27 Mart 2009 04:00

ÖRGÜTLÜ BASIN

Başörtüsü bir ucundan çekilse, saçın bir teli görülür gibi olsa, Sayın Başbakan demokrasiyi anımsıyor; bir halife, bir sultan edasıyla müslüman bacılarımızı koruma altına alma içgüdüsüyle şahlanıyor...

Paylaş

Başörtüsü bir ucundan çekilse, saçın bir teli görülür gibi olsa, Sayın Başbakan demokrasiyi anımsıyor; bir halife, bir sultan edasıyla müslüman bacılarımızı koruma altına alma içgüdüsüyle şahlanıyor...
Yüksek Seçim Kurulu’nun, sandık başlarında başörtülü görevli bulundurulamayacağını açıklamasından sonra Başbakan yine demokrasi dersi vermeye kalkıştı...
Biz de onun bu konudaki açıklamalarını, yaşamın diğer sorunlarıyla birleştirip, demokratik bir açılım sağlamayı denedik:
- Sayın Başbakan, atv ile Sabah gazete ve dergi grubunun bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde çalışanlar, anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye oldukları için işverenin baskısına maruz kaldılar. Bu nedenle işten atılanlar oldu. Birçok çalışan, baskılar karşısında sendikadan istifa etmek zorunda kaldı. İşveren, toplusözleşme masasına oturmaktan kaçıyor. Sendika ve toplusözleşme istemediğini söylüyor. Tehditler karşısında, çalışanlar, sendika üyesi olduklarını gizlemek zorunda kalıyorlar. Greve çıkmak isteyenler tehdit edildiler. Bütün yasal süreç tamamlandıktan sonra TGS, Turkuvaz işyerlerinde grev başlatmak zorunda kaldı. İşveren hâlâ duyarsız. Ne diyorsunuz?
- Ben, bir vatandaşım demokratik hakkını kullanamazsa inanın kahrolurum. Ne demek yahu? Böyle şey mi olur? Bunu Avrupa duyduğu zaman ne der? Sen onun nasıl olur da demokratik hakkını engellersin? Böyle bir anlayış mı olur? Maalesef ülkemizde kendi kendimize demokrasinin önüne engeller koyuyoruz. Bunlarla uğraşıyoruz. Artık yetti! Nedir bu sıkıntı? Demokrasi bu şekilde engellemelerle tekamül etmez! (Bartın mitingi, 24 Mart 2009)
- Sayın Başbakan, Turkuvaz işvereni, greve çıkan 10 gazetecinin iş aktini yasadışı olarak feshettiğini açıkladı. Ayrıca, grev başladıktan sonraki 15 gün içerisinde 32 atv çalışanı işten atıldı. DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, konuyu Meclis gündemine taşıdı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in yanıtlaması istemiyle verilen önergede, “Grevdeki 10 gazeteci ile beraber toplam 42 çalışanın iş akitlerinin feshi, toplu işten çıkarma değil midir? İşyerinin toplu işçi çıkarma başvurusu var mıdır” diye soruldu. Siz, bu işten atmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu ülke hukuk devleti; burası gukuk devleti değil, hukuk devleti. (Bolu mitingi, 23 Mart 2009)
Ne dedik işverenlere? Patronlara dedik ki ‘Bak, çıkarma işçi. Biz sana 6 ay boyunca maaşın yüzde 50’sini vereceğiz’. Eğer çıkarırlarsa, seçimden sonra bizden çekecekleri var. Biz de onlarla uğraşacağız. Çünkü bu dar günde kalkıp da benim işçi kardeşimi kapıya koyanlar, kalkıp da bizim kapımıza gelirlerse ‘kusura bakmayın’ diyeceğiz. ‘Sizi duymuyoruz’ diyeceğiz. ‘Çünkü siz emeğini kutsal saymadınız o insanların, dar günde onları kapıya koydunuz. O zaman bizim de sizi dinleyecek vaktimiz yok’ diyeceğiz. Hazırlıklarımız var. (Zonguldak mitingi, 24 Mart 2009)
- Sayın Başbakan, Turkuvaz işyerlerinde birçok gazeteci, kendilerinin tabi olması gerektiği 5953 (212) sayılı Basın İş Kanunu’na göre değil de 4857 sayılı İş Kanunu’na göre istihdam ediliyor. TGS’nin bu konudaki yazılı şikayeti üzerine bakanlık müfettişleri inceleme yaptılar. Örneğin, Turkuvaz işletmesinin Ankara işyeriyle ilgili müfettiş raporunda şu ifadeler yer aldı:
“Sabah gazetesi Ankara ekinde muhabir olarak çalışan Sema Akbaş, Levent Çelikay, Ali Öcal, Serpil Uygun ve Melike Yıldız Sahici ile Para gazetesinde muhabirlik yapan Kadir Yusuf Açıkgöz ve atv’de muhabirlik yapan Ahmet Görmez’in, gerek çalıştıkları işletme, gerek görev yaptıkları unvanları, gerekse yaptıkları işin içeriği itibarı ile değerlendirildiklerinde 5953 sayılı İş Kanunu’nda tanımlanan ‘gazeteci’ sıfatını haiz oldukları, dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak değil 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun hükümlerine tabi olarak çalıştırılmaları gerektiği kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla bundan sonra adı geçen işçilerle 5953 sayılı Yasa hükümlerine göre sözleşme yapılması ve bu kanunda ‘gazeteciler’ için öngörülmüş tüm haklardan yararlandırılmaları, bundan sonra da işe alınacak ve yukarıda tanımlanan kişiler gibi gazetecilik işini icra eden tüm muhabirlerin 5953 sayılı Yasa’ya tabi olarak çalıştırılması gerekmektedir.”
Sayın Başbakan, bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
- Buna uymayıp da kayıt dışı emeğe tevessül edenleri de tespit ettiğimiz anda, seçim sonrası onlarla çok ciddi mücadelemiz, kavgamız olur. Çünkü bunları yapanların bir kısmı da kayıt dışı emeğe yöneliyor. Kayıt altından kaçıyor, ‘bu fırsattır’ diyor. Bu, bir defa bu ülkeye ihanettir, kusura bakmasınlar. Çünkü biz elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Kalkıp da devletin hazinesini onlara tahsis edecek halimiz yok. (Grevdeki atv’de katıldığı program, 20 Mart 2009)
***
Demokrasi, çelişkili konuşma sanatı mıdır, saydamlık mıdır?
Demokraside kurallar herkes için mi geçerlidir, yoksa kısmi ve keyfi uygulanabilir mi?
Peki medyamıza ne demeli?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Irak ziyareti sırasında sonradan “O kelimeyi kullanmadım” dediği “Kürdistan”ı manşetlere taşıyıp “Dünya yıkılmadı, kıyamet de kopmadı” diyen medyamız...
Sendika tabusunu ne zaman kıracaksınız?
Sendika işyerlerinize girse kıyamet mi kopar, yoksa işyerleriniz mi yıkılır?
Neden sessizsiniz?..
ERCANİPEKÇİ
ÖNCEKİ HABER

Terim’den taktik uyarılar

SONRAKİ HABER

Alakır'da taş ocağı şirketine karşı girilen arazi ihalesi kazanıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa