SÖZ OLA TORBA DOLA

SÖZ OLA TORBA DOLA

  • Sözün bolluğuna yerim dar gelmeye başlayınca Ömer Hayyam dörtlükleri kesintiye uğradı. Sözü biraz kısa tutabilsem başlayacağım dörtlükleri döktürmeye ama…. Ah şu sözler, sözcükler…


    Sözün bolluğuna yerim dar gelmeye başlayınca Ömer Hayyam dörtlükleri kesintiye uğradı. Sözü biraz kısa tutabilsem başlayacağım dörtlükleri döktürmeye ama…. Ah şu sözler, sözcükler…
    Hayyam’ı çok severim; ama onun övgüler düzdüğü şarabın yerine de rakıyı. O derece öylesine ki…
    Şarap sen benim günüm güneşimsin,
    Öyle bir dolsun ki seninle içim,
    Bir bildik görünce yolda,
    Ne o şarap nereye böyle desin
    diyen Hayyam dörtlüğünü, rakı üzerine kurgulayarak söylerim yıllardır.
    Ben Hayyam’ın dörtlüğünü rakıyla sulandırıp söylerken rakı şişelerinde gördüm düşündüğümü. Alış veriş yapılan büyükçe yerlerden birinde 1.5 litrelik rakıyla karşılaşınca ne yapacağımı şaşırdım. “Ah!..” dedim “Rakı şişesinde balık olsam” diyen Orhan Veli bunu görseydi. Deniz değil, okyanus sanki. Kocaman şişeyi iki elimde evirip çevirirken gözlerim bir daha yerinden fırladı. Üreticiye ilişkin bilgi sandığım yazı bir dörtlüktü. Hem de Hayyam’dan. Rakı üreticilerinden biri şişenin içini aslan sütüyle güzelleştirirken, dışını da Hayyam’ın dörtlükleriyle süslemişti. Şişenin içinde yangınlara gebe o duru su dururken; üstünde de yüreği coşturan dörtlük yüzüyordu. Kuşkusuz benim yaptığım gibi rakıya uyarlanmış olarak. Şaşırdım usumdan geçenin okunmuş olmasına. Çok da sevindim düşündüğümün yapılmış olmasına. Düşünebiliyor musunuz, masanın üzerindeki şişenin içi başka güzel, dışı başka. İçinde bir su yangınlara gebe, üstünde de dört dörtlük bir dörtlük:
    Yarım somunun var mı, bir ufak da evin?
    Kimselerin kulu kölesi değil misin?
    Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya!
    Keyfine bak, en hoş dünyası olan sensin.
    Elin birinde bir kadeh, gözün ikisinde de bu dörtlük, daha yapacak ne kalır insana. Artık “Ne olacak bu memleket?” ya da “N’apacağız bu takımı?” diye değil, “Sen neymişsin be Hayya” diye dikilecek kadehler kafaya. “Rakı şişesinde Hayyam okusam” diyecek insanlar artık. Keşke bir değil, birçok dörtlük olsaydı şişenin her bir yerinde. Hem okur, hem içer olurduk. Belki yazardık da…
    Kuşkusuz, rakıya şiir katarken Neyzen Tevfik’i unutmamak gerek. Az söz söylememiş o da. “Be Hey Dürzü” diye seslendiği şiirinde…
    Rakı, şarap içiyorsam sana ne!...
    Yoksa kimseye bir zararım içerim.
    İkimiz de gelsek kıldan köprüye,
    Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim”
    demiş ve ne de güzel söylemiş. Şu soygunculara, hortumculara ve benzerlerine bir bakın, içkinin yanından bile geçmezler. Haramdır onlara göre. Ama çalıp çırpmak… Ama yalan dolan…
    Neyzen bu şiirin kalanında da neler diyor neler:
    Ne ararsın Allah ile aramda,
    Sen kimsin ki orucumu sorarsın.
    Hakikaten gözün yoksa haramda,
    Başı açığa niye türban sorarsın?
    Esir iken mümkün müdür ibadet?
    Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et.
    Senin gibi dürzülerin yüzünden,
    Dininden soğuyacak bu millet.
    İşgaldeki hali sakın unutma,
    Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.
    Sen anandan yine doğardın amma,
    Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.
    Aman, sakın sanılmasın ki sabah akşam içen sarhoş, ayyaş, mayhoş ve de bir hoş adamın biri Evrensel’in bir köşesine konuşlanmış, içkiye övgüler döktürüp duruyor. İçkiye övgü düzmem onu sabah akşam içmeyecek denli sevdiğimdendir, o hoş’ lardan olduğumdan değil. Yani sevgisinden az ve öz içenlerdenim. Seviyorum içmeyi, sevdiğim için de ağzımın tadıyla içmek istiyorum. Ancak o zaman rakıyı daha iyi anlıyorum.
    Rakı üzerine döktürüp durmamın nedeni bugünün anlam ve öneminden kaynaklanmaktadır. Bilindiği ya da bilinmesi gerektiği gibi bugün kentsel düzeyde yönetici seçilecektir ve bunu ayık(!) kafayla yapabilmek için de akşama dek içki içilmeyecektir. Amacım bu yasal yasağı delmek değil, anımsatmak. Ve de bu yasak üzerine içkisiz kalınmaması için içki üzerine bir pazar yazısını döşenerek akşama hazırlamak. Yasak kalkınca da nasıl olsa içilecek. Kimimiz yar elinden, kimimiz şişeden, kimimiz kederden kimimiz neşeden. Kimimiz, “Kadehim kırılmış gönlüm artık boş, Sormayın ben niye sarhoşum sarhoş” diyecek, kimimiz sarhoş bile olamayacak. Ama yine de içilecek. Bir kadeh bile olsa içilecek. Bir daha ya içilir, ya içilmez çünkü.
    Kolay gelsin.
    ÜSTÜN YILDIRIM
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.