Demokrasi, cumhuriyet, kulluk, yurttaşlık…

Demokrasi, cumhuriyet, kulluk, yurttaşlık…

Çağdaş yönetim biçimlerinden söz ederken genellikle “demokrasi” ve “cumhuriyet” kavramlarını bir arada kullanıyoruz.


Çağdaş yönetim biçimlerinden söz ederken genellikle “demokrasi” ve “cumhuriyet” kavramlarını bir arada kullanıyoruz. Sözlü ve yazılı anlatımlarımızda, aynı anlamlara gelebilecek biçimde, bu sözcüklerin birinden ötekine geçebiliyoruz.
Bu geçişlerin yanlış olduğu pek söylenemez. Bu iki kavramdaki en belirgin ayırım, dilimize ayrı ayrı dillerden gelmiş olmalarıdır.
Demokrasi, Yunanca; cumhuriyet, Arapça kökenlidir. Yunanca’da “demos”, halk; “krasi” (ya da kratos), erk, iktidar anlamındadır; bunların bileşmesiyle “halkın erk sahibi, iktidara egemen olduğu yönetim biçimi” anlamı ortaya çıkmaktadır.
Arapça’da da “cumhur”, “halk” demektir; Arapça dilbilgisi kurallarıyla bu sözcüğün türevi olan “cumhuriyet” de “halkın kendi kendini yönetmesi” anlamına gelmektedir.
Sözlükler her ikisi için ufak tefek eklentilerle, çıkarmalarla şuna benzer tanımlar yapıyorlar:
“Siyasal denetimin, doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumları ne olursa olsun, bütün yurttaşların eşit sayıldığı toplumsal örgütlenme biçimi.”
Bugün önemli olan, demokraside de cumhuriyette de bu tanımlamada yer alan inceliği, derinliği, çağdaşlığı yakalayabilmek, bunu yaşama biçimine getirebilmektir. Yoksa bugün dünyada, adında “cumhuriyet” geçtiği halde, acımasız baskılar altında, şeriatın kör karanlığı kıskacında kıvranan birçok ülke bulunmaktadır.
Demokrasinin kaynağı olan Eski Yunan’da (M.Ö.), yasaları tüm yurttaşlar bir araya gelerek yaparlardı. Yurttaş sayısının azlığı, devletlerin, kentlerin küçük oluşu bunu mümkün kılıyordu. Tüm yurttaşların katıldığı bu sisteme “doğrudan demokrasi” deniyor. Ne var ki yurttaş sayısı arttıkça, devletler ve kentler büyüdükçe bunun işlerliği mümkün olamadı; topluma egemen olacak olan kural ve yasalar, yurttaşların seçtiği temsilciler aracılığıyla oluşturulmaya başlandı. Böylece de “temsili demokrasi” ortaya çıkmış oldu.
İşte çağdaş demokrasiler, bu temsili demokrasiye göre işlemektedir. Buna “parlamenter demokrasi” de deniyor.
Günümüzdeki bu demokratik yapılanma, yalnızca “parlamento”larla sınırlı değildir. Küçük mahalle muhtarlıklarından tutun da derneklere, vakıflara, sendikalara, barolara, birliklere, federasyonlara, konfederasyonlarla, belediyelere, mahalli yönetimlere… Bu temsili demokrasinin kuralları egemendir. Toplum, tüm yurttaşlar, kendi çıkarlarını, kendi mutluluklarını, bu örgütlenmelerle, bu örgütlere seçtikleri temsilciler aracılığıyla sağlamaya çalışırlar.
Görüldüğü üzere, cumhuriyet ve demokrasilerde temel öge “halk”tır, “yurttaş”tır, yurttaşların bütünüdür. Bu bütünselliğe işlevsellik kazandıran ise “seçim”dir. Bu bütünsellik, kendi içinden kendi adına temsilcilerini “seçecek”, onlar da “kamu yararı” bilinciyle, kamu işlerinin sevk ve yönetimini sağlayacaklar. Bunu sağlayamadıkları zaman da yurttaş bunun hesabını rahatlıkla sorabilecektir. Temsilci hesap vermekten, denetlenmekten kaçıyorsa; yurttaş, temsilcisini denetlemeyi göz ardı ediyor, bunu önemsemiyorsa, orada gerçek demokrasiden söz etmek olanaklı değildir. Temsilci; açık, şeffaf, anlaşılır, denetlenebilir olacak; yurttaş da sorgucu, sorgulayıcı, denetleyici, gerektiğinde yargılayıcı…
Anlaşılacağı gibi, demokraside iş dönüp dolaşıp “yurttaş”ta düğümleniyor. Öyleyse nedir, kimdir yurttaş? Yurttaş, “kul” değildir; kendi aklıyla, istenciyle düşünen, davranan, “akıl yürütme” yoluyla birtakım önyargılardan, “dogma”lardan sıyrılmış, kendine özgü bağımsız bir “kimlik” edinmiş “birey”dir. Yurttaş; sevecen, hoşgörülü, saygılı, ilkeli, kararlı davranır; ama aldanmaz, aldatmaz, oyuna gelmez.
Kul ise kendi aklıyla, istenciyle hareket etmeyen, edemeyen, birtakım önyargıların, dogmaların etkisinden arınamamış, kimliğini adeta başkalarına teslim etmiş olandır. Bundan ötürü kulun aldanması, aldatılması, oyuna getirilmesi çok daha kolaydır.
Demokrasi, yurttaşlık düzenidir; kulluk düzeni değildir. Yurttaşlık bilinci, demokrasinin kendi içinde oluşturduğu; aklı, bilimi gerçek yol gösterici sayan kurumlarda edinilir; kulluk ise tekkelerde, tarikatlarda…
Geçmişte, toplumca uzun bir kulluk süreci yaşadığımız tarihsel bir gerçektir. Yurttaşlık sürecimiz ise yenidir; bu süreç cumhuriyetin ve devrimlerin devreye girmesiyle başlamıştır. Batı’nın Aristo’yla, Eflatun’la edinmeye başlayıp da geliştirdiği yurttaşlık bilincini, biz şu son 80-90 yılda edinme çabası içindeyiz. Bunun içindir ki çok bocalayıp duruyoruz. Yüzlerce yılın ekip büyüttüğü kulluk anlayışını söküp atmakta çok zorlanıyoruz. Zorlamanın da ötesinde, yurttaşlık bilincinin çok önemli kan kayıpları yaşadığı bir evreyi yaşıyoruz.
GÜNER YALÇIN Artvin Kültür Derneği Eski Başkanı
www.evrensel.net