IMF’den hükümete açık çek: <br />Anlaşma seçim sonrası

IMF’den hükümete açık çek:
Anlaşma seçim sonrası

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “ümüğümüzü sıktırmayız” diye IMF’ye karşıymış gibi söylemler kullanırken, ekonomiden sorumlu bakanlar, seçimlerin hemen sonrasında IMF ile masaya oturmanın çalışmalarını yapıyorlar.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “ümüğümüzü sıktırmayız” diye IMF’ye karşıymış gibi söylemler kullanırken, ekonomiden sorumlu bakanlar, seçimlerin hemen sonrasında IMF ile masaya oturmanın çalışmalarını yapıyorlar. İktisatçı Prof. Dr. Erinç Yeldan da IMF’nin hükümete, “anlaşmanın seçim sonrasına kalması noktasında açık çek verdiği”ni, seçimlerin hemen ardından “IMF’yi bizim şartlarımıza getirdik” denilerek, öncekilerden çok da farklı olmayan bir anlaşma yapılacağını söyledi.
Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, hükümetin IMF ile ilişkilerini ve krizle bağlantılı olarak IMF anlaşmalarını değerlendirdi.
‘HÜKÜMET GÜÇLÜ DİRENİYOR’ SÖYLEMİ
“Hükümet çok güçlü direniyor, çünkü IMF’nin koşulları çok ağır. Bedeli ne olursa olsun biz bunu yapmayız, çünkü biz Türk insanını savunuyoruz, IMF’nin tahribatına karşı Türk halkını biz savunacağız, ümüğümüzü sıktırmayacağız” söylemine dikkat çeken Yeldan, bunun bir “iç siyasi malzeme” olarak gündeme getirildiğini söyledi.
“IMF’nin, sağlıkta dönüşüm, özelleştirmeler, yeniden yapılandırmalar, yeni uyarlamalar gibi bugüne kadar hükümetin harfiyen uyguladığı programlardan farklı, yeni bir koşullandırması olduğu kanaatinde değilim” diyen Yeldan, “Bir parça karşılıklı anlayışla, iç siyaset malzemesi olarak kullanılması için hükümete bir açık çek verilmişe benziyor” görüşünü ifade etti.
AKP Hükümeti’nin, “IMFye karşı ben dik durdum, direndim, boyun eğmedim” diyeceğini, seçimler sonrasında da “İstediğim koşullarda IMF ile bakın anlaşıyorum” söylemini kullanacağını ifade eden Yeldan, şunları söyledi: “Böyle bir takvim, ilgili aktörler arasında kabullenilmiş gözüküyor. IMF de zaten çok meşgul. Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Orta Avrupa, giderek Sahra altı Afrika ülkeleri sürekli program talebinde bulunuyorlar. Eee Türkiye’de de mevcut programı harfiyen uygulayan, ‘disiplinli’ bir hükümet var, piyasa mantığının dışına zaten çıkmayacak. Orada işler biraz idare edilebilir. Yerel seçimler sonrasında o kanıdayım ki, büyük bir ilan ile ‘Bakın biz IMF ile anlaştık, istediğimiz koşulları kopardık, artık önümüz açıktır’ denilecek.”
‘IMF İLE ANLAŞMAYI EN ÇOK TÜSİAD İSTİYOR’
IMF ile anlaşmayı en çok, başta TÜSİAD olmak üzere büyük dış borç biriktiren reel şirketlerin istediğini kaydeden Yeldan, “Bir 25 milyar dolar inancı var. Bu rakam 8-9 milyar dolarla başladı, ‘aralık-ocak aylarında IMF bize 25 milyar dolar kredi açmaya hazır, yeter ki şu koşulları yerine getirelim’ diye bir şehir efsanesi doğdu” dedi.
“Biz de bu şehir efsanesinin diliyle konuşursak; IMF’den gelecek 25 milyar dolar... Bu parayı kim, nasıl kullanacak” diye soran Yeldan, sermayenin isteklerini şöyle özetledi: “TÜSİAD ve yakın çevresi istiyor ki, buna Hazine Müsteşarlığı devlet güvencesi, Merkez Bankası da rezervlerinin güvencesini versin, gelen para doğrudan doğruya reel sektörde kullanılsın, borç yükü hafifletilsin. Beklenen o ki, 2009’un ileri aylarında dünya ekonomisi artık istikrara kavuşacak, tekrardan ticaret akımları, finansal akımlar tesis edilecek. Türkiye, 2007 öncesi gibi tekrar oluk oluk yurtdışına faizi sunacak, oluk oluk dövizler gelecek. Kredi kanallarını işleterek, finansal spekülasyon ve spekülatif büyüme olanağına kavuşacak.”
‘DÜNYA 2007 ÖNCESİNE DÖNEMEZ ARTIK’
Bu beklentiyi “hayal ürünü” olarak değerlendiren Yeldan, “Artık bitti. Dünyanın artık 2007 öncesine dönmesinin imkanı kalmadı” dedi. Krize de değinen Yeldan, “Dünyada bir taraf kağıt üretecek, öbür taraf mal üretecek, bunun neticesinde Türkiye gibi ekonomiler de bu oyunun aracısı, küçük oyuncu olarak borçlanma temposuyla bu işten nemalanacak... Artık bu dünya bitti. Artık yeni bir uluslararası iş bölümü olacak. Yeni teknolojiler üretilecek. Kapitalizmin merkezi, bir olasılık Avrupa ve Amerika’dan uzak Asya’ya, Çin’e çok merkezli bir dünyaya dönecek. Bu çok merkezli dünyaya dönerken, beklendiği üzere Amerika buna gönül rızasıyla onay vermeyecek. Belki bölgesel savaşlar, gerginlikler yoluyla silah tekellerinin kârlarının üzerinden Amerika, ekonomisini tekrar canlandırmaya çalışacak” öngörüsünde bulundu.
‘DÜZELTİCİ SAVAŞ’
Bunun belki bir topyekün, 3. Dünya Savaşı niteliğinde bir savaş olmayacağını, ama yerel savaşların yaşanacağını belirten Yeldan, “En yeni silahların denendiği Irak, Pakistan, Afganistan benzeri müdahaleler olacak belki...” dedi.
Rosa Luxemburg’dan alıntı yaparak, “düzeltici savaş”a dikkat çeken Yeldan, “2. Dünya Savaşı ‘29 Buhranı’nın aşılmasında, 1. Dünya Savaşı 1870 krizinin aşılmasında uygulanmıştı. Vietnam savaşı’yla başlayan Irak müdahalesiyle devam eden çok yoğun teknolojili, kısa süreli, amansız savaş doktrininin de bu tür düzeltici savaşlarla, 1950 sonrası Amerikan kapitalizminin tahkümünü sürdürmek için tezgahlanmış müdahaleler olabileceğini düşünüyorum” dedi.
Sultan Özer
www.evrensel.net