‘Bir bardak su iç, otur’ pozisyonunda olmadık

‘Bir bardak su iç, otur’ pozisyonunda olmadık

DİSK GENEL BAŞKANI SÜLEYMAN ÇELEBİ, KRİZ VE 1 MAYIS’A İLİŞKİN SORULARI YANITLADI:


Gökhan Durmuş

Herkesin merakla beklediği yerel seçimler sonuçlandı. AKP ciddi bir oranda güç kaybetmese de sendeledi. Hemen her çevre bu oy kaybını ekonomik krize bağladı. Ekonomik krizin emekçiler üzerindeki etkileri derinleşirken, seçimler nedeniyle mücadeleye ara veren sendikaların nasıl bir çıkış yapacağı merakla bekleniyor. Çünkü kriz gerekçesiyle yaşanan saldırılar, seçim dinlemeden artarak sürüyor. Bu saldırılardan nasibini alanlar arasında DİSK de var. Son açıklamalara göre kriz gerekçesiyle DİSK üyesi 3 bin 800 işçi işten atıldı ve bunlara her geçen gün yenileri ekleniyor; ücretsiz izinler ise devam ediyor. Diğer yandan, başta Birleşik Metal-İş Sendikası olmak üzere DİSK’e bağlı sendikalara üye işçilerin başlattığı sendikalaşma mücadeleleri de sürüyor.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, krize karşı mücadele konusunda “Kriz ortamının yarattığı sorunlar karşısında ‘bir bardak suyunu iç, otur’ pozisyonunda da olmadık” dedi. Ankara ve Kadıköy’de yapılan mitinglerle sendikaların saldırılara karşı tepki gösterdiğini dile getiren Çelebi, “Sendikal hareket aslında bu konuda çok geri kaldı denilemez” görüşünde.
DİSK’in tek başına duracağı bir süreç olmadığını, Türk-İş’in de KESK’in de meslek örgütlerinin de bu sürece karşı olması gerektiğini söyleyen Çelebi, 1 Mayıs konusunda ise yine Taksim’i işaret etti. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile yaşanan gelişmeleri, buna karşı verecekleri mücadeleyi ve 1 Mayıs’ı konuştuk.

Ekonomik krizin etkileri sürerken kriz neden gündemden düştü?
Bu kriz dünden bugüne kadar devam eden bir süreç. Aslında seçim atmosferinde ikinci plana itildi. Kriz, meydanlarda siyasi partilerce ifade edildi, ancak sadece siyasi malzeme olarak kullanıldı. Aslında ikinci plana itildi. Ama bu arada birçok işyerinde işyeri kapatmaları, ücretsiz izin uygulamaları devam etti. İşsizlik yüzde 13.5’e çıktı. Bizim tespitlerimize göre hiç iş aramayanlar da dikkate alındığında, bu rakam yüzde 22.97’ye ulaşıyor.
Mart ayı sonunda bir analiz yapılmış olsa, resmi rakamlar yüzde 15’e, iş aramayanlara dair olanlar de eklenirse yüzde 29’lara çıkar. Türkiye’nin en acil sorunu budur. Bu konuda reflekslerimizi ortaya koymalıyız.
Sendikal hareket aslında bu konuda çok geri kaldı denilemez. 29 Kasım’da Ankara’da DİSK ve KESK’in yaptığı mitingle başlayan bir tepki süreci var. 15 Şubat’ta üç konfederasyon ve meslek örgütleri, tepkilerini Kadıköy’de ortaya koydular. Seçimlerin sonuçlarına da bakıldığında, yaşanan ekonomik krizin ortaya koyduğu bir tablodur bu. Bunu iyi okumak gerekiyor. AKP bugüne kadar seçimlere hep mağdur olan kimliği ile katılmıştı, ancak bu kez mağdur eden kimliği seçmenin karşısına çıktı. İşçileri, memurları, köylüleri, emeklileri mağdur etmiştir. Bu seçim atmosferinden kurtulduktan sonra gerçek gündemimize döndük. Sendikal harekette bu mücadeleyi taçlandıracak, her gün mücadele içinde olacak bir istek göremiyoruz. Biz yalnız kendi örgütümüz için söylemiyoruz. Bütün mağdur kesimin taleplerini her alanda ifade etmeye çalıştık. Şu anda direnişler, grev uygulamaları yine DİSK’e bağlı sendikalar üzerinden gidiyor.

15 Şubat’ta üç konfederasyon ortak bir miting yaptı. Bu mitingin ardından bir seçim sonucunu bekleme süreci başladı. Ne bekliyordunuz, umduğunuz gibi sonuçlandı mı?
Sendikaların yaptırımı nedir? Özellikle belli dönemlerde reaksiyonlarını ortaya koymalarıdır. Bunları koyduk. Biz aslında seçim atmosferi nedeniyle planladığımız birçok şeyi yapamadık. Biz istesek de istemesek de illerde, ilçelerde bizim irademizin dışında böyle bir hava oluştu. Bizim o zaman yapacağımız eylemler karambole gidecekti ve biz enerjimizi boşuna harcamış olacaktık. Bazı planladığımız organizasyonları, bu nedenlerden dolayı yerine getiremedik. Sonuçta yapacağınız şeyin ses getirmesi gerekiyordu. Bir duraklama dönemindeydik. Böyle bir süreç olmasaydı, bir seçim olmasaydı, herhalde 15 Şubat’a kalmazdık; eylemlerimiz devam ederdi. Bu yalnız DİSK’in tek başına duracağı bir süreç değil. Türk-İş’in de KESK’in de meslek örgütlerinin de bu sürece karşı olması gerekli. Bizim yaptığımız eylemlerin, verdiğimiz mücadelelerin seçim sürecini etkilemediğini söylemek doğru olmaz. Biz toplumsal muhalefet örgütleri olarak siyasi partilere bağlı olmadan bir iradeyi ortaya koyduk. 15 Şubat mitingi tam istediğimiz gibi olmadı. Asıl hedefin dışında başka talepler ön plana çıktı. Bu da daha sonra ortak yapılacakları etkilemedi diyemeyiz. Biz özellikle 1 Mayıs sürecinin altyapısının oluşturularak etkin bir refleksin ortaya çıkmasını sağlamaya çalışıyoruz.

DİSK, ‘Krizin bedelini ödemeyeceğiz’ sloganını diğer sendikalara göre biraz daha fazla haykırdı. Bunun gereklerini yerine getirdiğinizi düşünüyor musunuz?
Mücadele odaklı bir program ortaya koymuştuk biz. Diğer sendikaların da bunun içine katılmaları için çaba sarf ettik. Şu an bakıldığında, ekonomik kriz konusunda sendika olarak etkilenmedik demek doğru olmaz.
Krizin bedeli ödettirilmek istendi ama bu konuda en dirençli çıkan örgütün başında da biz kaldık sokaklarda. Sonuçta bakıldığında; işgaller, direnişler...bu direncin bir yansımasıydı. Bize neler dayatıldı? Gebze’de Tümka-İş’in yaptığı grev, Bursa’da Birleşik Metal-İş’in grevi, Sinter’deki direniş. Burada işten atılmalara karşı ortaya konulan direniş ve mücadele halkaları caydırıcı oldu. Şunu demiyoruz tabii; ‘bu direnişler sayesinde bu sorunları aştık’ noktasında değiliz. Ama kriz ortamının yarattığı sorunlar karşısında ‘bir bardak suyunu iç, otur’ pozisyonunda da olmadık. Birçok TİS’lerde sıfır zamlar dayatıldı. Gebze’deki Tümka-İş grevi 37 gün sürdü. Kriz ortamında sıfır zam önerildi. Tam bir kriz fırsatçılığı yapıldı. İşyerinin içinde bulunduğu koşullar, aldığı siparişler, aslında böyle bir süreç içinde olmadığını gösteriyordu. Ancak bu durumdan yararlanma fikri gelişti patronlarda. Dolayısıyla biz bu konularda taviz veren bir örgüt olmadık. Peki bedel ödenmedi mi? Ödemedik dersek doğru olmaz. Ama biz en azından ‘ödemeyeceğiz’ şiarını ortaya koyduk ve işyerlerinde bunun için direnişler yaptık, ciddi eylemler düzenledik. Örgütlü olmadığımız yerdeki mücadelelere de katkımızı koyduk. Bunu kolektif yapsaydık daha etkili olurduk. Biz ‘görevimizi yaptık’ edasıyla toplumun önüne çıkmadık. Fakat en azından bir hat çizdik ve bunun için mücadele yürüttük. Evet, mesela bir Fransa örneğini gösteremedik. Genel grevler, genel eylemlilikler yapamadık. Biz de yeterince dayanışma örneği gösteremedik ama sessiz de kalmadık. Elimizden gelen mücadeleyi ortaya koyduk.

Bu duraklamanın ardından bu ay için yapmayı planladığınız somut eylemlilikler var mı?
En azından DİSK açısından bir planımız var. Şimdi bölge toplantılarının yapılması konusunda karar aldık. Bu sadece nisan ayı için geçerli değil, daha uzun vadeli bir plan. Krizin doğurduğu sonuçları, etkisini ve buna karşı verilecek mücadeleyi, bizim krize karşı ortaya koyduğumuz sosyal programı, düşüncelerimizi, bölge toplantıları yaparak anlatacağız. Bunu oradaki kitle toplantılarına taşıyarak bölgesel odaklı bir hareket başlatacağız. Oradaki sorunları da dikkate alarak, krizin yansımalarını yerinde görerek bölge toplantıları başlatacağız. (İstanbul/EVRENSEL)

ALAN FETİŞİZMİ YARATMIYORUZ ALAN TARTIŞMALARI BİZE DAYATILIYOR
1 Mayıs’a ilişkin planlarınız nelerdir?
DİSK açısından bakıldığında, gerek 2007 gerekse 2008 açısından kitlesel ve özgür bir şekilde kutlanması için irademizi ortaya koyduk. Tartışmalı bir Taksim sürecini yaşadık. 1 Mayıs’ın Türkiye’de kutlanması, uzun süreli bir mücadelenin sonucudur. 1976’da Taksim’de kitlesel bir kutlama yapıldı. 1977’de yaşanan katliamı biliyoruz. Sıkıyönetim ve darbenin ardından 12 yıl sonra 1 Mayıs’ın kutlanmasını yeniden gündeme aldık ve kitlesel kutlamalar gerçekleştirdik. Bu süreç içinde bazen diğer sendikalarla bazen ayrı ayrı, 1 Mayıs’ı, işçilerin taleplerini dile getirdiği bir süreç olarak kutladık. Bu yıl da beklentimiz, diğer sendikalarla birlikte kutlamak. Bu isteğimizi Türk-İş’e taşıdık. Başkanlar Kurulu’nda görüşüleceğini söylediler. DİSK’in Taksim’de özgürce kutlanması konusunda bir iradesi var. 1 Mayıs’la ilgili hazırlıklarımız yeni başlamadı. Uzun süredir uluslararası alanda da bir çalışmamız var. DİSK olarak bütün Avrupa sendikaları konfederasyonlarını ve bağlı sendikaları davet ettik. Şu ana kadar bize iletilenler arasında Almanya çoğunlukta olmak üzere Hindistan’a kadar birçok ülkeden sendikalar, Türkiye sendikal hareketi ile ortak kutlama fikrini kabul ediyorlar. Dolayısıyla 1 Mayıs’a Avrupa Parlamentosu ve sendikalardan ciddi bir katılım olacak. 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesi talebini çalışma bakanı Bakanlar Kurulu’na taşıyacaktı. Üçlü Danışma Kurulu’nda böyle bir söz vermişti. Taleplerimizden birisi resmi tatil olması. Başbakan’a bir yurtdışı gezisinde bu soru gazeteciler tarafından soruldu. Başbakan da nisan ayında sendikalar yasasını çıkartacağını ilan etmişti. Başbakan’ın bu sözün arkasında durması gerekir. Elbette biz sadece hükümetin bu konuda adım atmasını bekleyen bir durumda değiliz. Bizim bu konuda mücadelemiz devam ediyor. Eğer hükümet 1 Mayıs’ın özgürce kutlanmasını engeller, bir alan tartışması başlatırsa, bu doğru olmaz.

Geçen yıl yaşananları göz önüne alarak, eğer yine benzer bir süreç yaşanırsa tutumunuz ne olacak? Sonuçta krizin etkilerinin her geçen gün arttığı bir dönemde, işçilerin 1 Mayıs’ta taleplerini ifade edememesi pahasına Taksim ısrarı sürecek mi?
2008 1 Mayıs’ını hatırlayalım. O zaman hep beraber dedik ki; bu, sınıfa yönelik bir saldırıdır. ‘Bir gün mutlaka 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağız’ dedik. Türk-İş genel sekreteri de şöyle demişti: “İşçi sınıfı 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamadığı sürece güçlülüğünü ispat edemeyecek.” Bunları hep beraber ifade ettik. Biz bir alan fetişizmi yaratmıyoruz. Bu alan tartışmaları bize dayatılıyor. Çayırda, çukurda bir 1 Mayıs kutlamak istemiyoruz. Bize özgürce 1 Mayıs alanı yaratılmadı. ‘Kazlıçeşme’ye gidin’ diyorlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde kent merkezinden uzak bir yerde kutlama yapılmamıştır. Şehirlerin en önemli ve merkezi alanlarında kutlamalar yapılmıştır. Taksim bu konuda önemli bir dönemeçtir. Alan fetişizmi yaratmıyoruz ama burası olmazsa şurası olsun demeyeceğiz. Başka eylemleri biz başka alanlarda yapıyoruz. Bu kriz devam ettiği, işçi sınıfına yönelik baskılar sürdüğü sürece biz mücadelemizi bitirmeyeceğiz. Daha çok alanlara çıkacağız. Sonuç itibariyle bizim açımızdan bu mücadele süreci daha da hızlanacak. Sadece 1 Mayıs’a endeksli değil. Nisan ayında da haziran ayında da kriz koşulları ortadan kalkana kadar sürecek. Taleplerimiz, önerilerimiz kabul edilene kadar belirlediğimiz hatta mücadeleyi sürdüreceğiz.
www.evrensel.net