Belgeseller salon buldu

Belgeseller salon buldu

Sinemaseverler, İstanbul’daki sinema salonlarında nisan ayı içinde belgesel filmler izleme imkanı bulabilecek.


Sinemaseverler, İstanbul’daki sinema salonlarında nisan ayı içinde belgesel filmler izleme imkanı bulabilecek. İstanbul Film Festivali sayesinde, yerli belgesel filmlerin izleyicilerle buluşma imkanının ortaya çıkması, belgesel sinemanın özellikle seyirciye ulaşma açısından yaşadığı sıkıntıları yeniden akla getirdi.
Tuzla tersanelerinden Karadeniz Sahil Yolu’na, ÖSS’den kumalığa, depremden Tunceli yöresindeki göçebe topluluk Şavaklar’a kadar birçok konu, festivalde izleyiciyle buluşacak belgesellerde işleniyor. 20 yerli belgesel film, 4-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 28. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyicilerle buluşacak. Yabancı belgesellere yer veren NTV Belgesel Kuşağı ile birlikte, festivalde gösterilecek belgesel sayısı 37’yi buluyor. Belgesel filmlerin festivalde seyirciyle buluşması hakkında görüşlerine başvurduğumuz belgesel film yönetmenleri, festivali önemsiyor ve bu tür olanakların artmasını istiyor.
CANERİK: BELGESEL ÜVEY EVLAT
“Pirdesur: Kırmızıköprü” belgeselinin yönetmeni Caner Canerik, filmi daha önce aralarında Munzur Festivali’nin de bulunduğu kimi festivallerde gösterme imkanı bulmuş. “Türkiye’de belgesele yapılan üvey evlat muamelesi, bağımsız bir yapım olması gibi nedenlerle çok fazla gösterim imkanı bulamadık” diyor Canerik. Birçok belgesel filmci gibi çekiminden montajına kadar filmin hemen her şeyini tek başına gerçekleştiren yönetmen Canerik, uzun süre gösterim imkanı bulamayınca yılgınlığa kapılmış. İstanbul Film Festivali’ndeki gösteriminin kendisi için motive edici olduğunu belirtiyor yönetmen. Festivaldeki ilk Zazaca film olmasından da mutlu.
“Milyon dolarlık bir sektör haline gelmiş olan sinema sektöründe, çok asgari bütçelerle yapılan belgesel sinema filmleri, yapım sürecinde olduğu kadar gösterim sürecinde de sıkıntı yaşıyor” diyen Canerik, festivallerin üstlendiği rolü önemli bulduğunu belirtiyor. Televizyonların belgesel sinemaya daha fazla yer vermesinin önyargıları yıkmada işe yaramasını önemsiyor Canerik. Son sözü, “Bütün olarak sektörün desteklenmesi gerekir” oluyor.
“Pirdesur: Kırmızıköprü”, en fazla göçü veren illerden olan Tunceli’nin Pülümür ilçesine bağlı Kırmızıköprü köyünde, göç etmeyen insanların sıkıntılı kışlarını konu alıyor. Film, festival kapsamında 16 Nisan 21.30’da Pera Müzesi Salonu’nda yönetmenin katılımıyla gösterilecek.
Festivalde izleyiciyle buluşacak olan diğer belgesel filmler şunlar: Kutluğ Ataman’ın “Aya Seyahat”, Metin Avdaç’ın “Kara Altından Altın Mikrofona”, Halil Şafak Bakkalbaşıoğlu’nun “İnkılap ve 9 Kardeş”, Sibel Bilgin ve Floor Kooij’in “Depremin Gölgesinde”, Melis Birder’in “Ziyaretçiler”, Çayan Demirel’in “5 Nolu Cezaevi”, Çağrı Kınıkoğlu ve Gloria Rolando’nun “Nâzım’ın Küba Seyahati”, Rıza Kıraç’ın “Peki Ya Londra”, Rüya Arzu Köksal’ın “Son Kumsal”, Kazım Öz’ün “Şavaklar”, Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu ve Ethem Özgüven’in “4857”, Ethem Özgüven’in “Marenostrum”, Murat Şeker’in “Türk Gibi Başla, Alman Gibi Bitir”, Necati Sönmez’in “Gazze’nin Yarası”, Sadık Battal’ın “Tolgay Ziyal, Türk Sinemasının Perde Arkası”, Çetin Tunca’nın “Halit Refiğ Sineması Üzerine Düşünceler” ve “Memduh Ün, Küçük İnsanların Büyük Dünyası”.

DEĞİRMENCİOĞLU: HER FIRSATI DEĞERLENDİRİYORUZ

ÖSS’yi konu alan “3 Saat” belgeseli, yoğun çabalarla birçok yerde gösterme imkanı bulabilen “şanslı” belgesellerden biri. Filmin yapımcısı, aynı zamanda gazetemiz yazarı ve İstanbul Arel Üniversitesi psikoloji bölümü öğretim üyesi olan Serdar Değirmencioğlu, “3 Saat kitlesel bir meseleyi ele alıyor. Ama kitlelere ulaşması için aracı olabilecek sinema salonları 3 Saat’i göstermiyor” diye söze başlıyor.
Birçok üniversite kampüsünü ve festivali dolaşan filmin yönetmeni Can Candan ile yapımcısı Serdar Değirmencioğlu, her gösterimin ardından izleyicilerle bir söyleşi yapmayı da ihmal etmiyor. 3 Saat özellikle Eğitim Sen aracılığıyla ve üniversitelerde gösterilme imkanı bulabildi, ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın “sıcak bakmaması” nedeniyle liselerde gösterilemiyor. “3 Saat’i her olanakta, her yerde izleyiciye ulaştırmak için elimizden geleni yaptık ve yapıyoruz. Tanıtım için ayrıca çaba harcıyoruz. Gerçekten çok zaman ve emek veriyoruz” diyor Değirmencioğlu.
Belgesel filmlerin yaşadığı zorluklara ilişkin ise, “Ticari kuruluşlar belgesellere ilgi göstermiyorsa, ticari olmayan kuruluşlar önem kazanıyor” diye konuşuyor ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Mithat Alam Film Merkezi’ni, interneti ve Hayat Televizyonu gibi kamu yararını gözeten televizyon kanallarını örnek veriyor. 3 Saat, 16 Nisan saat 19.00’da Pera Müzesi Salonu’nda yönetmenin katılımıyla izleyiciyle buluşacak.

ARSLAN: BATMAN’LA BAŞLADIK

“Ölüm Elbisesi: Kumalık” belgeselinin yönetmeni Müjde Arslan, filmin ilk gösterimini 8 Mart etkinlikleri kapsamında Batman’da yaptı. İstanbul prömiyeri ise film festivalinde yapılacak. “Batman’da ilk olarak gösterilmesi olması çok önemli çünkü dili (Kürtçe ağırlıklı) ve içeriği sebebiyle ilk tepkinin en doğru alınacağı, en iyi anlaşılacağı yerdi” diyen Arslan, İstanbul Film Festivali seyircisinin “etkin” ve festivali sahiplenen bir topluluk olmasından dolayı buradaki gösterimi de önemsiyor. Yönetmen Arslan, belediyelerin, kültür merkezlerinin “Kumalık” belgeseliyle ilgilenmelerini umarak, “Türkiye’nin her tarafından gelecek gösterim tekliflerine açığız” diyor. “Ölüm Elbisesi: Kumalık”, 15 Nisan günü saat 19.00’da Pera Müzesi Salonu’nda yönetmenin katılımıyla gösterilecek.
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net