İlk değil, son da olmayacak

İlk değil, son da olmayacak

Bilim ve Teknik dergisinin kapağının ve içeriğinin son anda değiştirilmesi kesinlikle yanlıştır, hatadır.


Bilim ve Teknik dergisinin kapağının ve içeriğinin son anda değiştirilmesi kesinlikle yanlıştır, hatadır. Gerekçe olarak şunu söylüyorlar buradaki insanlar; hatta bazı bakan ve müsteşar düzeyinde yetkili kimseler bunlar, diyorlar ki “Zaten bu çürütülmüş bir teori, çürütülmüş bir teorinin de kapak olmasına ne lüzum var”. Burada şunu vurgulamak lazım; ister inanın ister inanmayın evrim var ve bunu siz, bir başka güç veya bir şey kesinlikle değiştiremez. Şu giydiğimiz elbiselere bakın, modellerine bakın, modasına bakın. Konuştuğumuz dillere bakın, kullandığımız araba modellerine bakın, dünyadaki kültürel bazı değişimlere bakın. Fikirlerin değişmesine, gelişmesine bakın. Bütün bunları gördüğümüz zaman evrimin sadece biyoloji alanında değil birçok alanda desteklendiğini zaten görüyoruz. Evrimi destekleyen hatta evrim teorisini destekleyen yüzlerce binlerce örnek var. Yani evrimi tartışmayalım ama evrim teorisini tartışabiliriz. Ama burada çok önemli bir nokta var; teori, hipotez, görüş, gerçek, bu dört kavramı ayırmak lazım. Teori nedir? Teori hiçbir zaman tamamen yok edilemez. Çünkü teoriler belli bir ifadeyi sunan bir yaklaşımdır ve bu yaklaşım birçok araştırmacı tarafından değişik zamanlarda ve değişik yerlerde denenmiştir, test edilmiştir ve bu testler onun doğruluğuna giden yolları vermiştir ki teori olarak kabul görmüştür. Teori uluslararası camiada bir kere kabul gördüğü zaman bir daha değişmez. Sadece canlılarda değil cansız yapılarda da bu görüş hakim olmuş. En basitinden dinler bile evrimleşmiş. İlk önceleri hiçbir şeye inanmamış insanlık ama açıklayamadığı olayları kendinden üstün bir güce havale etmiş daha sonra. Mabetler, tapınaklar kurmaya başlamışlar, çok tanrılı dinler ortaya çıkmış, tek tanrılı dinler yayılmaya başlamış. Zaten bir din hep doğru olsaydı dünyada tek bir din olurdu ki öyle bir şey yok.
Darwin demiş ki yaşadığımız dünyada bir değişim var ve bu değişim doğal seleksiyonla açıklanabilecek şekilde başarılı genlerin nesilden nesile aktarımı ile oluyor. Doğal seleksiyon, seçilim ne? Doğal seçilim evrim değil çünkü evrim bireyde olmaz, popülasyon düzeyinde olur ama seçilim birey düzeyinde gerçekleşir. Diyelim sizin üç gözünüz olsa, yatarken iki gözünüz uyurken üçüncü ile ders çalışabilseniz. Doğal olarak bu sizin başarınızı arttıracaktır. Derslerinizde başarılı olacaksınız. Hayatınızın devamında işinizde size avantaj sağlayacak, para kazanacaksınız, saygınlığınız artacak ve diğer bireyler tarafından tercih edilmeye başlanacaksınız. Zaten doğada da öyle değil midir? Her canlı başarılı olanı seçer. Kenarda kıyıda kalmış, pısırık bir canlının seçilmesi çok zor. Bunun devamında toplumda üç gözlü olan karaktere eğilim başlayacak çünkü o daha güçlü bir canlı ve herkes onu eş seçmek isteyecek, böyle bir karakterden çocuğunun olmasını isteyecek. Sonucunda toplumda git gide iki gözlü olanların tercih edilmediği bir durum olacak. İşte bu doğal seçilimdir. Eğer bu karakter nesilden nesile aktarılıp o toplumda baskın hale geliyorsa da bu evrim olur o zaman. Aynı örneği doğaya da rahatlıkla uyarlayabiliriz.
Burada kendimize de özeleştiride bulunalım, hep evrim diyoruz ama bilimsel çalışmamızda evrimin yeri nedir? Kaç tane çalışmamızda evrim kelimesini kullanmışız? Panellerden, seminerlerden bahsetmiyorum, bunlar tek başına yetmez. Ortaya somut bir çalışma, araştırma çıkarıp “bu çalışma evrimi şu noktalarda ortaya koyar veya ters düşer” dememişiz. O yüzden TÜBİTAK’ın tavrına çok şaşırmadım. Çünkü iki, üç sene öncesinde evrimle ilgili çalışma yaptığı için sürülen hocalarımızı gördük biz. Hâlâ evrim teorisinin müfredattan kaldırılması için zorlayıcı yaklaşımlar görüyoruz. Akıllı tasarım denilen o saçma şeyin evrim teorisinin karşısına çıkarıldığını görüyoruz. Yani siz cinsel ilişkiyi hiç anlatmayın öğrenciye, seni leylekler getirdi deyin. Birisi hayal ürünü bile denemeyecek bir şey, diğeri ise binlerce gerçeği içinde barındıran. Nasıl ikisini karşı karşıya getirebilirsiniz? Özeleştiri yapmamız lazım. Türkiye’deki bilim insanlarının kaçı bahsettiğim tarzda bir evrim çalışması yapmıştır? Niçin evrim çalışması sadece dünyadaki bazı büyük üniversitelere ait olsun? Madem bilimi savunuyoruz sözde değil aktif olarak bunu göstermemiz gerek. En önemli mesele insanların evrimi anlaması, ne olduğunu bilmesi. Tartışırken de bilginizin olması gerek aksi halde tartışma bir yere varmaz.
1220’de doğmuş ve 1292’de ölmüş olan Roger Bacon, Oxford üniversitesinde okumuş bir rahip. Birkaç tane kitabından biri olan Opus Maius’ta günümüzden yaklaşık bin sene önce “Gerçeği elde etmenin önündeki dört temel engel”i otoritelere bağlılık, o zamanki skolastik gelenek yani katı dini görüş, eğitimin yetersizliği ve insanların cahilliklerini gizleme tutumu olarak açıklıyor. İşte TÜBİTAK’ın yaptığı şeyler de bunlar. TÜBİTAK diyor ki otoriteyim ben, bana bağlı olacaksın, benim istediğim basılır. Belki de en önemlisi de bu konudaki cahilliğini gizlemeye çalışıyor. Tekrar söylüyorum, genel kabul görmüş teoriler çürütülemez. Evrim teorisi sen istesen de var istemesen de. Artık bu teorinin varlığı tartışılmıyor, ayrıntıları tartışılıyor. Cern’de de bunu araştırıyorlar şimdi, çünkü evrim teorisine devam ederseniz “evreni kim oluşturdu” sorusuyla karşılaşıyorsunuz.
Evrim teorisi doğanın gerçeğini görmenin yoludur. Herhangi bir görüşün alternatifi değildir. Eğer bu yoldan giderseniz gelecek için yatırımlarınız, planlarınız daha doğru olur. Geçmişte ne olduğunu bilirseniz ne olabileceğini de tahmin edebileceğiniz için enerjinizi ve zamanınızı boşa harcamadan ilerisi için doğru yatırımlar yapabilirsiniz. Evrim teorisi bilime daha objektif olma imkanını sağlar. Farklı bilimsel dalların gelişmesine imkan sağlıyor evrim. Örneğin ekoloji alanı, çevre biyolojisi ve tıpta bir sürü alan açıldı. Bunlardan başka kendimizi tanımamızı, doğayı tanımamızı sağladı evrim. Bugünkü köpeklerin hiçbiri doğal değildir mesela, hepsi vahşi bir kurt çeşidinden türemiştir. İnek, koyun, tavuk bunların hepsi insanın evcilleştirdiği ve doğal seleksiyonla değişen canlılardır.
Şu anda benim de yürüttüğüm bir proje var TÜBİTAK’ta ve TÜBİTAK’ın yapısına baktığınız zaman önemli bir nokta gözden kaçırılıyor sanırım. TÜBİTAK’ın yaptığı işlerle dergisi ayrı tutulmalı. Öncelikle bu olay TÜBİTAK’la beraber çalışan bütün bilim adamlarına da mal ediliyor, burada ayrım iyi koyulmalı diye düşünüyorum. Umarım TÜBİTAK bu hatayı düzeltir ama göz boyayıcı işlerden bahsetmiyorum. Ciddi bir telafi olmalı. Bilim özgür olmalı, objektif olmalı. Aksi halde eğitim sisteminiz de hayaller üzerine kurulu olur ki zaten o da ülkemizde çok kötü durumda. Darwin yılı dolayısıyla bir etkinlik, panel yapmalıydı TÜBİTAK. Hocaları bir araya getirerek bir şeyler yapmalı, böyle bir işi desteklemeliydi. Hâlâ da geç değil, düzeltebilirler hatalarını ama bu şunu gösteriyor, ilk ve son olmayacak bu, devamı da gelecek.
OKAN KÜLKÖYLÜOĞLU Doç. Dr. (Abant İzzet Baysal Üniv. Biyoloji Bölümü)
www.evrensel.net