‘NATO uluslararası hukuku ihlal ediyor’

‘NATO uluslararası hukuku ihlal ediyor’

Hamburg Teknik Yüksek Okulu Öğretim üyesi, tanınmış uluslararası hukukçu ve Sol Parti Meclis Grubu Dış politika Sözcüsü Prof. Norman Paech, NATO’nun geçmiş ve gelecek stratejilerini değerlendirdi.


Hamburg Teknik Yüksek Okulu Öğretim üyesi, tanınmış uluslararası hukukçu ve Sol Parti Meclis Grubu Dış politika Sözcüsü Prof. Norman Paech, NATO’nun geçmiş ve gelecek stratejilerini değerlendirdi.
Sayın Paech, Sol Parti Federal Parlamento Grubu Başkanı Oskar Lafontaine, NATO’yu “uluslararası hukuka aykırı” bir örgüt olarak değerlendiriyor. Sizin değerlendirmeniz nedir?
Öncelikle belirtmem gerekiyor ki, Lafontaine NATO’nun bütününü değil, açmış olduğu savaşları uluslararası hukuka aykırı değerlendiriyor. Özellikle de 1999’dan sonra Yugoslavya ve Afganistan’ın bombalanmasını. NATO asıl olarak Soğuk Savaş çerçevesinde bir savunma ittifakı olarak ortaya çıktı ve daha sonra dünya çapında uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Yugoslavya, Afganistan ve Irak savaşlarında müdahale ittifakına dönüştü. Bizim asıl olarak eleştirdiğimiz bu noktalardır. Bu yüzden dağıtılmasını ve yerine gerçekten bölgesel güvenlik sistemlerinin kurulmasını istiyoruz.

NATO 60 yıl içerisinde nasıl bir rol oynadı?
Her şeyden önce Sovyetler Birliği’ne karşı saldırgan bir rol oynadı. Sadece bir savunma ittifakı değil, aynı zamanda Doğu’ya karşı saldırgan bir güçtü. NATO’ya yanıt olarak yine savunma ittifakı olarak Varşova Paktı kuruldu. Birbirine karşı yüksek derecede donatılmış bu iki güç arasında bir barışın sağlanması, Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği olduğu sürece mümkün olmadı. Sovyetler’in çökmesinden sonra Varşova Paktı’nda olduğu gibi NATO’nun da kendisini dağıtması, feshetmesi bekleniyordu. Bu, en azından barış isteyenlerin umudu idi. Ancak bu olmadı. NATO, kendisini yeniden yapılandırarak müdahale gücü olmaya devam etti.

Ancak, NATO bu 60 yıl içerisinde sadece Sovyetler’e karşı değil, aynı zamanda üye ülkeler içinde de solculara, muhalif güçlere yönelik birçok strateji geliştirdi. Örneğin Gladio gibi örgütler kurdu...
Evet. NATO bir bütün olarak sadece dış düşmana karşı kurulan bir ittifak değildi. Aynı zamanda içerideki muhalif güçlere de müdahalelerde bulundu. Örneğin İtalya, Yunanistan ya da Almanya’da ilerici güçlere karşı gizli örgütler kuruldu. Denilebilir ki; NATO’nun yapısındaki anti-komünizm, sadece dışa yönelik değildi, aynı zamanda içe de yönelikti.

NATO üyesi büyük ülkeler şimdi yeniden bir strateji değişimi üzerine tartışıyor. Sizin düşüncenize göre bu yeni strateji ne olabilir?
NATO’da strateji değişikliği en son Nisan 1999’da Washington’da yapıldı. O zaman savunma ittifakından saldırgan müdahale ittifakına dönüşmeye karar verildi. Bütün askeri yapı da bunun için kullanıldı. Bu stratejinin asıl amacı ise zengin petrol kaynaklarını, enerji yollarını denetim altında tutmaktı. Böylece, NATO sınırları dışında kalan ülkelere müdahalenin önü açılmış oldu. Şimdi tartışılan yeni stratejinin ne olduğu ise tam olarak belli değil. Bana göre daha önce başlatılan stratejinin geliştirilmesinden söz ediliyor. Dünya çapında müdahale gücü olmak istiyor. Her şeyin daha verimli kullanılması, tek tek ülkelerin bazı adımlara engel olmaması isteniyor. Bu demektir ki, karar alma mekanizması değiştirilmek isteniyor. Çoğunluk oyuna göre kararlar alınacak ve uygulanacak. Böylece, dünya üzerinde daha etkili olma ve Doğu’ya genişleme süreci devam ettirilmek isteniyor.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, NATO’nun küresel bir örgüt olmasına karşı olduğunu, ancak bunun küresel düzeyde olaylara müdahale etmeme anlamına gelmediğini söyledi. Almanya ne istiyor?
Elbette, dünyanın birçok ülkesinin NATO’ya üye olmasına karşı çıkıyorlar. Örneğin Rusya, NATO’ya üye olursa, bu, NATO’nun kendisini feshetmesi anlamına gelir. Çünkü, Rusya’nın üyesi olduğu bir NATO’da Rusya’ya karşı kararlar alınması söz konusu olamayacaktır. Bizim NATO’ya yönelttiğimiz en önemli eleştirilerden biri, silahlanma yarışının sürdürülmesidir.

Barack Obama’nın ABD başkanı seçilmesiyle NATO içerisinde “sıfırdan başlangıç” söz konusu olabilir mi?
Şu ana kadar Obama’nın nasıl bir yol takip edeceği bilinmiyor. Saldırgan bir politika yerine daha savunmacı bir tutum içerisinde olup olmayacağı ya da bunu yapıp yapamayacağı belli değil. Bu politikalarını hayata geçirmesi konusunda güçlü şüpheler var. Çünkü ABD’de Bush’un agresif stratejisinin sürdürülmesini isteyen birçok güçlü kesim var. Şu an da Obama’nın NATO’da da çok taraflı diplomasi sürdürüp sürdürmeyeceği, asıl olarak ABD’nin stratejisine bağlıdır.

TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİ
1950’de Adnan Menderes hükümeti döneminde TBMM kararıyla Kore Savaşı’na Birleşmiş Milletler komutası altında ABD ve Güney Kore’nin yanında çarpışmak üzere asker gönderen Türkiye, NATO üyeliği konusundaki niyetini uluslararası arenaya gösterdi. Kore savaşı’nda ölen askerler, dönemin muhalefet lideri İsmet İnönü ve partisi CHP tarafından NATO üyeliği için yapılan bir taviz olarak adlandırılmıştı.
Başlangıçta 12 devletin katılmasıyla kurulan NATO’ya Londra’da 17 Ekim 1951 tarihinde düzenlenen bir protokol ile Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımları onaylanmış, Türkiye 18 Şubat 1952’de, Fuat Köprülü’nün dışişleri bakanlığını yaptığı Adnan Menderes hükümeti döneminde NATO’ya resmen üye olmuştur. Norveç, Danimarka gibi üyeler, Türkiye’nin üye olmasına, çok yakın zamana kadar diktatörlükle yönetildiği ve yeterli demokrasi tecrübesi olmadığı gerekçesiyle uzun müddet karşı çıkmışlardır.
8 Eylül 1952’de; Türkiye, NATO’ya kabul edildikten yedi ay sonra, İzmir’de Müttefik Kara Kuvvetleri Karargahı (LANDSOUTHEAST) kuruldu. Karargahın başına ABD’li bir korgeneral getirildi. 1954’te karargaha Fransa, İngiltere ve İtalya’dan askerler dahil edilerek üs “güçlendirildi”.
NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi’nin 10 Mart 1954’te imzalanmasıyla, ABD’nin Türkiye topraklarında askeri tesisler ve üsler kurması ve askeri personel bulundurması kabul edildi.
1966’da, NATO’ya ait haber alma tesislerinin sayısı 112’ydi. Türkiye’de 35 kilometrekarelik alan NATO’nun denetiminde olup, buraya, bakanlar dahil Türk yetkililerin NATO komutasından izinsiz girmesi yasaktı.
ABD ile Türkiye arasında 1976 yılında imzalanan “ABD-Türkiye Savunma ve İşbirliği Anlaşması”, İncirlik, Kargaburun ve haber alma tesislerinin NATO adına ABD tarafından kullanılmasını sağladı. 1980 yılında 12 Eylül darbesi sonrasında imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması” ile 12 askeri üssün NATO adına ABD tarafından 5 yıllık kullanılmasına karar verildi. Bu anlaşma, ABD’nin talebi doğrultusunda halen yürürlüktedir...

Türkiye’deki NATO üsleri
* İncirlik Hava Üssü, yönetimi ve denetimi TSK’da olan, NATO’nun önemli bölgesel bir depo üssüdür. Adana’ya 10 km uzakta bulunan üs, Akdeniz’e 56 km uzaklıktadır. Türk Hava Kuvvetleri 10. Ana jet üssü ve ABD hava kuvvetleri 39. Ana jet üssü burada “görev” yapmaktadır.
* İzmir Hava Üssü, İzmir’in 17 km kuzeybatısında, Çiğli’de bulunan Avrupa’daki ABD hava kuvvetleri’ne (USAFE) bağlıdır. 42 uçak ve 300 asker-personel bulunan üste I-HAWK ve Roland füze sistemleri konuşlandırılmıştır. İzmir Hava Üssü, NATO’nun Türkiye’deki en eski üssü olmakla beraber, son yıllarda önem kazanmıştır. 11 Ağustos 2004’te LANDSOUTHEAST karargahı Napoli’den İzmir’e taşınmış, 1 Ocak 2006’da da ABD 16. hava filosu, Almanya’nın Ramstein hava üssü’nden alınıp buraya yerleştirilmiştir.
* Şile üssü: Stinger füzelerinin fırlatılması için uluslararası standartlarda bir atış alanıdır.
* Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı: Irak savaşı sürecinde NATO tarafından getirilen AWACS’lar burada üslenmiştir.
* Balıkesir 9. Hava Jet Üssü: Bu üste 6 adet “vault” denilen füze rampası bulunmaktadır.
* Muğla Aksaz Deniz Üssü.
* Ankara-Ahlatlıbel, Amasya-Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmir-Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, Ordu-Perşembe, Rize-Pazar, Erzurum, Van-Pirreşit ve Mardin’de NATO’ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri (CAOC6) bulunmaktadır.
Hazırlayanlar: Mehmet Özer / Yücel Özdemir
www.evrensel.net