
Evrensel, işçi gazetesidir. Dolayısıyla yazarlarının yükümlülüğü de ağırdır. Eksiklerimi bana incelikle söyledikleri için dostlarıma, yoldaşlarıma teşekkür ederim…
***
Haydi, bir şiir bağlasın sözü:
Gecen de sana benziyor // Kenara çekilmiş öfkesi ezilenlerin // Gecen, diyorum o sonsuzluk çıkmazı. (Mızmırdık Atlası XXIII. Böl.)
ÖNCEKİ HABER

YEREL SEÇİMLER

SONRAKİ HABER

Çerkes Soykırımının 155. yılında yaşamını yitirenler anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa