İZMİR DEMİR ÇELİK İŞÇİLERİ 2

İZMİR DEMİR ÇELİK İŞÇİLERİ 2

Fabrikalarda iş kazalarına veya işçi ölümlerine dair ne sendika ne de Çalışma Bakanlığı tarafından düzenli bir istatistik tutulmuyor.


Fabrikalarda iş kazalarına veya işçi ölümlerine dair ne sendika ne de Çalışma Bakanlığı tarafından düzenli bir istatistik tutulmuyor. Hatta genelde kazalar saklanmaya çalışılıyor veya gösterilmiyor.
Ölen işçinin ailesi sendikacılar, yöneticiler veya taşeronlar tarafından adeta ablukaya alınıyor. İşçi ölümlerinin dışarıya sızdırılmaması için büyük çaba gösterilir. Ölen işçinin ailesine kan parası ödenerek “kader” denilip olay kapatılıyor. Kazaların neredeyse tamamında işçinin hatalı olduğuna dair rapor tutuluyor. Olay yeri ona uygun düzenleniyor.
12 yıldır aynı yerde çalıştığını söyleyen bir işçi, “Bir seferinde iş kazası geçiren bir arkadaşa şahitlik yapmıştım. Mahkemeye çıkmadan önce müdür beni yanına çağırdı ve neler söylemem gerektiğini anlattı. Eğer dediği gibi yapsaydım arkadaşım sakat kaldığı gibi haklarını da alamayacaktı.
Gerçeği anlattım. İnanır mısın müdür benimle 1.5 sene uğraştı. Kan kusturdu bana, 1.5 sene cehennem gibi geçti. Beni pişman etmek için elinden geleni yaptı. Her gün sırf benimle uğraşmak için aşağıya iniyordu. Neler neler yaptı” diyerek patronların iş kazalarının olmaması için tedbirler almak yerine duyulmaması için ne kadar inatçı ve hassas tedbirler aldığını anlatıyor.
İŞ GÜVENLİĞİ-İŞÇİ SAĞLIĞI MI FUZULİ MASRAF!
Yaşanan iş kazalarının başında akkor demirin sıçraması sonucu oluşan yanıklar, düşme, çarpma sonucu oluşan kırıklar, incinmeler gelirken kazan patlaması, karanlık ve tozlu ortamın yarattığı göz gözü görmeme durumundan kaynaklı vinçten düşme, büyük metal parçalarının çarpması sonucu ölümlü kazalar oluşuyor.
Bir Habaş işçisi, “Vücuda değen 1500 dereceye yakın sıcaklıktaki demir parçaları değdiği yeri kemiğe kadar delip, çürütünceye kadar vücuttaki etkisi geçmiyor. Bu süreç içinde işçi en az 50-60 günlük raporla yatıyor. Bu yatışlar performansı etkilediği için ilk çıkarılacaklardan olmak istemeyen işçiler çok fazla yatmak istemiyor” diye anlatıyor yaşananları.
Ege Çelik’te birkaç ay önce işten çıkarılan İş Güvenlikçi Hakan Gezer, “İş güvenliği için alınacak olan tedbirler fabrika için gereksiz maliyet, maliyeti artırıcı şeyler olarak görülüyor. Kanun baskısı da olmasa iş güvenliği birimleri de olmayacak.
Kanun var diye göstermelik olarak bir tutum alınıyor. Pek çok şey uygulanmıyor. Oysa doğrudan çalışma bakanlığına bağlı, düzenli rapor veren görevliler çalışsa, çalışma koşulları iş yerlerinden yani buralardan denetlense pek çok kaza engellenir. Daha da önemli olanı çalışan da insan gibi çalışır, sağlıklı insan gibi kalır. Fabrikalarda İş Güvenlik birimleri var ama iş güvenlikçilerin maaşı, geleceği patronun elinde. Uyarı yapsa da ısrarcı olamıyor, dediğini uygulatamıyor. Bu yüzden atıl bir birim iş güvenlik birimleri” diyor.

ÇALIŞMA ORTAMI SAĞLIĞA AYKIRI

İş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda diğer önemli bir husus fabrikaların sağlıklı çalışma koşularından yoksun oluşu. Gürültülü ortamda uzun yıllar çalışmaktan kaynaklı sağırlık, akkor demire bakmaktan kaynaklı körlük, demir tozu bulunan ortamda çalışmaktan kaynaklı solunum hastalıkları, bel ve boyun fıtığı, strese bağlı psikolojik bozukluklar ve ağır çalışma koşullarından kaynaklı vücudun aşırı yıpranması, çabuk yaşlanma gibi hastalıklar her demir çelik işçisinin sıklıkla yaşadığı hastalıklardan bazıları. Bir Ege Çelik işçisi, “Keşke bir gün gelebilsen de içeriden biz çalışırken görüntü alabilsen. Ne halde çalıştığımızı anlarsın. Gerçi içeri girsen bile tozdan dolayı görüntü alamazsın ya” diyor buruk bir gülümsemeyle. “Fabrikada 3 ocak birden çalıştığında ortamdaki tozdan hiç bir şey görünmez, gürültüden durulmaz. Ama kimse bu durumu yadırgayıp da önlemeye de çalışmaz. Sadece çevreciler geldiğinde kademe düşürülür, toz emiciler çalıştırılır. Böylece gürültü ve toz azalır. Sanırsın fabrika çikolata fabrikası. Ama bu çevrecileri de anlamıyorum. Gelirken biz geleceğiz diye ararlar. Gelmeden önce güvenlikçiler telsizlerle içeri haber veriyor, içerde ortam ona göre ayarlanıyor. Denetleme bitiyor her şey eski haline dönüyor”.
Uzun yıllar İDǒde çalıştıktan sonra emekli olmuş Ali Kemal Bilen gerçek yaşamı emekli olduktan sonra anladığını söylüyor. Pek çok hastalık belirtisi oluştuğunu söyleyen Bilen, sürekli kulak çınlamasıyla doktora gittiğinde doktorun kendisine, “Geçmiş olsun yüzde 60 işitme kaybı var, sağır olmuşsun” dediğini anlatıyor. Bilen, çalışırken evde sürekli kavga ettiği, asabi olduğu halde, emekli olduktan sonra daha sakin birisi olduğunu söylüyor. “Çalışırken iş güvenliği konularında eğitim verirler. Şöyle dikkat edin, böyle yapın filan diye. Sadece bir kere bir kitapçık dağıtıldı iş güvenliği ile ilgili. Orada yazanları uygulamaya kalksak çalışmamamız lazım zaten. Uygulanabilir şeyler değil. Bir de sürekli bir mal yetiştirme derdi var, dikkat edemiyor insan pek çok şeye” dedikten sonra belki de daha önemli bir şeye değinerek, “İşyerinde iş kazalarına karşı önlemler söz konusu olduğunda işçi sağlığı akla geliyor ama daha önemli bir konu koruyucu sağlık hizmetinin olmaması. İşyeri doktorları sadece baş ağrısına ilaç vermek için orada durur. Hiçbir koruyucu sağlık hizmeti almayız. Periyodik kontroller olur ama buradan ne sonuç çıkmış, hastalıkları önlemeye ve azaltmaya yönelik neler yapılmış diye sorsanız cevap hiç bir şey”

YIPRANMA PAYI VE 3A UYGULAMASI YOK

Demir çelik işçilerinin hemen tamamına yakının şikayet ettiği bir önemli husus ise yıpranma payı diye geçen işçilerin erken emeklilik hakkı olan yasanın uygulanmaması. Bilindiği gibi yıpranma payı 2007 yılında değiştirildiği haliyle demir çelik fabrikaları da ağır sanayiye girmiş, işçilerin sigortalarının “3a”lı yatırılması kararı alınmıştı. Ancak yasa maddesi fabrikalarda sadece haddehane ve çelikhanede çalışan işçiler için uygulanmaya başlandı. Böylece demir çelik patronları işçilerin büyük çoğunluğunun ayda 90 günlük primini yatırmıyor. İşçiler birçok defa sendikaya bu konuda başvurduklarını ama sendikacıların her zamanki gibi kendilerini başından savdığını anlatıyor. Bu bütün fabrikalar için geçerli bir durum. Bu konuda elektrik bakımda çalışan bir Ege Metal işçisi, “Bizim bölüm bu haktan yararlanamıyor, sendikacılara da söyledik, tamam dediler ama bir çözüm geliştiremediler. Ne yapmamız lazım? Biz de dedik madem sadece çelikhane yararlanıyor o zaman oradaki elektrik bakımını da biz yapmayalım, oraya girmeyelim. Onlar çözsünler bakalım. Fabrika bir bütün değil mi? Bizim ağır çalışma koşullarından etkilenmediğimizi kimse iddia edemez, buna bir çözüm bulunmalı”.
YARIN:Kârlar zirve yaptı, ücretler dibe yaklaştı

www.evrensel.net